31 Ağustos 2010 Salı

IFW Özlem Süer

"Good Life" adını taşıyan Özlem Süer koleksiyonunun defilesi farklıydı. Hem kıyafetleri, hem sunumu hem de bizi bir Kız Kulesi yolculuğuna çıkarmasıyla farklıydı. Çok özeldi. Çok güzeldi.
Kız Kulesi'ne gitmek için yol haritamı çizmişken bize basın için otobüs kalkacağı söylendi, işlerimi çabucak bitirip neredeyse 20 santim topuklu ayakkabılarımla kalabalığın arasından hızla uçarak Taşkışla binasının önünde buldum kendimi.
Kabataş'tan bizi güzel bir motora aldılar. Denize bakıp İstanbul manzarasını, Boğaz'ı seyrederken defilenin heyecanı içimde giderek artıyordu.



Kız Kulesi yaklaştıkça, buraya bu defile için gelmekle ne kadar şanslı olduğumun giderek daha fazla farkına varıyordum.


































Bu defilenin olağandışı olacağı daha en baştan Kız Kulesi'nin tepesine çıkıp kanatlarını çırparak bizi karşılayan meleklerden belliydi.

Defile için bizi bir festival ortamı karşıladı. Garsonlar bize şaraplar ve meyveler ikram ediyorlardı. Basın mensupları kıyafetlerin mankenlerin üzerinde topluca görücüye çıkarıldıkları iç salona alındı.




O zaman bizi harika bir koleksiyonun beklediğini hemen anladık. Özlem Süer yine aristokrasi rüzgârları estirmişti. Koleksiyona ismini veren İyi Hayat temasından yola çıkarak Lüüüküüüüs hayaaaat, oh ne rahaaaat diye şarkılar söylesek yeriydi:) Zaman zaman gotik modası, daha doğru bir tabirle eski yüzyıllar modası krizim tuttuğu için bu koleksiyon sizi bilmem ama tam bana hitap ediyordu, gotik modasının cyber ya da fetish kısımlarını görmezden gelip Kraliçe Victoria döneminden esinlenen taraflarıyla ilgilendiğim için, ama hep siyah giymekten hele bir de üstüne siyah rujdan filan hazzetmediğim için asıl aradığım, eski yüzyılları yansıtan pudra pembesi, beyaz, kül rengi gibi tonlarda asil ve güzel parçalar. Bunlar daima kalbimin bir köşesinde ayrı ve özel bir yer almıştır ve sürekli gardrobumda böyle şeyler görmek istiyorum. Ve tabii zaman makinesiyle eski yüzyıllara ışınlanmak zorunda kalmadan:) Bu gördüğünüz eserlerin karşısında büyülenmekten kendimi alamadım.
Dışarı çıktığımızda da bizi uzun sopalar üzerinde yürüyen beyaz gelinlik gibi kıyafetler giymiş peri kızları karşıladı.

Nihayet çok da uzun olmayan bir bekleyişten sonra defileye sıra geldi. Kız Kulesini çepeçevre saran beyaz bir podyum kurulmuştu. Mankenler teker teker çıkarak kulenin etrafını dolaşıyorlardı. Yer bulmakta da fotoğraf çekmekte de zorluk çekmedik. Güneş ışığının ve çok yakında durmamın etkisiyle oldukça güzel fotoğraflar çekebildim ve daima tercih ettiğim üzere kendi özel fotoğraflarımı buraya koyabiliyorum.

Gördüğünüz üzere defile diğerlerine nispeten daha küçük, sade parçalarla başladı. Simli taytların eşlik ettiği kıyafetler düzgün kesimlerle birçok farklı kombine imkan verecek şekilde yapılmıştı.


Defile ilerledikçe, kıyafetlerin gösterişi de giderek artıyor, boyları uzayan daha parıltılı eserler görüyorduk.

Elbette en ağır, en gösterişli, en aristokrat, en primadonna parçalar en sona saklanmıştı. Böylece bir aristokrasi kadınının sabah odasında başlayıp, akşam bir baloda ya da operada sona eren bir gününün hikâyesini görüyorduk sanki.

Defilenin highlightı da elbette çok güzel, telli duvaklı bir gelinlikti.

Bu sefer zannederim "All That Glitters loves it" tagı koyacağım özel bir parça seçemeyeceğim, çünkü karar vermek gerçekten çok zor. Ama bu koleksiyonun herhalde tümünü birden almak isterdim.

