31 Temmuz 2010 Cumartesi

Küçük Sırlar, küçük skandallar ve formalar, formalar, formalar

Küçük Sırlar dizisi yayın hayatına başladığından beri hem büyük ilgi gördü hem de büyük tepki topladı. Tepkiler öğrencilerin yaşam biçimlerinden, dizide onların okulda ders görürken sahnelerin olmamasına, öğretmenlerine dair bir bilginin bulunmamasına ve giydikleri formaların şekli şemaline kadar çeşitli konularda gösteriliyor. Yaşam biçimlerini bilemeyeceğim, öğrencilerine ve ailelerine göre değişir, her tür lisede her tür olay olabiliyor günümüzde. Eskiden de öyleydi. Formalara gelince, istenilen renkte ve boyda giyilen gömlekler, kalçaya kadar çıkan etekler, topuklu ayakkabılar, kıpkırmızı rujlar elbette bana ilk etapta görmeyeli bu liseler amma serbestleşmiş dedirtti. Kıyafet serbestliğine geçiş döneminin yansıması mı diye düşündüm. Ama internette gelen tepkiler pek iyi olmadı tabii. Birçok okulda elbette liseye böyle gelmeye izin yok. Bunun sadece devlet okullarına özgü olduğunu sanmıyorum. Günümüzde durumu bilemem ama bizim zamanımızda okula böyle gelmek mümkün değildi. Liseyi okuduğum Saint Joseph biraz toleranslıydı. Abartılı olmamak kaydıyla ince bir yüzüğe, küçük ve dikkat çekmeyen küpeye izin vardı. Beş santim topuklu bot giyip geldiğimde karışan olmazdı, ama o dönemde Mariah Carey'nin "Honey" klibiyle moda olan 20 cm incecik topuklu Gucci ayakkabıyla gelemezdim mesela. (Sadece okul kurallarından dolayı değil aslında, ayrıca bunlarla yürüyemediğimden tabii:) Bir de okulun içinde bere takamazdık. Sebebini bilemiyorum. Aslında Saint Joseph'e başladığımda kurallar bana harikulade gelmişti çünkü ortaokulu okuduğum Sainte Pulchérie inanılmaz sıkıydı. Yüzük yok, küpe yok, saçlar mutlaka toplanacak açmak yok. Üstüne üstlük siyah ve beyaz harici renkte çorap da yok! Okulun forması maviydi ve uyumlu olsun diye tam formanın renginde külotlu çorap giyerek okula gitmiştim, hemen bana bu renk çorabın yasak olduğu söylenmişti, şok olmuştum. Söyleyen de büyük sınıflardan kızlar. Daha okula başladığım ilk hafta saçımı arkadan kelebek tokayla tutturduğumda bir "abla" bana bunun yasak olduğunu söylediği zaman ilk şoku yaşamıştım bile. Hocalardan çok büyük sınıflardaki kızlar karışırdı bize. Yok gömlek içeri sokulacak, saçlar toplanacak, kolye dışarı sarkıtılmayacak. Bir keresinde bir ablanın karşımda sinir krizleri geçirdiğini, tir tir titrediğini, kademeli olarak kıpkırmızı olduğunu gördüm. Onların hocalardan daha kuralcı olmalarını anlayamamıştım. Ben son sınıfa geçtiğimde küçükleri uyarmak gibi işlerden uzak durdum şahsen.
Bazen düşünüyorum da bu kurallar bizi gömleğimizi dışarı çıkarmaya saçımızı açmaya o kolyeleri yüzükleri takmaya daha çok teşvik etmişti. O yüzüğü takmak önemli bir olay olmuştu. Bir keresinde değerli Fransızca hocamız Mme Ani Takvoryan derse girer girmez ellerimizi kaldırmamızı söylemişti. Ben hemen sebebin yüzükler olduğunu anlayıp yüzüklerimi çantaya atıp ellerimi öyle kaldırmış, yüzüklerimi kurtarmıştım. Bir kolyemi kurtaramamıştım ama. Yakalanmıştım, kolyeyi galiba soeurlerden biri, sevgiyle andığım Soeur Paul elimden almıştı. Bir iki saat üzüldüm sonra unuttum, senenin başında olmuştu olay, aradan 7-8 ay geçti, bir gün beni çağırdılar, ne iş diyerek merakla gittim baktım masada kolyem duruyor. Sene bitince bana geri vermeye karar vermişler tabii, aa böyle bir kolyem vardı benim doğru ya diyerek aldım. Bir kolye takmak bile nasıl meseleydi. Şimdi dizilerde Ayşegülleri görünce kendimi başka bir evrene geçiş yapmış gibi hissetmem gayet doğal.
Diziyle ilgili aldığım son haberlere göre İl Milli Eğitim Müdürlüğü forma boylarına tepki göstermiş. Bir iki bölüm içinde etek boyları uzayacakmış. Çekimlerin yapıldığı İstanbul Erkek Lisesi, artık başka okulda çekim yapın diye buyurmuş. Hatta yakında senaryo gereği lise çekimleri de sona erecekmiş. Bunu hepsini mezun edecekler diye tercüme ettim. İyi olur diyorum. Dizi lise formatından çıkarsa, tepkiler de azalır. Ayşegül'ün Su'ya söylediği, "Ali senin yanından kalkıyor benimle yatıyor" gibi sözleri bir liseli kızın ağzından duymak bana da tuhaf geliyor açıkçası:)
Fotoğraflar: Milliyet ve Kanal D

