19 Nisan 2010 Pazartesi

Beyoncé olamayan yüzlerce star mağdur oluyor

2003 yılının birbirinden güzel bahar ve yaz günleri birbiri ardına hızla ve neşeyle akıp gidiyorlardı… Yapraklar filizlenmiş, çiçekler açmış, kuşlar cıvıl cıvıl ötüyorlardı… Buradan çok uzaklarda, okyanus ötesinde müzik dünyasının kalbinin attığı yerlerde, piyasada belli bir yer edinmiş bazı genç şarkıcılar yeni albümlerinin heyecanını yaşıyorlardı. Ashanti, ikinci albümü “Chapter II” için daha seksi bir imaja bürünerek daha iddialı gelmiş, Mya “Fear Of Flying”deki başarısını tekrarlamak amacıyla “Moodring”i hazırlamıştı. Britney Spears da “In The Zone” albümü için günlerini stüdyoda umut içinde geçiriyordu. Hepsi de muhteşem bir geri dönüşe, müzik dünyasını yeniden sarsmaya hazırlanıyordu. Gene gazeteler, dergiler, siteler onlardan bahsedecek, yedip içtiklerine kadar her detayı ayrıntılarıyla yazacak, kendileriyle röportaj üzerine röportaj yapacaklardı. Starlığın keyfini alabildiğince yaşamaya devam edeceklerdi.

Bu sırada Kelly Rowland adında Houston, Texas’lı siyahi güzel bir kadın, uzun yıllar boyunca grubu Destiny’s Child’la çalıştıktan sonra, solo kariyerine adım atmanın sevincini yaşıyordu. Dile kolay, 6 yıl boyunca grubunda solistlik yapmıştı, ama grubun ana solisti yakın arkadaşı Beyoncé’ydi ve Kelly, kariyeri boyunca hep onun gölgesinde kalmıştı. Herkes Beyoncé’yi konuşurken kendisinin adını pek hatırlayan yoktu. Zaten bu pop gruplarında bir iki kişinin grubun geri kalanından daha ön plana çıkması durumu hep yaşanmamış mıdır? Neyse ki 2002 yılı, onun için bu kısırdöngünün biraz olsun kırıldığı bir yıldı… Yeni parlayan hip hop yıldızı Nelly ile yaptıkları düet, “Dilemma”, haftalarca Billboard’da bir numarada kalmış, ilk albümü “Simply Deep” bütün eleştirmenler ve hayranlardan övgüler almıştı. Artık Destiny’s Child, Beyoncé’nin grubu diye anılmayacaktı… Beyoncé ve Kelly’nin grubu diye anılacaktı… Ama…



Bütün bu genç ve güzel, yetenekli sanatçıların hiçbiri, o sırada başlarına büyük bir felaketin gelmek üzere olduğunu bilmiyorlardı. Hayatlarını ve kariyerlerini alt üst edecek, kendilerini sahne ışıklarının gerisine, karanlıklara itecek, süperstarlık umutlarını en az 5 sene ertelemelerine neden olacak bir afet, bir kasırga, bir tufan, öyle bir şey üzerilerine doğru hızla geliyordu ve hiçbir kuvvetin bunu engellemesine imkan yoktu.

24 Haziran 2003 tarihine kadar, istedikleri her şeyi yapabilirlerdi. Konser mi tanıtım mı röportaj mı artık her neyse. 24 Haziran 2003’ten sonra artık onlar için çok geç olacaktı…

80ler modası: Rüküş ve şık, çirkin ve güzel, berbat ve çarpıcı

Bundan birkaç sene önce www.80ler.com sitesi için 80ler modası üzerine bir yazı yazmıştım. O zaman da -moda alanında sınırlı kalmamak kaydıyla- bir 80lere dönüş trendi vardı. Zaten 1997-1998 kış sezonundan beri zaman zaman modada 80lere geri dönüş yaşanıyordu. Ama günümüzde de 80lere dönüş moda alanında yoğun bir şekilde varlığını hissettirince bu yazının ara sıra güncelleştiğine karar verdim ve burada da sizinle paylaşıyorum.