Aslında bu defile İstanbul Fashion Week'in kapanış defilesi olsa çok iyi olurdu. Bir kere Kız Kulesi gibi dört bir yanı panoramik bir yerde yapılıyor. Basın kulenin neresinden fotoğraf çekse, fonda muhteşem bir manzara görünüyor. Üstelik bir kapanışa çok uygun gösterişli, üzerinde uzun uzun çalışılmış, uğraşılmış özel bir koleksiyon var. Üstüne bir de parti Kız Kulesi'nde yapılsa, parti esnasında kuleden (ya da yakında bir tekneden) havaya havai fişekler fırlatılsa, bütün basında bu yer alsa, zaten yerli ve yabancı basında çok büyük bir ilgi gören IFW'nin akıllara kazınan unutulmaz bir kapanışı olurdu. O zaman dünyadaki modaseverler, İstanbul'da moda haftası düzenlenmesinin ne kadar özel, ne kadar benzersiz bir olay olduğunu daha iyi anlarlardı. Bence.

IFW AVVA

AVVA defilesine gitmedim. Neden biliyor musunuz? Çünkü makinemin faul olduğunu size daha önce yazmıştım. Dolayısıyla birçok defile için çektiklerime güvenmeyip basın odasından görsel bulmak durumunda kalmıştım. (Tabii elde ettiğim görseller hep karşıdan çekilmiş, oysa benimkiler yanlardan çekilmişti, daha değişik açılardan gösteriyordu kıyafetleri. Kenar detaylarının önemli olduğu kıyafetler söz konusu olduğunda böylece daha etkili görseller elde etmek mümkün olabiliyordu.)
Neyse AVVA defilesinin olduğu sıralarda ben basın odasından görsel çekmekle meşguldüm çünkü varlıkla yokluk arasında gidip gelen makinem çok az defile için istediğim kalitede görselleri sunmuştu. Bir de kaçırdığım defileler vardı tabii. Onların da görsellerini almalıydım. Bilgisayarların yoğunluktan yavaşlaması gibi sebeplerden dolayı işim uzun sürdü, bir-iki saatim basın odasında geçti dolayısıyla AVVA defilesi de ben farkında olmadan başladı ve bitti.

Ama yine de yazabilirim.

Defilede mankenler beyaz saçlarla uzay çağıyla ilgili çizgi filmlerin kahramanları gibi çıktı, bana biraz da Küçük Emrah'ın bir filminde onun hem babayı hem de oğulu oynadığı, babayı oynayan Küçük Emrah'ın saçlarının bembeyaz olup (yaşlandırma makyajı yapılmamış tabii yüz hâlâ genç) oğul olan Küçük Emrah'ın saçlarının siyah olduğu o filmi hatırlattı:) Çok alakasız bir çağrışım ama ne yapalım yazmadan yapamadım:)

Elbette birbirinden yakışıklı mankenlerin sulu zırtlak arabesk filmlerle hiçbir alakaları yoktu. Saç kesimlerinde rockabilly etkisini görüyorduk ve aslında stylingi çok beğendim. Tabii kadın defilesi olunca kıyafetleri yazıp erkek defilesinde kıyafetler beni ilgilendirmediği için mankenleri yazacağım diye bir kaide yok. Kıyafetlere geçersek, küreselleşme ile mekanikleşen insanları anlatan "Androidlerin Dünyası" defilenin ana teması olarak belirlenmiş. Defilede kullanılan soğuk ve pastel renkler de küresel ısınma ve erizyen buzullar gibi dünyamızın en önemli sorunlarını simgeliyor. Binaları andıran çizgili detaylar da inşaatlaşmayla çevrenin yok olması sorununa dikkat çekiyor. Böyle bir tema seçmekteki duyarlılıkları elbette çok önemli. Ne fazla dar ne de fazla bol olan tam kararında kesimleriyle birçok farklı vücut tipine oturabilecek kaliteli parçalardan oluşan, belli bir bütünlüğü koruyarak kimlik oluşturmakta oldukça başarılı klas bir koleksiyon bence.
Renkli parçalar, doğru kombinlerle renkli giyinmekten köşe bucak kaçan erkeklerin de kullanabileceği bir şekilde yapılmış. Belli bir kültür düzeyine sahip, maceracı ve adrenalini yüksek erkeklere fazlasıyla hitap ettiği kesin. Giyimde farklı bir şeyler denemek isteyen ama bir anda radikal değişimler yapmaya çekinen erkekler, AVVA koleksiyonunda kendilerine istediklerini verecek doğru parçaları bulabilir, böylece stillerine bir canlılık kazandırabilirler.