30 Temmuz 2010 Cuma

Okullarda forma kalksın mı kalkmasın mı?

Geçen Mayıs ayında MEB'nın serbest kıyafet uygulamasını gelecek öğretim yılından itibaren olmak üzere başlattığı yönünde haberler yer aldı. Ama sonra yapılan açıklamayla böyle bir şey yok denildi. Birçok insan kıyafet serbest olacak mı olmayacak mı hâlâ emin değil.
Bu serbest kıyafet konusu önemli konu, sıcak konu. İki tür görüş hakim:
1) Forma zorunluluğuyla öğrenciler tek tipleştiriliyor, robotlaştırılıyor, belli bir kalıba sokuluyor, birey olmaları düşünmeleri sorgulamaları engelleniyor.
2) Kıyafetler serbest olursa maddi olanakları bulunan öğrenciler her gün birbirlerinden gzel kıyafetlerle arz-ı endam edecekler. Fakir öğrenciler ablasından abisinden kalan ve üzerinde eğreti duran 3-5 parça kıyafeti aylarca giyecek, kendilerini ezilmiş hissedecekler, giyinebilenleri kıskanacaklar, belki de okula bile gitmek istemeyecekler.

Nasreddin Hoca gibi sen de haklısın, ama tabii sen de haklısın diyip geçelim çünkü gerçekten durum böyle. Daha farklı görüşler de öne sürebiliriz. Zengin öğrenciler zaten özel okullara gidiyor, sadece zengin değil eli biraz para gören ailelerin çoğunun çocukları özel okula yazdırılıyor, çok zenginlerle çok fakirler zaten aynı sınıflarda bulunmuyor diyebiliriz. (Diyen var.) Fakir öğrenciye kıyafet yardımından bahsedebiliriz, devlet önce kapı kapı dolaşıp kıyafet yardımı yapsın sonra serbest kıyafete geçsin diyebiliriz. (Diyen var.) Öğrencilerimiz 10 milyonluk tişörtü bile alamayacak kadar fakir öğrenciler gördüklerinde onlarla dalga geçecek kadar insanlıktan çıktılar mı diye sorabiliriz. Sınıf ayrımı zaten ayakkabıdan çantadan hatta kalem silgiden belli olmuyor mu kim zengin kim fakir zaten bilinmiyor mu diyebiliriz. (Bunu diyen çok var.) Kıyafet bulamayan, kendi kıyafetini aksesuarını bir şekilde biraz da ulaşamadığı akımlara tepki olarak kendisi yaratır, sokak modasının özü budur, birçok akım sokaktan böyle doğmuştur ve ünlü modaevlerine kadar ulaşmış, hatta onların koleksiyonlarına girmiştir de diyebiliriz. Herşeyi diyebiliriz.

