31 Ocak 2011 Pazartesi

SİMAY BÜLBÜL DEFİLESİNE DAVETİYE KAZANANLAR BELLİ OLDU!!!!

Simay Bülbül'ün defilesi için beş davetiyeyi kazananlar BELLİ OLDU!!!
random.org aracılığıyla gerçekleşen çekilişte aşağıdaki nicklerle bana yorum atan arkadaşlar Simay Bülbül defilesine davetiye kazandılar:
Asena
Mö
Sallybrown
Bonbon
Demet

Rica ediyorum, info@guzelblogum.com adresinden benimle bağlantıya geçin.
Kazanamayanlar, üzülmeyin, çeşitli konularla çekilişlerim devam edecek. Bu ilk oldu benim için, ilk defa blogumdan bir şey dağıtıyorum. Güzel bir tecrübe oldu. Yorumlarınız da beni çok mutlu etti. Devam edeceğim.

IFW'de defilelerin ayrıntıları belli olmaya başladı

Evet, artık İstanbul Fashion Week'e bir hafta bile kalmamışken, birçok tasarımcının defilelerinde yer alacak koleksiyonların ayrıntıları yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Daha önce Gül Ağış ve Simay Bülbül'ün koleksiyonlarını yazmıştım.
Derken başka tasarımcılarla ilgili de bilgiler almaya başladık artık.

Mesela Giovane Gentile koleksiyonu: 3 Şubat saat 16:30'daki defilenin koreografisini Uğurkan Erez yapıyor. Metropol erkeklerinin tüm beklentilerini karşılaması amaçlanan koleksiyonda ipek, kaşmir, yün karışımı ceketler var. Astarsız ceketlerle rahat ve özgürce hareket edilebilmesi amaçlanmış. El örgüsü hissi veren hırkalar, deri aksesuarlı ceket ve pantolon kombinleri ve sert çizgilerle iddialı bir koleksiyon hazırlanmış. Ekose kumaşlı takım elbiseler, çeşitli kır tonlarıyla doğanın tüm örnekleri üst üste giyilebilen parçalar, yelek-kaban kombinasyonları, yağması beklenen kar tanesi, kıvrılmış paçalar, kontrast yaratan materyaller, koleksiyonun anahtarları.

Mehtap Elaidi: Mehtap Elaidi'nin 4 Şubat tarihli defilesinde sergileyeceği koleksiyonunun adı Çoğul Yalnızlık. O güzel basın bülteninde yazdığı üzere,"Son yıllarda hayatımıza girmenin ötesinde neredeyse tamamına hakim olmaya başlayan sanal paylaşım ortamlarıyla değişen yalnızlık ve kalabalık kavramlarından bahsediyor. İnsanların yalnızlıklarından kaçmak veya arınmak için başvurduğu bir kanal olan bu sanal ortamlarda aslında nasıl da yalnızlıklarına ısınmaya başladıklarını işliyor. Sanal paylaşım ortamlarının insanlarda ikinci bir deri, kimlik oluşturmaya yararken altta kendi kimliğimizi korumaya çalışmanın hatta bunu yansıtmanın önemiyle yüzleşmeye ve biraz da yüzleştirmeye çalışıyor. Bunun için çok katlı formlar ve Mehtap Elaidi nin kendi tasarimi olan ağ deseni farklı renklerin kombiniyle daha farklı hale getirilip koleksiyonun içine sızdırılmış. Aynı desenin siyah-beyaz haliyle yalnızlığı, renklendirilmiş haliyle kalabalığı vurguluyor. Bu anlamda puantiyelerden de destek alarak farklı desenlerin yakalayabileceği bir harmoni oluşturuluyor. Uzun eteklerin hakimiyetinde midilere yer açıp pantolon ve ceketlerde farklı formlar çalışılmış. Fonksiyonelliğin tasarımla buluştuğu noktada giyilebilir olmakla özgün olabilmenin sınırlarını zorlayan Mehtap Elaidi bu sezon da karşimiza sürprizlerle çıkıyor."