80ler denilince insanların aklına Commodore 64 oyunlarından Metin Milli’ye kadar birçok şey geliyor şüphesiz. Bütün bunların içinde birçok insanın ekşimiş bir suratla hatırladığı bir olgu var: 80lerin en karakteristik özelliklerinden biri olan moda trendleri.

Bugün insanlar o kocaman vatkalı ceketleri, ilginç tropikal desenli bluzları, kirpi ya da civciv gibi çeşitli hayvanların başına benzetilmiş kabarık saçlarını, neredeyse el kadar küpelerini görünce dehşete kapılıyor olabilir. Ama gözardı edilmemesi gereken bir gerçek var, o yıllarda insanlar bunları satın almak için dükkanların kapısında kuyruklar oluşturuyordu.

Gündüz saatlerinde bir kanalı açsanız ya da daha iyisi özel Yeşilçam kanallarından birine zap arasında rast gelseniz Hülya Avşar’ı omuzları neredeyse iki metre genişleten vatkalarla donanmış kahverengi ceketiyle Tolga Savacı’ya doğru koşarken, Banu Alkan’ı leopar desenli kıyafetiyle Efes kalıntıları arasında “Ben Afroditim” diye bağırırken veya Yaşar Alptekin’i bir diskoda deri ceketiyle tekmeler atarak dans ederken görebilir, bunlara bakıp “o dönemde de ne acayip kıyafetler modaymış” diyebilirsiniz. Sonra alışverişe çıktığınızda televizyonda görüp güldüğünüz kıyafetlerin benzerlerinin satıldığını görüp şaşırabilirsiniz. Ne de olsa 90ların sonundan beri bütün dönemlere olduğu gibi 80lerin modasına da zaman zaman geri dönüş yaşanıyor. Neyse ki geri dönenler vatkalı ceketler değil. Eksik kalsınlar tabii.

Peki neydi 80lerin modasını bu kadar farklı ve özel yapan? Nasıl oldu da 70lerin İspanyol paçaları, geniş yakalı ceketleri, düz saçları yerini tam tersi bir moda anlayışına bıraktı. Acaba dönemin modacıları “70lerde ne modaysa artık onun tersini moda yapalım insanlar bıkmıştır aynı şeylerden” diye mi düşündüler? Belki evet, belki hayır. 70lerde pantalonlar kalçadan ayaklara doğru giderek genişlerken 80lerde tam tersi kalçada daha geniş ayak bileği kısmında daha dardı. 70lerde ceket, bluz ve kazaklar vücuda yapışacak derecede dar kesimliyken, 80lerde tam tersi içine çoluk çoluk nine dede derken bütün ailenin girebileceği kadar genişti. 70lerin apartman topuklu ayakkabılarının yerini ince topuklu veya topuksuz modeller almıştı. Örnekler çoğaltılabilir. Çoğu insan 80lerin modasının bu hale gelmesini kapitalizmin yükselişiyle güçlü ve zengin insan imajının ön plana çıkışına bağlıyor. Gücü vurgulamak için de tabii ilk akla gelen geniş omuzlar dolayısıyla vatkalar. Vatkalı tişört, üstüne vatkalı ceket onun da üstüne vatkalı manto giyince insanlar Arnold Schwarzenegger’e dönerlerdi. dönerlerdi. Rocky, Rambo gibi filmler de belki bu trendin bir uzantısı. Tabii body building dönemin en gözde sporlarındandı. Erkekler body building salonlarında kas yapmak için insan üstü çaba harcarlardı, tabii karete kurslarına gitmiyorlarsa. Bol renkli kıyafetler üst üste takılan aksesuarlar mücevherler zengin olmanın önemli sayıldığı bu devirde bunu vurgulamak için ön plana çıkarıldı kimilerine göre. Bazı insanlar dönemin en popüler dizilerinden Hanedan’ın moda trendlerine etkisinin öneminin sanıldığından fazla olduğunun altını çiziyor. Işıltılı kıyafetleriyle Linda Evans ve Joan Collins, dönemin kadınlarının olmak istedikleri güçlü, zengin kadınlardı. Vatkaların popüler olmasının başlıca sorumlularından biri olarak da Hanedan dizinin köstümlerini tasarlayan Nolan Miller gösteriliyor. O kadar ki Nolan Miller imzalı “The Dynasty Collection” adlı haute-couture tasarım kıyafetlerden oluşan bir koleksiyon büyük bir ilgi görmüştü. Ayrıca Prenses Diana’nın etkisini unutmayalım. O dönem dikiş bilen birçok bayan, onun giydiği elbiselerin aynısını dikebilmek için çırpınıyordu. Tabii yayınladığı modeller, dikiş teknikleriyle örgü, nakış ve dikiş işlerinde fazlasıyla yardımcı olan Burada dergisini unutmamak lazım. Genç kızlar ve kadınlar buradanın yeni sayısını almak için bakkallara koşturur, derginin ortasına zımbalanmış patronları özenle çıkarır yere serer, elinde makasla kumaşları kesip biçerlerdi. Kıyafetlerin dikimi bitince evlerde defile yapılırdı. Ne de olsa Mango yada Zara’nın olmadığı bir dünyada yaşıyorlardı. Tabii ülkemizde hala popülaritesini koruyan Vakko, Beymen, Derimod, Zeki Triko, Mudo gibi markalar ve çeşitli butikler dünya moda trendlerini anında müşterilerle buluşturuyorlardı. Fashion TV yoktu ama moda trendleri TRT dizilerinden, toplanıp gidilen sinema filmlerinden, Ses, Hayat, Kadınca gibi birçok dergiden, gazetelerden takip edilirdi. Tek tük satılan yabancı dergiler de dil bilinmese dahi sırf resimlerine bakmak için satın alınırdı.