Kıyafet serbestliği çocuğun ruhsal gelişimini, birey olarak toplumda kendisine belirleyeceği konumu geliştirir, kişiye bu dünyada ben kendi kimliğimle varım duygusunu verir. Kişinin özgüveni artar. Kendimden biliyorum. Ortaokulda şişman olduğum için forma bana yakışmıyordu. Tipimi bozuyordu. Ben de kendimi çirkin zannediyordum. Çünkü tam da Naomi Campbell'ın "It Girl" olduğu, top modeller devriydi. Cindy, Claudia, Linda, George Michael'ın "Freedom" ve "Too Funky" kliplerini çektiği, Michael Jackson'ın Iman ve Naomi Campbell'la rol aldığı, 90ların başları. Derken Kate Moss parladı, ondan sonra film tamamen koptu zaten. Şimdi olduğu gibi bizlere moral verecek Beyoncé'ler, Jennifer Lopez'ler yoktu. Ne kadar iskeletsen o kadar popülerdin. 365 günün 360 günü rejim yapıyordum. Yine de zayıflayamıyordum. Kıyafet serbest olsa, pantolon giyecektim. Tombul bacaklar dizler kamufle olacaktı. Üzerine kalçayı örten kazak. Assolist formatına girmeyen çok hafif bir makyaj da yapacaktım. Kaşlarımı alacaktım. (Kaşlarım iki değil bir taneydi yani ortadan da çıkıyordu neyse okuldaki üçüncü yılımda ortasını aldım hocalarım da birşey demedi, o kaş öyle kalmaya devam etseydi sinir sistemimin alt üst olacağını anladılar herhalde:) Gene şişman olacaktım ama nasıl görüneceğimi ben kendim seçebilecektim, aynada kendimi daha çok beğenecektim. Yürüyüşüm bakışlarım konuşmam herşeyim değişecekti gelen özgüvenle. Sonuç olarak hayatım da değişecekti.

Peki fakir öğrencilerin kendilerini kötü hissetmelerine nasıl bir çözüm bulunacak? Daha doğrusu çözüm bulunabilecek mi? Ama gerçekten milyonlarca öğrenci kıyafet serbestliği geldiğinde Ayşe'nin elbisesi var benim yok diye bunalıma girecekse o zaman insanlar aynı şeyi giymeye devam etsin. Ne de olsa ekonomik sorunlar hemen yarın bitmeyecek, gelir dağılımı adaletsizliği devam edecek o zaman herkesi bir örnek yaparak sorunu gizlemeye devam edelim. Halının altına dikkatlice süpürelim.

28 Temmuz 2010 Çarşamba

Üzüldüm şimdi bak!

Japon modasına bayılırım. Japon gençliğine bayılırım. Onların modayla, sanatla kendilerini ifade ediş biçimlerine, özel tarzlar yaratıp dünya gençliğine yaymalarına bayılırım. Dünyanın hiçbir köşesinde Japonya'nın Tokyo'sundaki bir bölgeden (Harajuku) çıkan akımlar kadar sokak modası akımı çıkmamıştır herhalde. Visual Kei'lerden Ganguro'lara, Lolita'lardan, Decora'lara kadar seç beğen al istediğini.
Japon sokak modasının biraz daha girly, biraz daha havalı, süslü yanı Gyaru'larda hayat buluyor. Yani klasik Japon kızlarına alternatif olarak çıkan bronz tenli, sarı-açık kahve vb. dalgalı saçlı, daima üzerinde trendy kıyafetler ve topuklu ayakkabılar olan popüler parti kızları. Bu görünüşleriyle "futsu" denilen sade görünüşlü, klasik düz siyah saçlı bildiğimiz Japon kızlarından sıyrılıyorlar. Bronzluk derecesine göre ganguro, yamanba gibi alt türler de var.
Başlığımda belirttiğim üzüntünün sebebi de bu gyaruları altı yıldır uzun uzadıya yazan, Japon modası hakkında en ayrıntılı bilgileri öğrenebildiğim http://ganguro.skyrock.com/ blogunun kapanma kararı alması. Artık yazmayacaklarmış. Sıkılmışlar anlaşılan. Bir dönem de böylece bitti.
Linke tıklayın, Japon modası ve birbirinden güzel gyaruların hiç olmazsa resimlerine bakın.

Lady Gaga saçını yine uzatsın diye imza kampanyası mı yapmalı...ne?

İlk çıktığı zamanlarda gene fazla güzel değildi ama havalıydı, hoştu. Değişik saç modellerinin hemen hepsi bir şekilde yakışıyordu. Yani yakışmak için var olan saç modelleri olmasalarda... Demek istediğim başına taktığı kola kutuları, fincanlar, kelebekler, çiçekler böcekler ağaçlar evler arabalar vb. ilginçti yani. Ama Lady Gaga son zamanlarda saçlarını ilkokul çocuğu gibi kestirdi. Erkeğe benzedi. Güya Madonna gibi olacak. Ama Madonna'da Gaga'da olmayan bir dişilik vardı, kısa saç da gidiyordu ona. Lady Gaga'ya yakışmıyor, aksine hakkındaki hermafrodit söylentilerini sanki konfirme ediyor. Lady Gaga saçlarını gene uzatmalı. Gene kafasına ağaç, kelebek, ev, araba yerleştirmeli. Bu önemli bir memleket meselesidir. Pardon, dünya meselesidir.