Jale Hürdoğan: Jale Hürdoğan'ın 4 Şubat'taki Karma III defilesinde yer alacak koleksiyonunun adı "Dancing Star". Yine sözü basın bültenine bırakıyorum. "Geçtiğimiz yıl kurduğu Janucha markası ile tanınan Hürdoğan, koleksiyonunu tasarlarken, insanın kaotik ruh halinden ve ancak bu ruhlardan çıkabilecek yıldızlardan ilham aldı. Kaosun çok sesli ama dilsiz olduğunu, karanlığın içinde olduğu halde renkli, depresif ancak umutlu olduğunu, ve sinirlere basarak ışıldadığını belirten Jale Hürdoğan, koleksiyonunda asıl olarak kaostan çıkan ve dans eden bir yıldız düşlüyor.
Bu görüntüyü siyah ve grilerin arasından çıkan yanık oranj tonları ve açık mavi-laci garnilerle pekiştiriyor. Bunun yanında gri ve bordolar da ekru/bej/siyah kombinlerine renk katıyor. Işıltılı kumaşların düz renklerde tüller ve dantellerle detaylandırılıp yıldızın dans etmeye başlamasıyla da vurgulanıyor. Tasarımcının artık imzası gibi olan kontrast renkte biye detayları da bütün koleksiyonda kendini gösteriyor. Genel olarak 70’lerin silüetlerinin ön planda olduğu modellerde payetli tulum ve elbiselerden ipek volanlı beyaz poplin gömlekler ve bol paça pantalonlara kadar çeşitlilik gösterilip Janucha kadınını günün her saatine uygun gerçek bir yıldıza çevirebilmesi planlanmış. Bunun yanında “rock star” imajını bütünleyen kürk yerine ise daha modern ve duyarlı bir kadın için kürk görüntüsünde el örgüsü bolero ve kabanlar tasarlandı.
İçimizdeki kaostan korkmadan, onu sahiplenmemiz gerektiğine inanan Jale Hürdoğan’ın ‘Dancing Star’ koleksiyonunda kaostan doğan yıldızlar, kendini 70’lerin “Rock Star” sahnelerinde bulacaklar…"


Nejla Güvenç: 5 Şubat'ta saat 13:30'da yapılacak Karma II defileisnde yer alacak olan Nejla Güvenç'in koleksiyonunun adı Self Century. Yine şiir gibi olan basın bülteninde yer aldığına göre: "NEJ 2011/12 Sonbahar/Kış Self Century koleksiyonu kutsal atfedilen topraklarda hayat bulmuş, içindeki aşkla Papa’lık makamına ulaşmış “Joanna Anglicus”un adına, hak ettiği sonsuzluğu vermek üzere çalışılmıştır…
Nejla Güvenç, yaratıcı kadının vücudunu kuşatan tasarımlarla yolculuğuna devam ediyor… Zeki, güçlü ve seksi dokunuşlarla yine başka bir zamanda, başka bir talihle sonsuzluğa damga vuran bu kadını anlatıyor…
Koleksiyon renkleri; zaman içinde dönüşüme uğramış, yaşayan griler... Kristalize şeker beyazlar... Hipnotize edici lacivertler... Güneşin büyülediği safran, bakırlar... Olmazsa olmaz siyah... Ve tutkunun rengi kan kırmızısı!!!
Formlarda; yaratıcılık, deneysellik, tarihsel estetik, modern ideoloji ve simetri. Matematiksel ve mimari yaklaşımlar, dönüşüp değişerek gelişen formlar, gizli, muzip detaylar yer almakta."

Elime koleksiyon ayrıntıları düştükçe sizlerle paylaşacağım. Diyeceksiniz ki "niye basın bültenlerinden copy/paste yaptın?" G. Gentile, L'Appart Pr, On İletişim ve Good News'in gönderdiği bültenler öyle güzel, öyle edebiyatlıydı ki değiştirip üstüne bir şey yazmaya vicdanım elvermedi:) Okuması ayrı zevk olan bu bültenleri aktarması da başka bir zevk:)

İhtiyar salaklar da vardır genç salaklar da. İhtiyarlar yalnız biraz daha akıllıdır.

Bunu ben demiyorum. Grup Çığrışım söylüyor. 1975'te. Kısacası ufak bir nostalji turu yapmak istedim. Bir zamanlar ülkemizde ne ilginç grup ve şarkılar varmış diyerekten. Hani genelde moda, aksesuar ve güzellik yazıyorum ama arada başka konulara da değinmek istiyorum ya ondan.
"Salak" isimli şarkılarının 45liği o tarihte çıktı. Arka yüzünde de "Babam yazdı ben besteledim" şarkısı vardı.
çok geçmeden bir gün gördüm
ağaç olmuş bizim salak!
boynuzları tartamayıp
yataklara düştü salak!
gibi sözleri var şarkının:)

Babam yazdı ben besteledim şarkısıysa, adından anlaşılacağı gibi grubun kurucusu Tünay Akdeniz'in babası tarafından yazılmıştır. (Salak şarkısını da kız kardeşi yazmış) Plak kapağında "Kafanı, mideni ve kalbini boş şeylerle doldurma" yazar. Pişt dedim pişt dedi bakıştık / hıhı dedim hıhı dedi gülüştük / (öpücük sesi) dedim (öpücük sesi) dedi öpüştük / ah dedim oh dedi seviştik / evet dedim evet dedi evlendik / (nakarat) babam yazdı ben besteledim / işte aşkın tarifi. Şarkı sözleri bu kadar. Ama parça 4 buçuk dakika. Kalan zaman sololarla dolduruluyor:)