Madonna’yı örnek almamış her halde çok az genç kız vardı. Saçlarını onun gibi kestirmek onun gibi üst üste takıları takmak, onun çılgın elbiselerini giymek ve onun danslarını yapmak için gençler birbirleriyle yarışırdı. Bazen de kızlar Serpil Çakmaklı gibi saçlarını kat kat kestirip kelebek tokalarla tepeden tuttururlar ya da permalarla koyuna dönerlerdi. Elbette pembe ruj ve mavi göz farından oluşan kült makyajı yapmayı ihmal etmezlerdi. Pembe ruj ve oje sürmedikleri günlerde cart kırmızı oje ve ruj sürerlerdi. Kırmızı tonlarındaki allıklar bolca sürülürdü. Göz etrafına çizilen siyah kalemler rengarenk makyajla tezat oluştururdu. Kemerler ve kocaman rengarenk küpelerle de aksesuar meselesi hallolmuş olurdu. Erkekler Michael Jackson’un simli eldivenini bulmak için dükkan dükkan dolaşırlar, saçlarını George Michael gibi kestirirlerdi. Veya dönemin büyük modası olan tepede kısa kesilmiş mümkünse perma yapılmış arkadan dümdüz uzayan saç tipini birçok gençte görürdük. Heavy metal dinleyenlerde saç boyu daha da uzuyordu tabii. Yırtık pantalonlar, çivili deriler, zincirler ve bandanalar bütün dünyada çok modaydı. Tabii simsiyah kıyafetlerin altına giyilen beyaz spor ayakkabıları da unutmamak lazım.

Capcanlı renklerin birbirine kombine edildiği kıyafetler, şalvarlı pantalonlar, rengarenk desenli taytlar, mayo ile tişört arası acayip bir nesne olarak tarihe geçen bodyler, fosforlu takılar, neredeyse yerlere kadar uzanan en az beş beden büyük ceketler ve onun altına giyilen dar mini etekler, rengarenk deri kıyafetler, tozluklar, kocaman güneş gözlükler ve daha birçok şey insanları hem dehşete düşürüyor hem de o günlerin özlemle hatırlanmasına neden oluyor. Herhalde 80ler modası kadar karakteristik bir başka on yıllık moda akımı daha olmadı. Şimdi bile isterseniz 80lere ait beğendiğiniz bir parçayı alıp sokağa çıkabilirsiniz, nasıl olsa günümüzde de modadır ya da ileride olacaktır. Ama yine de vatkalardan uzak durun derim.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...