Peki ya sizce Lady Gaga böyle mi daha iyi görünüyor?

Yoksa böyle mi??

9 Temmuz 2010 Cuma

Sarah Jessica Parker olmak vardı şu miniminnacık dünyada!







































$274,399,576. Tarih itibariyle Sex and The City 2’nin dünya çapında toplam hasılat rakamı. Kimileri tarafından ilk film kadar beğenilmese de fenomen devam ediyor. Alexander McQueen’in (RIP) Pre-Fall koleksiyonundan (diyelim ki “sonbahar ha geldi ha gelecek, az kaldı, eli kulağında, ayağı kapıda” koleksiyonundan) bu muazzam elbiseyle Sarah Jessica Parker’ın altın kalpli prenses Carrie’den ziyade, Kartaca ordusuna karşı atağa geçmiş Romalı komutan gibi bakmasının haklı birçok nedeni var. Dünyadaki milyonlarca kadın onun gibi giyinmeye çalışırken, o bu elbiseyi sol eliyle tutup da sağa sola savurmasın, sayısız anime manga filmdeki gibi dalgalandırmasın da ne yapsın. Sarah Jessica Parker, bu haliyle Boticelli Venüs’ü, Columbia Pictures’ın meşale tutan kızı, Sezar ve kelebek karışımı bir şeye benziyor ve tek kelimeyle muhteşem görünüyor. Bu elbisenin giyildiği ödül töreni CFDA. Kıskananlar cefada.

İndirim! Boist!

























Geçtiğimiz baharda Nişantaşı Hüsrev Gerede Caddesi'nde Boist adlı butiğinin açılışıyla Burcu Olgun'un capcanlı renkleri elegan çizgilerle buluşturarak genç, dinamik ve klas bir hava estiren tasarımları modayla uzaktan yakından, evrende var olan her mesafeden ilgilenen birçok zevk sahibi insanın haklı olarak rüyalarını ve ayrıca gardroplarını süslemeye başladı. Şimdi bu rüya + gardrop süsleyen tasarımlar %50'ye varan muhteşem bir indirim şöleniyle hayatımıza girmeye devam edecek. Fiyatlar 40 ile 250 TL arasında değişiyor. Biz de hemen oraya uçuyoruz.

7 Temmuz 2010 Çarşamba

Ayıp size yahu!

Çok ayıp hem de. Size, hepinize, tüm Bodrumlulara! Bodrum'da yaşayan sadece insan değil, tüm canlılara, kuşlara, böceklere, çiçeklere, ağaçlara!! Brangelina gelmiş. Angelina Jolie ve Brad Pitt gelmiş! Görmüyorsunuz! Tanımıyorsunuz! Ta-nı-mı-yor-su-nuz!!! Çok ayıp. hatta YUH!
Kimse tanımamış onları yahu! Şapka ve gözlük takmışlar ama kimse tanımamış. Ben kendimi bildim bileli ünlülerin olayıdır şapka gözlük. Şapka gözlük takınca kimse tanımaz zannederler. Ben de çocukken kimse tanımasın diye okula atkıyı suratıma sararak bereyi de kafama iyice çekerek giderdim, gene insanlar hiç bişi olmamış gibi adımla seslenerek yanıma uçuşurlardı. Ama bu sefer Angelina Jolie'yiiii ve Brad Pitt'iiii ta-nı-ma-mış-lar!!!
Yatla gelmişler. İki gün Türkbükü açıklarında demirlemişler, bir gece Türkbükü'nde kalmışlar bir gün de Bodrum'da gezmişler. Tanımama skandalı da o zaman olmuş. İş adamı Eren Çiftçi onları hemen tanımış teknesyle yanlarına gitmiş selamlaşmış, 5 dk konuşmuş, onlar da 5 kişilermiş vs vs vs bu da işin teferruatı.
Ya Bodrum'un insanları, ağaçları, çiçekleri ve böcekleri!!! Tabii magazin muhabirleri?? Ha onlar açıklama yapmış demişler ki haber aspragas, öyle bişi yok gelseler tanımaz mıydık vs. Tamam dediğiniz gibi olsun, ben zaten Bodrum'a gelecem 1-2 hafta içinde, yerinde araştırıcam soruşturucam, eğer doğruysa havaalanı kadar bir kara tahta getirip Bodrum'un orta yerine kurdurup her birinize 1000er kez "Bir daha bir A-list ünlü Bodrum'a damladığında tanımazsam Sibirya'ya sürgüne gideceğim," yazdıracağım. Ağaçlara, çiçeklere ve böceklere de. Kaçış yok!