Grup kariyerine Çığrışım Folk adı altında Halk ezgilerinin ağırlıkta olduğu bir müzikle başladı, sonra rock türüne geçti. Bu dönemde singlelar çıkarırken yurtdışında da şansını denedi ve Led Zeppelin'in firması Swan Song'a da şarkı gönderdiler. Firmadan cevap bütün Led Zeppelin elemanlarının imzalarıyla geldi, şarkıyı çok beğendiklerini ama basamayacaklarını söylüyorlardı. Salak şarkısı popüler oldu ama isminden dolayı TRT denetimine takıldı. Malum, o dönemler televizyona radyoya her şarkı çıkamazdı, içinde sevişmek kelimesi geçen şarkılar bile yasaklanırdı. Filmlerde de azıcık erotik her bölüm sansürlenirdi. Dansöz çıkamazdı. TRT'de yılbaşında dansöz çıkacak mı çıkmayacak mı diye aylarca tartışılır bahisler oynanırdı. Sonunda dansöz her tarafı kapalı örtülü bir şekilde çıkardı. Bu dönemde müzik yapmak da çok kolay değildi aslında ama yine de dünya çapında şarkılar üretilebildi.

Tünay Akdeniz ve Grup Çığrışım 70lerin sonunda da Punk Rock yaptıklarını söylerler ve single kapaklarına bunu yazarlar. İşte sağda, Mesela mesele ve Dişi Denen Canlı şarkılarının kapağı. Grup dağıldıktan sonra Tünay Akdeniz uzun süre Karabük'teki evinden mektupla kaset sattı. Çünkü inanılmaz geniş bir müzik arşivi var. Big Rocker diye anılıyor.

Şimdi de şarkımızı dinleyelim:)



Ayrıntılı bilgi: http://www.anadolupop.com/index.php?option=com_content&view=article&id=41:tuenay-akdeniz-a-grup-crm&catid=3:arkc-a-gruplar&Itemid=4

28 Ocak 2011 Cuma

Couture Haftası'nda aykırı rüzgarlar: Maurizio Galante


Şimdilik klişe bir basın başlığıyla idare ediyorum, kusura bakmayın, ama ben Maurizio Galante'nin koleksyionunu tarif edecek daha anlamlı bir kelime bulamıyorum. Nitekim Paris Couture Haftası'nın adına en layık koleksiyonlardan biri Maurizio Galante'den geldi. Zaten hiç sıradan olmamış Galante'nin bu son koleksiyonu tam bir karnaval havası taşıyor, aslında kullanılan kocaman küpeler, ilginç takılar birçok kabilede kullanılıyor ama Maurizio Galante'de bunları abartılmış bir halde görüyoruz. Boncuklar, tüyler, metal plakalar hepsi birleştirilip kocaman küpeler yaratılmış. Ayrıca yüzler ve bacaklar boyanmış, zigzaglar gibi değişik desenler çizilmiş. Tabii giymek isteyen bunları boyasız giyince ne olacak, sadece bir makyajla bu kıyafetler nasıl duracak diye sorabiliriz ama kıyafetler makyaja ihtiyaç duymayacak kadar iddialı. Saçaklar, volanlar, pliseler, bir araya toplanmış küçük parçalardan oluşuyormuş gibi görünen ceketler koleksiyonu Paris Couture haftasının en konuşulan koleksiyonlarından biri haline getiriyor.

Couture Haftası'nın incisi Zuhair Murad


Paris 2001 Yaz Couture Haftası'nın en güzel, en sevdiğim hatta bayıldığım koleksiyonlarından biri Zuhair Murad'dan geldi. Her şey yerli yerinde, oturmuş. Abartılı, genel havayı bozan, estetiğe aykırı en ufak bir şey göremedim koleksiyonda. Her şey dört dörtlük. Evet, belki biraz sıradan görünebilir, sıranın dışına çıkan yenilikçi çok az şey bulunabilir bunlar koleksiyonun aslında çok da negatif olmayan bir negatifliği.  Nitekim o altın parıltıları, o parlak işlemeler, vücudu mükemmel saran kesimler, parlak leopar desenleri, renklerin ışığın geliş yönüne göre tonlara ayrılarak akıp gitmeleri tek kelimeyle büyüleyiciydi bence. Muhteşem bir özen, muhteşem bir işçilik, elbette bu güzelliğe tanık olan herkesten büyük alkış gördü. Turkuaz, dore, kamel bej siyah arasında gidip gelen, fazla abartmadan, renk cümbüşüne boğulmadan da göz alıcı olunabileceğini gösteren sanat eserlerine mutlulukla tanık olduk.