Görseller kaynak: blog.markafoni.com

IFW Gamze Saraçoğlu

Daha önce Özgür Masur koleksiyonu için yazdıklarım Gamze Saraçoğlu koleksiyonu için de geçerli çünkü koleksiyonun bütünlüğünü oluşturan, bunun özel kimliğini oluşturan ve akılda kalıcı olmasını sağlayan unsurlar burada vardı. Zaman zaman payetli işlemeli kullanılan zaman zaman sade kullanılan özel desenler, bu kıyafetlere adeta birer logo olmuşlardı. Koleksiyonun ismi "Papila." Yani her insanda ayrı ve benzersiz bulunan parmak izinin katmanları. Buna göre koleksiyonun anlattığı kadınlar da, benzersiz, güçlü ve kendi özel izini bırakan kadınlar. Ağırlıklı olarak, nar çiçeği, kırık beyaz, ten rengi, altın, sitron, ekru gibi tonlarla yaz meyvelerini, yaz çiçeklerini, yaz sevincini hatırlatan bu defileyi yazın bitmesinin hüznünü yaşadığım bir dönemde seyretmekten büyük keyif duydum. Zaman zaman kıyafeti bir desen çizerek ışıldatan, zaman zaman da bütün kıyafete yayılan payetler, uçan bir eşarbı andırırcasına bedeni sararak ilerleyen volanlar, Saraçoğlu'nun 2011 yazına attığı diğer imzalardı.



Koleksiyonun en belirgin imzası olan desenler işte bunlar.

Bu da benim şahsi favorim ♥

IFW Özlem Kaya

"Şifa" isimli defilesinde Özlem Kaya, belli ki eski çağların şifacı kadınlarından esinlenmiş, yani bana öyle geldi. Etnik çizgiler, eski çağları hatırlatan tonlarda bejler kahve renkleri sarılar, ve sonun da beyazlar, modellerin kızılderili vari saç renkleriyle bütünleşiyordu. Rastgele dağılan drapelerle bohem ve rahat kıyafetlerin hakim olduğu koleksiyon, ipek, keten, örgü gibi kumaşlarla hazırlanmıştı. Defilenn sonlarına doğru çıkan beyaz parçalar özellikle dikkat çekti ve beğenildi.

 
Bu iki kıyafet favorilerim arasındaydı. Saçlarımı kestirmiş olmasam bu modeli de uygulardım bir gün:)

 

IFW İstanbul Moda Akademisi öğrencileri defilesi

Istanbul Fashion Week'e sabah akşam gitme ve hiç birini kaçırmadan bütün defilelere katılma şansına sahip olanlar (herhalde yakında oturuyorlar ya da günde 3 saat uyumakla yetinen sihirli insanlardanlar) dördüncü güne İstanbul Moda Akademisi öğrencilerinin çalışmalarının yer aldığı defileyle başladılar.
İMA mezunu 11 öğrenci  bireysel olarak belirledikleri farklı temalar altında, altışar farklı kıyafet sundu. Defilede yer alan öğrencilerin isimleri ve koleksyion temaları:
Zehra Elif Yavuz “Romantic Warrior”, Didem Yağcı “Cage”, Feray Kanpolat “Pandora”nın Kutusu”, Deniz Gelgeç “Don-Take Off Ence At My Innuendo”, Özlem Yazan “Physalis”, Gamze Ela Yavuz “Maiden’s Tower”, Tuçe Bayar “Harte Schale Weicher Kern”, Maria Kelli “The Ballet”, İlker Büyükkurt Sevan “Deadly Sins”, Selen Kavaklı “Agony”, Meltem Özbek “Bonded Skyline”

IFW Damat /ADV

Damat/ADV defilesi de sakallarım çıkmadığı için beni pek ilgilendirmiyor:) Ama kadınlara özel parçalar da vardı. Bahar Korçan defilesinden sonra çok yorgundum, hastalığım da devam ediyordu bu nedenle bu defileye katılamadım ve sonradan gördüğüm görsellerle fikir edindim. Sade ve fazla gösterişli olmayan yaz renklerinin buluştuğu koleksiyonun oldukça BCBG (Bon chic, bon genre) bir havası vardı, yani temiz, şık ve klas bir hayat tarzını yansıtan, kaliteli giyinmeyi seven herkese hitap edebilecek bir bütündü. Mankenler çoluklu çocuklu tam bir mutlu aile modunda podyuma çıktılar, podyumun yanına kurulan sanal bahçelerde örnek aile tablosunu yansıtmayı ihmal etmediler. Defilenin sürprizi Beyaz'dı. Fotoğraflarda o kasetindeki türküleri az sonra potporiyle söyleyecekmiş gibi bakmış. Keşke kaçırmasaydım bu defileyi.