İndirim!!! Misela!!!



Çantaları seviyorsunuz... Vogue.com'da hakkında övgüyle bahsedilen, Rhode Island School of Design mezunu tasarımcı Serra Türker'in tasarımlarını seviyorsunuz... Özellikle onun Misela markası altında yarattığı eserleri seviyorsunuz... Asmalı Mescit Sokak'ta Pera Residence'ı seviyorsunuz....Özellikle %60'a kadar varan indirim!!!leri de seviyorsunuz...O zaman neden 8-9-10 Temmuz tarihlerinde Misela Showroom'undaki özel indirim günlerini kaçıracaksınız ki?

Pera Residence Asmalı Mescit Sokak No: 28 Kat:1 Daire:5 Beyoğlu İstanbul
Tel: 0 212 292 28 44
info@miselaistanbul.com

????!!!!!???

Guns'n'Roses Türkiye'ye gelmiş!!!



Şaka tabii. Onlar Guns'n'Roses değil Gripin. Joke Circus'da dört haftalık Joke'n'Fashion partisi serisinin ilkinde yer aldılar. Rock'n'Fashion adlı partide Ezra-Tuba Çetin kardeşler partinin fashion kısmını temsil ederek, Gripin üyelerini giydrdi, DJ kabininde yer aldı, herkes çok eğlendi.




















İkinci parti Disco'n'Fashion. Usta müzisyenler Hüseyin Karadayı ve Ege Çubukçu, tasarımcı Sedef Çalarkan'la buluşuyor. Sedef Çalarkan, Osmanlı kültüründen esinlenerek hazırladığı "Harem'de Disco" konseptini işleyecek ve gece için tasarladığı tişörtler, Hüseyin Karadayı ve Ege Çubukçu'nun üzerinde olacak. Joke Circus'ta yine eğlence doruğa çıkacak, içkiyi fazla kaçıranlar "Joke Circus Taxi'yle evine dönecek. Yani, 1980 modeli bir kaplumbağa:) Kırmızılı beyazlı cicili desenli çooookk güzel bir ♥Vosvos.♥

Tarih 15 Temmuz Perşembe 22:00

Ayrıntılı bilgi burada

6 Temmuz 2010 Salı

Özellik mi güzellik mi? (Kısacası "Phones that glitter")