Couture Haftası'nda "İyi, Kötü ve Çirkin"

Meşhur film var ya, "The Good, The Bad and The Ugly" Clint Eastwood'un gençlik filmidir, altın arayan gangsterlerin maceralarını anlatır. Kendisi "İyi" yani diğerlerine göre nispeten iyi birini oynar, Eli Wallach çirkin, Lee Van Cleef de kötü birini oynar. Kovalamacalar, silah atmaları sürüp gider filan. Paris Couture Haftası'nda da iyi, kötü ve çirkin tasarımlar birbirini kovalıyordu.

İyi tasarım rolünde Georges Chakra koleksiyonu vardı. Nitekim tam da cici kızlar için yapılmış, biraz Oscar de la Renta havalı, bol drapeli, bol işlemeli, birbirinden şık balo elbiseleriyle dolu cici mi cici bir koleksiyon. Bazı eserler demode görünse de şüphesiz bu tarzı seven çok olduğu için alkışlayanı da bol olacaktır.



Kötü tasarım rolünü de Jan Taminiau koleksiyonu kaptı. Burada kötü kelimesi, iğrenç olmuş anlamında değil de, negatif enerjili bir koleksiyon. Mankenler suratları tamamen örtülü bir halde çıktılar bir kere. Yani dikkati iyice kıyafetlere vermek için mi, bu kıyafetleri giyerken kişilik önemli değil mesajı vermek için mi bilemiyorum ama seyredenlere afakanlar basıyordu eminim. Mankenlerin hala hayatta oldukları söyleniyor neyse ki. Ciddi anlamda Alexander McQueen etkisini göreceğimiz koleksiyonda, modernize edilmiş Barok Çağ desenleri, işlemeli parçalarla bütünleşiyordu. Ayakkabılar da özel dikkat istiyordu.


Tabii çirkin tasarım rolünde de Maison Martin Margiela koleksiyonunun bulunması kaçınılmazdı. Aslında çirkin yerine korkunç da diyebilirdim çünkü bazı tasarımlar resmen ödümü koparttı. Lady Gaga'nın bile giyemeden önce iki kez düşüneceği eserlerle doluydu bu koleksiyon. Kendimi hala korku tünelinden çıkmış gibi hissediyorum.

Berlin'den moda haftası geldi geçti


Şu anda dikkatlerimiz Paris Couture haftasına, önümüzdeki İstanbul moda haftasına ve sonrasında New York, Paris, Londra, Milano moda haftalarına odaklanmışken belki gözümüzden kaçmış gibi görünebilir ama geçen hafta Berlin Moda Haftası yapıldı. Hani dünyada birçok insan dört moda haftası olduğunu zanneder ya, oysa biz dahil birçok başka ülke moda haftaları yapar, işte Almanların da var bir tane. Bilen biliyor. Moda haftasının gediklisi bazı tasarımcılar da ilgiyle takip ediliyor.
Bu moda haftasında da elbette ilginç tasarımlar vardı, gördük, eğendik ama çoğunluk...nasıl desem...yani Almanlar çok hoş insanlar gerçekten, çok değişik bir zevkleri var. Ben Alman grafik tasarımını çok severim mesela, zaten Almanya'dan çıkmış bir Bauhaus ekolü vardır ki sadece tasarım değil mimaride de büyük eserler vermiştir. Filan da, Almanların moda anlayışı...nasıl desem... çok ciddi. Çok ağır. Ben Berlin Moda Haftası'nda bunu görüyorum. Birkaç tasarımcı hariç, bu moda haftasında gördüğüm birçok koleksiyon Kadıköy'ün Bahariye Caddesi ya da Bakırköy'ün Özgürlük Meydanı'ndan sahile inen caddesindeki irili ufaklı mağazalarda sıkça görebileceğimiz türden, fazla pahalı durmayan (ucuz duran dememek için böyle yazıyorum) estetiği bozacak şekilde kesilmiş, kötü drapeli tuhaf parçalarla doluydu. Yaratıcılıktan uzak, sıradan, tasarımcısını merak ettirmeyen, heyecanlandırmayan, alışveriş isteği uyandırmayan çok eser vardı. Ama mesela Lena Hoschek, Schumacher, Anja Gockel gibi sevilen tasarımların eserleri çok hoş ve zevkliydi. Moda haftasında, sadece Alman tasarımcılar yer almadı. İsveç'ten Camilla Norrback, Ida Sjöstedt and Diana Orving, Avusturya'dan Lena Hoschek, Belçika'dan A.F. Vandevorst, ABD'den Guess Jeans de defileye yaptı. ayrıca Rumen tasarımcılarla Baltik ülkelerinden gelen tasarımcılar için birer karma defile vardı. Bizde de olsa ne güzel olur dedirtti. Konuk olarak komşumuz ülkelerden tasarımcıların yer aldığı bir karma defile yani.
Mercedes-Benz ana sponsorluğunda yapılan moda haftası için yaklaşık 90 bin ziyaretçi bekleniyormuş ve istenen orana büyük ölçüde ulaşılmış. Yurtdışından satın alıcıların genele oranı %70'e, yurtdışından ziyaretçilerin oranı da %50'ye yükselmiş. Tebrikler!