IFW Bahar Korçan

Bir Bahar Korçan deneyimi yaşamak için sabırsızlanıyordum bu nedenle Harbiye'deki Radyoevi'ne vakitlice gitmeyi ihmal etmedim. Geldiğimde çok kalabalıktı ve içeri zar zor girebildim. Arkalarda bir yere denk geldim ve makinem pek iyi çekemedi. Bu nedenle basın için ortak görsellerden seçtiklerimle yetiniyorum. Yine bütün fotoğrafları koymuyorum zaten birçok blogda var, ben her defile için en dikkat çekici bulduğum kısımları defile hakkında genel bir fikir olsun diye koyuyorum.
Bahar Korçan'ın koleksiyonu "Dinle" adını taşıyordu, defile başlayana kadar uzun süre ekranda kırmızı, mavi, mor ışıltlar göründü ve kayıttan doğa sesleri arasında "Dinle, dinle, dinle" şeklinde yankılanan bir ses kulağımıza geldi. Tek dinleyebildiğim yerlerine oturmaya çalışan insanların ve onları yönlendirmeye çalışan görevlilerin bağırış çağırışlarıydı.
Ama defile başlayınca bitmesini hiç istemedim ve keşke defileleler bu kadar kısa sürmese dedim içimden. Ünlü rapçi Fuat Ergin ve DJ Mr. Pink konuk sanatçı olarak yer almışlardı ve Fuat çeşitli şiirleri rap tarzında okuyordu, bu sırada çıkan mankenler söylenen sözlere uygun hareketler yapıyorlardı. Bir podyumda ileri geri yürümenin dışında, özel pandomim vari bir gösterinin bulunduğu bir defileyi yaşamak güzeldi. Bir gün önceki seminerde her koleksiyonunda daha protest olmaya çalıştığını söyleyen Bahar Korçan sıranın dışına çıkmaktaki ustalığını yine göstermişti.
Defilenin saçları ve sanki kan ağlamayı yansıtıyormuş gibi duran makyajları, ayakkabıları dört dörtlüktü. Hem görmek hem de dinlemek için tasarlanmış kıyafetler, kabarık etekler, taşlı işlemeler, soyut desenler, ne çok ince ne çok kalın olan zarif kemerler, aristokrat fırfırlarla dolu koleksiyon, bizleri sıradan kıyafetlerle dolu, ölümlülerin dünyasından çıkarıp bambaşka bir aleme götürdü. Ne var ki bu yolculuk yarım saat bile sürmemişti.






















































































































IFW Hatice Gökçe

"Jön Türkler" adını taşıyan koleksiyonda Tanzimat dönemi ve hatta 1900'lerin başlarının giyiminin etkisini çok ince, biraz da militer detaylarda hissetmemek mümkün değildi. Deri ağırlıklı koleksiyonda, bir yelpaze gibi açılan pliler, koleksiyon parçalarına özgünlüğünü kazandıran başlıca unsurdu. Sadece erkek değil bayan koleksiyonu da vardı defilede. Pastelin biraz daha canlısı tabir edebileceğim renkler, sanki, o dönemde önemli bir güç olan Jön Türklerin hem gençliğini hem de ideallerinden dolayı taşıdıkları umudu yansıtıyordu. (Bu benim yorumum tabii, katılırsınız, katılmazsınız, bilemem:) Diyelim ki kahverengi, siyah parçalar da onların organize bir güç olarak hareket konusundaki kararlılıklarını ve ciddiyetlerini. (Hey, bu da benim yorumum.)
Yine kendi görsellerim (olamadığından) yerine basın için ortak görselleri kullanarak, koleksiyondan seçtiklerimi koyuyorum.































































Yelpazeyi andıran ayrıntılar, özellikle bayan koleksiyonunda çok şık duruyordu.