Bu soru tabii ki cep telefonları için. Nitekim her geçen gün telefonlara özellik üstüne özellik ekleniyor, eskiden 2 MP kamerası olanların hemen üstüne atlanırken şimdi bunlardan köşe bucak kaçılıyor. Çünkü neredeyse 20mp kameralar geldi kapıya dayandı. Cep telefonunda internet bulunmasının çok büyük bir olay olduğu günlerden bahsetmiyorum bile.
Tabii cep telefonu piyasasında yenilikler sadece özelliklerde yapılmıyor, telefon tasarımlarında da her geçen gün yeni fikirler araştırılıyor, deneniyor hatta moda sektörüyle işbirliği yapılıyor. Çünkü azımsanmayacak sayıda insan, rengârenk, süslü, güzel telefonlara büyük ilgi gösteriyor. Açık söyleyelim, kim sıkıcı siyah telefonlarla yetinmek ister ki? Takılan kolyeye ya da küpeye, hatta tavandaki kristal avizeye benzeyen bir telefonla konuşmayı kim istemez ki? İşte bu nedenle Sony Ericsson Z610 pembeli mavili modellerle çıktığında sevgiyle karşılanmıştı. Ya Nokia L'Amour serisine ne demeli? Ne güzel desenlerdi onlar. Ne var ki görünüş olarak muhteşem birçok telefon özellik olarak sıradan görünüşlü telefonlardan geri kalıyor. Çünkü firmaların ana hedefi, pek doğal olarak gittikçe daha gelişmiş özellikler barındıran telefonlar üretmek. Çıkacak telefonun masayı diğerlerinden daha fazla süslemesi, onların öncelikli amaçları arasında yer almıyor. Dolayısıyla birçok tüketici, özellikle bayan tüketiciler görür görmez aşık olduğu telefonlarla adeta bir mini bilgisayar gibi kullanabileceği pratik telefonlar arasında seçim yapmak zorunda kalıyor.
Tabii güzel telefon diye tutturan insanlara giderek daha özellik barındıran seçenekler sunulduğu göz ardı edilemez bir gerçek. Birçok havalı telefon, günümüzde standart bir telefondan beklenen herşeyi karşılıyor. Varsın televizyon da seyredilemesin. Sony Ericsson sonra Z610'dan sonra Z555 ve T707 gibi modeller de çıkardı. T707'de, Z610'da olmayan özellikler de vardı ne var ki görüntülü görüşmek için Z610'da olan ön kamera bunda yoktu ve bu nedenle Z610'dan buna geçemedim:(  Nokia'nin Prism serisi, baklava deseninin hakim olduğu özel ve şık tasarımıyla SST (biliyorsunuz, sıkıcı siyah telefon) girdabından tüketicileri kurtarmaya biraz olsun yarıyordu. LG'nin SH490 modeli de çiçekli, kar taneli çocuksu görünüşüyle gençler ve genç kalanlar için hoş bir alternatifti çünkü standart sayılan birçok özelliği zaten bünyesinde topluyordu. Bu sırada Sony Ericsson Jalou serisi de petrol mavisi, lacivert, siyah seçenekleriyle, elması andıran dizaynıyla kalplere girdi ve bu seriden Dolce&Gabbana için özel bir pembe versiyon da piyasaya sürüldü.



Cep telefonu endüstrisinin moda sektörünün devleriyle buluşması rastlanmadık bir şey değil. Dolce&Gabbana daha önce de Motorola ile birlikte çalışmış, bunun sonucunda altın kaplamalı bir Razr V3 piyasaya sürülmüştü. LG'nin Prada için hazırladığı ve iki versiyon halinde çıkan telefon da dokunmatik ekranı, 5 MP kamerası, QWERTY klavyesiyle tatmin edici özelliklere sahipti. Ne var ki bir sürü telefonda görülebilecek bir tasarımı vardı. Zarifti ama bir SST olmasına ramak kalmıştı. Neyse ki sonradan LG Prada'nın gümüş ve 24ayar altın versiyonları da çıktı. Samsung ve Armani işbirliğiyle hazırlanan telefon da tasarım açısından SST kategorisine balıklama dalarken özellikleriyle birçok kullanıcıyı memnun etmişti.
Birçok firmanın telefonları altın kaplamalı olarak piyasada yer aldı. Ama telefon ve değerli maddeler denilince asıl Nokia'ya bağlı Vertu'nun ürettiği telefonlardan bahsetmek gerekir. Lüks cep telefonları yaratmayı amaçlayan firmanın telefonlarında değerli taşlar ve altın kullanılıyor. Mesela Signature Cobra modeline, Fransız Boucheron firmasının ürettiği elmas, zümrüt ve yakutlar işlendi ve telefonun fiyatı 310 bin dolar. Firmanın Ascent, Constellation, Ascent Ti and Ayxta modelleri oldukça popüler. Bir anti-SST akımında Vertu telefonları da kurtarıcı işlevi görebilir tabii verilecek parayla ev almayı tercih etmiyorsanız:)
Uzun sözün kısası bir SST'den kurtulmak hiç de zor değil. Kullanıcının önünde her bütçeye uygun yeterli sayıda seçenek var. (Hepsinden bahsedemedim ama ilk aklıma gelenler ve özellikle güzel olanlar bunlar.) Yeter ki siz telefonun görünüşüne özelliklerinden daha fazla önem verin.
Ama güzelliğin yerine özelliği koyan insanların birçoğu zaten telefonunu SSTlikten kurtarmak için çeşitli kılıflar, özel telefon süsleri, etiketleri ve nette binlerce örneğini bulabileceğimiz işletim sistemi temalarından faydalanıyor. Sonuçta güzellik ve özellik ikileminde, özelliğin kazanır gibi göründüğü yerlerde de güzellik galip gelmeyi başarıyor.

4 Temmuz 2010 Pazar

Yeni tarzı Kelly Rowland'a yarayacak mı?