Hugo by Hugo Boss
Lena Hoschek
Romanian Designers
Schumacher

(En üstte Anja Gockel)

26 Ocak 2011 Çarşamba

Givenchy'den paha biçilemez bir koleksiyon: Couture 2011 İlkbahar Yaz


Kırmızı halıda ne giyeceğim diye saatlerce düşünüyor musunuz? İşte size Givenchy'den parlak bir fikir: Saray avizesi büyüklüğünde boynuz takın. Ya da ben blogspot tarihindeki en saçma giriş cümlesini yazmış bulunuyorum. Çünkü bir fırtınaya tutuldum, tutulduk hepimiz. Moda haftaları fırtınası. Gene başımız döne döne yazıp duracağız. Hadi erkek modalarının haftalarına değinmeden geçebildim ama şimdi Paris Couture haftası başladı yahu, buna nasıl değinmeden geçebilirim. Hem de Armani Privé'den Christian Dior'a birçok sektör devi birbiri ardına İlkbahar-Yaz 2011 Couture koleksiyonlarını sergilerken....

Özellikle Givenchy'nin koleksiyonunu es geçemezdim. Çünkü couture sanatının sınırlarını bir hayli zorlamış Riccardo Tisci ve ekibi. 10 eser hazırlanmış. Her santimetrekaresinde ayrı detay bulunan. Tüller, organze ve binlerce ince deri çizgiler, üstüne şifon aplikeler, inciler ve ostriş tüyler kullanılmış. Koleksiyonun birçok unsuru elle yapılmış binlerce binlerce saat harcanmış. Ama sonuç muhteşem, elbiselerin hepsi birer klasik, sanat eseri. Belki insanlar koleksiyonu ayrıntılarıyla daha yakından inceleyebilsinler diye defile değil de sunum halinde tanıtıldı. Givenchy'nin şimdiye kadar yaptığı en pahalı koleksiyon olduğu söyleniyor. Esin kaynağı Japonya, özellikle Japon dansçı Kazuo Ohno. Asyalı model kullanımı da bu yüzden.

Koleksiyon, ilk bakışta uzay çağında kuşlar nasıl görünecek sorusuna cevap gibi görünse de Japon etkileri belli oluyor. Bu geyik boynuzları aslında Japon savaşçı başlıklarına da benzemiyor değil:) Kimonoyu andıran kat kat dikimler simetrik bir şekilde iki yana dağılan kocaman tüylerle buluşuyor, beyaz renk ağırlıktayken sarı, açık yeşil, fuşya gibi renkler hafif bir dokunuş sağlıyor. Büyüleniyoruz.



Michelle Obama'nın cicileri yine göz kamaştırıyor

Hele şu yandaki fotoğrafa bakın. Sizce de muhteşem değil mi? ABD'nin Jackie Onassis'ten beri stil ikonu olabilecek ilk first ladysi olarak değerlendirilen Michelle Obama, Beyaz Saray'da Çin Başkanı Hu Jintao şerefine verilen yemekte en göz alıcı, en dikkat çekici kıyafeti seçmeyi başardı ve onu giydi. Bir Alexander McQueen. Michelle Obama sadece ünlüler değil yeni parlayan tasarımcıları çok giyer kimi zaman da fiyatları halk tarafından ulaşılır şeyler giymeye çalışır, ne de olsa siyasetin içindedir ama bu alev alev yanan Alexander McQueen elbise kadar uygun bir giysi, herhalde o çok pırıltılı o çok şaşaalı davet için zor bulunurdu.
Afrika kökenli kadınların zaten en önemli özelliklerinden biri bulunmaz şıklıkları. Ten renklerine uygun kıyafetleri güzel ayarlıyorlar ve renkli kişiliklerine uygun olarak canlı renkleri parlak kumaşları çok kullanıyorlar. Ya da daha doğrusu bizde normal duran birçok renk onlarda bambaşka durabiliyor ayrıca özel doğuştan atletik vücut anatomileri de cabası. Çocukluğum ve ergenliğim Afrikalı kadınlara özenmekle geçti. Bronz tenlerine koyu kırmızı rujlar ve toprak tonlarında farlarla makyaj yapıyorlar, kahve kızıl tonlarında kıyafetler giyiyorlardı ve muhteşem görünüyorlardı. O dönemin meşhurları En Vogue, Brandy, Monica, TLC, Whitney Houston hepsi stil idolümdü. Hep büyüyünce zayıflayıp Naomi Campbell gibi gözükeceğimi hayal etmiştim. Büyüdüğümde çok alakasız bir sonuçla karşı karşıya kaldım ama sorun değil. Herşeye rağmen sorun değil.

