21 Ağustos 2010 Cumartesi

Alexander McQueen, Lady Gaga ve sanatın altın ışıkları



Bazı renkler vardır ki birleştiği zaman insana farklı çağrışımlar uyandırır, özel hikayesini yazar. Altın ve kırmızı, bu renklerden ikisidir. Altın… Asaletin, zenginliğin, güneş pırıltısının, krallığın rengi. Kırmızı… Aşkın, tutkunun, savaşın, enerjinin rengi. Bu iki renk bir arada bulununca insan kendisini krallıklar arasında savaşların eksik olmadığı Batı Ortaçağı’nın o kendine has dünyasıyla karşı karşıya buluyor. O döneme ait resimlerde, el yazması kitapların süslemelerinde, duvar örtülerinde bu iki rengin bir arada kullanıldığına çok şahit oluyoruz. Çoğunun ismi günümüze kalmamış bu sanatçılar, o dönemin sıkıntılı ortamından çıkışı, hareketi, bereketi, altınları, parıltıları çağrıştıran renklerle eserler vermekte buluyordu belki de. O yüzyıllarda, yine bu renklerin bolca kullanıldığı, insanın beş duyusunu ve sevgiyi, arzuyu simgeleyen, dönemin modasına uygun olarak arka planını binlerce çiçeğin süslediği La Dame à la licorne serisinin altı eseriyle büyüleniyordu gözler. . . Günümüzde ise hayaller dünyasını özel bir üslupla yansıtan Alexander McQueen (RIP) elbiseleriyle. Vanity Fair Eylül sayısında Lady Gaga üzerinde gördüğümüz bu eşsiz kıyafet ve benzerleri maalesef bir daha yapılamayacak. Dünya artık McQueen olmadan dönüyor. Ama krallıkların ışıltısını yansıtan renkler pop dünyasının kraliçelerinden biri olmaya soyunan Lady Gaga’nın ya da giderek hızlanan bir dünyada kendi özel masalını yaratmak isteyen diğer herkesin üzerinde hayat bulmaya devam ediyor.

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...