Destiny's Child denilince birçok insanın aklına Beyoncé'nin grubu olduğu gelir de grubun diğer solisti Kelly Rowland fazla insanın dikkatini çekmemişti. Tıpkı The Supremes'daki Mary Wilson gibi. Ya da bir kişinin ön plana çıktığı diğer bütün gruplardaki gibi. Ama Destiny's Child'in yakından takipçileri Kelly Rowland'a da büyük ilgi gösteriyor. Nitekim onun da solo albümleri var ve bir şekilde müzik piyasasına tutunmaya çalışıyor. İlk iki albümü beklenen başarıyı sağlayamamıştı. Yine de Nelly ile olan düeti "Dilemma" 14 hafta bir numarada kalmıştı. Sessiz sedasız çıkıp unutulan bir ikinci albümden sonra Kelly Rowland tarzını değiştirdi, biraz daha elektronik, dance, pop tarzı parçalarla karşımıza çıkmaya başladı. David Guetta'yla birlikte hazırladığı "When Loves Takes Over" Kelly için büyük bir yenilik ve Destiny's Child'ın pop/r'n'b ekolünden uzaklaşarak kendi bağımsız yolunu çizme işaretiydi. Kelly, kendisine çok yakışan bu tarzıyla, muhteşem sesiyle bir dancehall queen olabileceğini herkese gösterdi.
Kelly Rowland güzeliğiyle kırmızı halılarda oldukça dikkat çekiyor


Kelly Rowland, Eylül'de çıkacağı söylenen yeni albümünde yine David Guetta'yla çalışıyor. Ayrıca Rico Love, Dr. Luke, Ne-Yo da albüme katkıda bulunan isimler arasında. Albümün tanıtım single'ı "Commander" şimdiden büyük bir ilgi uyandırdı. Ama sırada başka şarkılar da internete düştü. Grown Woman, Rose Colored Glass, Smooches, On&On ile herkes yeni Kelly'i karşılamaya hazırlanıyor. Şimdi merak ettiğimiz, Kelly Rowland'ın yeni tarzıyla aradığı başarıyı yakalayıp yakalamayacağı. Ses var, güzellik var, hakediyor aslında. Bir ikisi hariç parçalar da çok güzel. Kim tutar Kelly'i.

Kelly Rowland yeni single'ları için çektirdiği fotoğraflarda da klasik bir R'n'B şarkıcısı imajından sıyrılmaya başladığını gösteriyor


Kelly Rowland birçok defileyi en ön sıradan izliyor. (Soldan sağa: Gabrielle Union, Kim Kardashian, Ciara, Kelly Rowland. Tracy Reese 2010 Yaz Koleksiyonu)

 Birçok insan uzun siyah saçların Kelly'e daha çok yakıştığını düşünüyor

Kelly'nin yeni parçalarını dinlemek isterseniz buraya tıklayın

Kelly'yle konuşmak isterseniz de buraya tıklayın:) Çünkü Kelly Twitter'ın en aktif kullanıcılarından.

Görseller: www.kellyrowlandweb.com

3 Temmuz 2010 Cumartesi

Istancool tüm hızıyla devam ediyor


Müzik, sinema, moda, sanat, tasarım gibi çeşitli alanlarda ikon isimler Istancool'da buluşuyor. 2-4 Temmuz tarihleri için yapılacak etkinliklerde Londra, Paris, Milano ve New York’tan kalkan uçaklarla İstanbul’a gelecek olan ünlü konuklar arasında ünlü Amerikalı yazar Gore Vidal, mimar Zaha Hadid, aktör ve yönetmen Lee Daniels, ID ve Another Magazine dergilerinin yayıncısı Jefferson Hack, Nobel ödüllü edebiyatçı Sir VS Naipaul, aktör ve mücevher tasarımcısı Waris Ahluwalia, moda tasarımcısı Gareth Pugh, müzisyen Michael Nyman, yazar ve film yapımcısı Hanif Kureishi, yönetmen Stephen Frears, Kanadalı sanatçı Terence Koh, ünlü İngiliz model Lily Cole, modern sanatçı Kim Jones, müzisyen ve DJler The Misshapes (Leigh Lezark ve Geordon Nicol), şapka tasarımcısı Philip Treacy ve Vogue İtalya genel yayın yönetmeni Franca Sozzani bulunuyor. Ayrıca Elif Şafak, Leyla Umar ,Taner Ceylan, Serdar Gülgün, Muammer Brav, Haluk Akakçe, Özalp Birol, Levent Çalıkoğlu, Alphan Eşeli gibi Türk edebiyat, müzik ve sanat dünyasından isimler festivalin konukları arasında yer alıyor. 2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul’da dinamik bir moda ve sanat diplomasi programı sergilemeyi hedefleyen Istancool, İstanbul Modern Sanat Müzesi, The Seed, Pera Müzesi ve W Istanbul'da yapılıyor.