Michelle Obama da Afrikalı zerafetiyle giysilerinde first lady'e yakışır lady şıklığı sergilerken bol eteklerle, bluzları ceketleri sık sık kombine edip broşlarla süslüyor. Pantolonun üstüne bluz hırka takımlarını geniş kemerlerle kullanıyor. Davetlerde genelde düz inen ama parlak görünüşlü zarif elbiseler giyerken çok gerekmedikçe takı kullanmayarak elbiselere yönelecek dikkatleri bozmuyor. Ama siyah gri beyaz gibi üçgenlerden çıkmayan sıkıcı stilden özenle kaçınıyor, her fırsatta mutlaka canlı, parlak renkleri kullanıyor. Nötr renkteki bluzları rengarenk eteklerle süsleyerek dengeyi buluyor ama gittiği her yerde giyimi hepimizce çok konuşuluyor.




Michelle Obama, Jason Wu, Narciso Rodriguez, Moschino, J. Crew, Azzeddine Alaia gibi tasarımcı ve markaları çok seviyor ve sık sık onların kıyafetlerini giyiyor. Gündelik yaşamında giydikleri de gece giydiklerini aratmıyor.
Üstte (soldan sağa): Thakoon Panichgul, Jason Wu, Naeem Khan, Nina Ricci, Narciso Rodriguez
Altta (soldan sağa): J. Crew, ?, Narciso Rodriguez

Kaynak: nymag, michelleostyle.

24 Ocak 2011 Pazartesi

Simay Bülbül defilesine davetiye ister misiniz? (Kazananlar belli oldu)


Kazananlar BELLİ OLDU!!! Random.org ile çekilişte Asena, Mö, Sallybrown, Bonbon, Demet, davetiyeyi SİZ kazandınız. Benimle info@guzelblogum adresinden bağlantıya geçebilirsiniz.
 

SON DAKİKA! İZLEYECEĞİNİZ DEFİLENİN AYRINTILARI BELLİ OLDU!!
Evet, davetiye kazanırsanız izleyeceğiniz defilenin ayrıntıları da gün ışığına çıktı. Simay Bülbül'ün 4 Şubat'taki defilesi "Zema'nın Seslenişi" adını taşıyor. Basın bülteninde yer alan bilgilere göre, ilkel kültürlerin özlerini korumaya çalışan ve yeni dünya düzenine direnen kabile kadınlarından esinlenmiş. Koleksiyon, köklerinin yitip gitmesine direnen mücadeleci kadına ve inançlarına atfediliyor. Simay Bülbül’ün tasarımlarında temayı, özel kesimli deriler, işlemeler, baskılar vurguluyor. Bu koleksiyonda süet, şifon, ipek, dantel ve tüle ilk defa kürk ve trikolar eklenmiş. 30 parçadan oluşan koleksiyon, yerel kültürlerin doğayla bütünleşen çıplaklığının kadın bedenine verdiği gücü yansıtan cesur takılarla destekleniyor.

Simay Bülbül koleksiyonla ilgili, “Zema’nın Seslenişi’nde yitip gidene bir ağıt tutturan, elinde kalan için direnen amansız kadını anlatmak istedim. Mücadeleci kabile kadınlarından esinlendim. Geçmişlerine sahip çıkan kadınları anlatırken tüm detaylarda geçmişi geleceğe taşımak istedim. Çok farklı malzemeleri, cesur saçlarla ve özel tasarlanmış takılarla birlikte kullandım. Heyecan verici bir koleksiyon olduğunu düşünüyorum” diyor.
Defilenin ana sponsorları Deri Tanıtım Grubu ile popüler alışveriş sitesi trendyol.com. Ayrıca MAC, Yeşil Kundura, defileye özel tasarımlarıyla Penti çorap da sponsorlar arasında yer alıyor. Koleksiyon fotoğrafları ise Mehmet Turgut tarafından çekiliyor.

Simay Bülbül, İstanbul Fashion Week 2011 kapsamındaki defilesi adına, kültürel varlıkları koruma ve yaşatma konusunda faaliyet gösteren Europa Nostra Türkiye’ye bağışta bulunarak, bir anlamda geçmişin korunmasına yönelik de bir adım atmış olacak.