IFW Özgür Masur

Özgür Masur'un defilesi en çok merak ettiklerimdendi bu nedenle dünden kalan yorgunluğa, uykusuzluğa ve baş dönmesine aldırmadan gittim. Bir gün önce ayağım burkulmuştu ve bu nedenle şişmişti, ağrıdan dolayı ilaç üstüne ilaç almıştım, dolayısıyla ertesi gün evden çıkmasam bile yeriydi. Ama görev aşkına moda aşkına, IFW aşkına Taşkışla'da olmalıydım çünkü moda haftası dediğin her gün olmuyor.

Özgür Masur'un koleksiyonunun beklediğime değeceğini zaten biliyordum. En kalabalık defilelerden biriydi, ayrıca ünlü oranı en yüksek olanlardan biri:) Bir koleksiyonunun başarısının akılda kalıcı vurucu unsurlara dayanması, bu unsurların çeşitli gruplar halinde sık aralıklarla tekrarlanmasıyla gerçekleşebileceğini gösteren koleksiyonlardan birisi de işte buydu. Bu unsurların başlıcaları, bazı kıyafetlerin çeşitli yerlerine iliştirilmiş ya da kıyafet boyunca sıralanan fiyonklar, bir kumaşı sanki drapeliymiş gibi gösterecek şekilde hazırlanmış özel bir baskı tekniği, bir merkezden çember halinde 360 derece yayılan tüllerdi. Özellikle altta birinci ve dördüncü fotoğraflarda göreceğiniz kabarık elbiseler koleksiyonun "coup de coeur" diye tabir edilecek, her kadının gardrobuna almak için yarışabileceği özel parçalarıydı.

Kendi makinemle çektiklerim hiçbir şeye benzemediği için, basın odasından yoğunluktan dolayı yavaşlamış bilgisayara rağmen elde edebildiğim görsellerden seçtiklerimi koyuyorum. Aklınızda bulunsun bu fotoğraflarda neredeyse cart kırmızı gibi görünen kıyafetler aslında fuşya. Bunları öyle düşünün hayal edin photoshop biliyorsanız photoshopla fuşyaya çevirin:D

















































































Bilin bakalım bunların hangisi gerçek drape, hangisi sahte?
































Kendi makinemle çektiğim ve kalitesiyle(?) beni bas bas bağırttırmayan ender fotoğraflardan birinde, Özgür Masur fiyonklarının küçük bir elbiseye nasıl neşe, dinamizm ve kırmızı halılar için ideal bir ışıltı kattığını görüyoruz.



































Defilede yukarıda yazdığım gibi birçok ünlü vardı ve basın mensupları tarafından görüntülendi. Daha önce Atıl Kutoğlu defilesinde giydiği daracık elbiseyle çok eleştirilen Deniz Akkaya, bu sefer kırmızılar içindeydi ve bence çok daha iyi bir seçim yapmıştı çünkü elbise üzerine tam oturmuştu ve kalabalıklar içinde farkedilmek için hâlâ en ideal renk kırmızı. Her ne kadar üstüne bir de kırmızı ruj sürüp kırmızı çanta taşıması too much olsa da ben seçimini çok beğendim.


























Deniz Akkaya'nın birkaç sıra ötesinde Beren Saat oturuyordu. Defile biter bitmez bir sürü insanlar onun başına üşüştü ve hayranları onunla fotoğraf çektirmeye başladı. Dedim ben de çektireyim, bir resim çektirdim baktım resim berbat çıkmış suratımın yarısı görünüyor yarısı görünmüyor, bir tane daha çektireyim dedim, onda da berbat çıktım, tabii o hengamede çekecek kimse bulamadığım için kolumu uzatıp suratıma zoomlayarak çekiyorum, bu sırada Beren Saat "Lütfen artık çekmeyin, zaten kameralar çekiyor," vb. demeye başladı, ben de pardonlarla özürlerle uçup gittim, ama sırada onunla fotoğraf çektirmek için bekleyen bir ordu oluşmuştu bile. Sonra empati yaptım tabii, ünlü olmak kolay değil devamlı suratında flaşlar patlıyor ve fotoğraf çektirmekten 5 dakikalık yolu 5 saatte gidiyorsun, tevekkeli değil abim de bana diyordu "sen son zamanlarda çok yaramaz oldun hiç böyle değildin.":) Fatmagül'le bambaşka bir karakterde yepyeni bir deneyim yaşayacak olan Beren Saat'e bu ilgi devam edecek gibi görünüyor. Kaçış yok.


Berbat çıktığım için yüzümü yayınlamıyorum:) Beren Saat fotojenik onda sorun yok.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...