Kesinlikle kaçmaz bu defile! Haydi bekliyorum yorumlarınızı.

Bu hafta sepetimizde neler var?

Ne sepeti demeyin? Hediye sepeti, hem kendinize hem de sevdiklerinize hediyeler sepeti. Hazır Sevgililer Günü de yaklaşıyorken.
Swedish Hasbeens for H&M
İsveçlilerin meşhur bir markası vardır bilir misiniz? Swedish Hasbeens. 2007'de kuruldu, ama 70li yıllardan ilham alıyorlar. Hikaye şöyle: Firmanın kurucusu Emy Blixt, 70li yıllardan kalma 300 çift tahta ayakkabı buluyor. nerede ve nasıl buluyor bilemeyeceğim ama gökten indiğine dair bir bulgu elimizde mevcut değil. Bunun verdiği ilhamla, ortağı Cilla Wingård Neuman'la birlikte 70li yılların havasını taşıyan tahta tabanlı ve deri yüzlü ayakkabılarla terlikler üretmeye başlıyorlar ve kısa sürede bu modeller çok tutuyor.
Şimdi bu marka H&M ile işbirliği içinde. H&M için özel olarak tasarlanan üç ayakkabı modeli, 20 Nisan'dan itibaren tüm dünyada 150 mağazada birden satışta olacak. Fiyatlar 99,95 liracıkla 129 liracık arasında uçuşacak.
H&M'den bir başka güzel haber de H&M'in Divided bölümüyle ilgili. Burada yakında Sevgililer Günü temalı bir sürü cici bulunacak. Çamaşırlardan takılara kadar. Tabii kırmızı tonlarının kalp şekillerinin, dudak izlerinin hakim olduğu romantik ciciler bunlar. Cici cici ciciler. Pek de bici bici biciler. Sadece Sevgililer Günü değil, her zaman kullanılabilir. Sadece sevgilisi olanlar değil herkes alabilir. Tabii.
AVON Up to You
Sepetimizi biraz daha karıştırıyoruuuuz ve ne buluyoruz? Parfümmm. Missssss. Avon'dan geliyor kokumuz. Up to You adını taşıyor parfümler. Hem "For Her" var hem de "For Him." Bayanlar için olanı "hafif şeftali kokularıyla hoş odunsu notaların romantik buluşması" olarak nitelendiriliyor. Erkekler için olanıysa, "enerji veren zencefilin ve erkeksi odunsu notaların çekiciliğine karşı konulamaz vetiver notalarının uyumlu etkileşimi". Ne güzel işte, fısssssss.
Avon, parfümlerin notalarının etkisini artırmak için serinin devam ürünleri olan Parfümlü Vücut Spreyi ve Antiperspirant Roll On Deodorant ile birlikte kullanmayı öneriyor. Parfümler, 28 Ocak tarihinden itibaren %40 indirimle satışa sunulacak, her iki parfüm de EDT olarak 36,00 liracık, üstelik EDT alana aynı serinin devam ürünleri olan Parfümlü Vücut Spreyi ve Antiperspirant Roll On Dedorant hediye!

GAP Body
Sepetimizi karıştırmaya devam ediyoruz....
Bu sefer sepetimizden koca bir koleksiyon çıkıyor. Sonunda satışa sunulan GAP Body koleksiyonu. Koleksiyonda iç çamaşırları, pijamalar, şık ev kıyafetleri var. Yani sepetimiz aslında "biraz" büyük. Koleksiyonda Favorite serisi oldukça dikkat çekiyor. Lüks bir materyal ve ince mikrofiberlerin kullanıldığı seride üç farklı kalıp var. Favorite t-shirt bra, favorite plunge ve favorite uplift. 
Favorite t-shirt bra, ince tişörtlerin altından belli olmayacak şekilde üretildi. Yine günlük kullanıma uygun olan fakat düşük kesimli favorite plunge, çerçevesi sayesinde ekstra destek ve göğüs dekoltesi sağlarken; arkada çapraz şekilde bağlanabilen askılara da sahip. Push up pedi sayesinde doğal ve şık bir şekilde kalkık bir görünüm sağlayan favorite uplift ise yumuşak dokusu ve oturan kalıbı ile oldukça rahat. Ayrıca bu serideki sütyenlerin askıları yumuşak yüzeyli, tahriş etmiyor, kopçaları kaşındırmıyor.
Koleksiyonun külot modelleri, sade ama seksi bikini, yuvarlak hatları feminen kıvrımları ve düşük kesimiyle girlshort, kalın yanları ve kalçaya oturan düz kesimi ile hipster, arkada iz bırakmayan thong modelleriyle dikkat çekiyor. Ayrıca pijamalar, sabahlıklar, t-shirtler, atletler ve gecelikler de koleksiyonda eksik değil. Gap Body koleksiyonu şimdilik sadece Bağdat Caddesi, Palladium AVM ve İzmir Alsancak ‘da.

GAP S/S 2011
Sepetimiz aslında sanıldığından daha da büyük çünkü bahar yavaş yavaş yaklaşırken GAP'ın ilkbahar yaz koleksiyonundan eserler hayatımıza girmeye başlıyor. Pantolonlar, tişörtler, ceketler sepetten yavaş yavaş dışarı fırlıyor. (Yani artık sepet değil de kazan desek biz buna?) Koleksiyonda geniş paçalı pantolonlar dikkat çekiyor. Skinny jeanler de eksik değil tabii. Beyaz, pastel pembesi, bebek mavisi, pastel yeşili tonları ağırlıklı olarak kullanılmış. Şifondan örmeye geniş bir kumaş yelpazesi var. Ayrıca hem skinnylerin hem de geniş paçalı pantolonların altında iyi duran Pierre Hardy ayakkabıları es geçmemek lazım.
İşte size irili ufaklı birkaç hediye örneği. Yine devam edeceğim tabii. İyi geceler. (Gerçi bunu sabah okuyacaksınız ama neyse işte)

22 Ocak 2011 Cumartesi

2011'e çok cici bir ajandayla başlayın

Dekorasyon dergileri aslında ilgimi çeker, ilgimi çok çeker de böyle her ay hiç kaçırmadan düzenli aldığım bir dekorasyon dergisi yok henüz. Oturduğum evin henüz büyük olmaması, dekorasyonundan bir şikayetim olmaması sebep olabilir mi acaba bilmiyorum ama bir iki öneri alıp havayı değiştirsem fena da olmazdı.
Konuya doğrudan gireyim isterseniz giriş cümlesi bulmaya uğraşmadan, bir iki gün önce Migros'ta gezerken (Migros da tam "gezinti yapılacak" yerdir ya) gözüme bir güzellik çarptı. Bir güzellik, bir cicilik ki sormayın. Üzerinde "Maison Française 2011 stil ajandası" yazan, kapağında mavili beyazlı çok güzel bir fotoğraf bulunan bir kitapçık. Hemen çekim yasasıyla bunu hayatıma çekmeye karar verdim. Bunu yapmak oldukça kolaydı çünkü ajanda, Maison Française dergisinin Ocak sayısıyla birlikte veriliyor. Pardon stil ajandası diyecektim. İçinde klasik bir yıllık ajandada olan her şey var. Bir takvim, sırasıyla 365 gün düşülecek notlar randevular vb. için yerler, ama ayrıca çeşitli dekorasyon stilleri üzerine bilgiler ki bu yönüyle zaten diğer ajandalardan ayrılıyor ve bir "stil ajandasına" dönüşüyor. Maison Française, dekorasyon stillerini dört mevsime ayırmış. İlkbahar için "Natürel stiller." Yani, rustik country, tropik, iskandinav, ekolojik. Yaz için "Akdeniz stilleri": Etnik vurgular, provans romantizmi, modern afrika, ada havası. Sonbahar için "Retro stiller": Vintage, art deco, neo-pop, kolonyal. Kış için "Füzyon stiller": Bohem+chic, doğu+batı, renkli+modernist, şehirli+klasik. Her bir stilin tam bir sayfalık bir açıklaması var.


Tabii ajanda bölümü bundan ibaret değil. Dekorasyon ile ilgili tüm dünyada önemli fuarlar başlangıç günlerinde not düşülmüş. Olur da dünyayı dolaşarak fuar fuar gezmek gibi bir maniye kapılırsak çok işimize yarayacaktır şüphesiz. Ayrıca yurtdışındaki kayak merkezleri, davet sofrası hazırlama tüyoları, ekolojik bahçe yaptırma önerileri, lavantalı sherry ve lavantalı sorbe gibi içkilerin tarifleri, şarap kaç derecede içilmeli gibi konularda ufak yazılar bulunuyor. Ajanda yaklaşık 10-12 sayfalık bir "notlar" bölümüyle sona eriyor. Artık şiir mi yazarız, resim mi çizeriz bilemem. "Donuyorum umarsız denizlerde. Ruhumu da alıp kaçmak istiyorum. Kuzey Kutbu'na. Sen de gelir misin benimle?" gibisinden döktürmek istiyorsak onu bile yapabiliriz:p Bu ajandayı tanıtmak için "biraz "geç oldu farkındayım ama dergilerin iade zamanına, yeni sayıların düşmesine daha var, Maison Française'i bayilerde bulabilirsiniz, şimdiye kadar almamışsanız tabii.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...