FESTİVAL PROGRAMI

1 Temmuz Perşembe

21:00 Istancool akşam yemeği daveti (Özel davet)
Zaha Hadid onuruna, Güler Sabancı ev sahipliğinde verilecek akşam yemeği.
Yer: Sakıp Sabancı Müzesi
“Efsane İstanbul” sergisi o gece için ziyarete açık olacaktır.

2 Temmuz Cuma – Birinci Gün
Yer: The Seed

10:30 Cem Hakko ile Vakko Moda Merkezi turu ve brunch.
(Özel davet)
13:00 Istancool Resmi Açılış Gösterisi
Çağdaş Türk kültürü performansları
15:00 Edebiyat – Sir Naipaul bir romanından okuma yapacak
16:00 Medya Paneli – Financial Times Paneli: Dijital Medyanın Geleceği.
Konuşmacılar: FT.com editörü Robert Shrimsley, Dazed & Confused editörü Jefferson Hack, Wallpaper editörü Tony Elliott, Time Out kurucusu Tony Chambers
21:00 Gala Gecesi – Gala yemeği (Özel davet)
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen akşam yemeği daveti.
-Türk sanatçıların performansları.
Yer: Sepetçiler Kasrı
23:00 Harper’s Bazaar dergisi ev sahipliğinde Istancool Afterparty

3 Temmuz Cumartesi – İkinci Gün
Yer: İstanbul Modern

10:30 Levent Çalıkoğlu karşılama daveti (Özel davet)
11:00 Edebiyat – Hanif Kureishi ve Elif Şafak çocukluk dönemlerinin edebi kimliklerini nasıl şekillendirdiğini konuşacak. Her ikisi de Müslüman ülkelerde doğup, Avrupa’da yetişmiş, biri Asyalı erkek, diğeri Türk kadın yazarın buluşması
12:00 Sanat ve Fotoğraf – Michael Nyman ile film ve fotoğraf çalışmaları üzerine söyleşi
13:00 Vogue Türkiye Genel Yayın Yönetmeni Seda Domaniç ile öğle yemeği. (Özel davet)
14:00 Moda/Eğitim – Vogue, tasarımcı Kim Jones’un portfolyosunu genç Türk yeteneklerle paylaşacak. (Özel etkinlik)
14:00 ‘Precious’ filminin gosterimi ve yonetmeni Lee Daniels ile soru ve cevaplar,
17:00 Philip Treacy ve Daphne Guiness ile şapkacılık üzerine bir sohbet.
18:00 Leyla Umar-Gore Vidal sohbeti.
21:00 Jefferson Hack ve AnOther Magazine akşam yemeği daveti. (Özel davet)
23:00 Afterparty with Absolut (Özel davet)
Yer: Kız Kulesi
DJ’ler: The Misshapes ve Gareth Pugh


4 Temmuz Pazar – Üçüncü Gün
Yer: Pera Müzesi

11:00 Botero Sergisi Özel Gösterim (Özel davet)
12:00 Pera Müzesi’nde Öğle Yemeği
13:00 Özalp Birol ile Pera Müzesi tarihi üzerine söyleşi.
Suna ve İnan Kıraç Vakfı fotoğraf arşivinden eski İstanbul manzaraları
14:00 Stephen Frears, Vecdi Sayar ve Lee Daniels ile sanat filmleri ve bağımsız sinema üzerine söyleşi
15:00 Shekhar Kapur ve Alphan Eşeli, dünya sinemasının Kapur filmleri üzerindeki etkisini konuşuyor
16:00 Taner Ceylan ile çağdaş Türk kültürü üzerine kişisel bir söyleşi
18:00 İngiliz Konsolosluğu’nda resepsiyon
20:00 Osmanlı tarihçisi Serdar Gülgün’ün evinde kokteyl
21:00 Demet Müftüoğlu ev sahipliğinde festival kapanış yemeği (Özel davet)

Ayrıntılı bilgi burada.

2 Temmuz 2010 Cuma

L'Appart PR... Sample Sale... Alışveriş canavarı? "Online"


L’Appart PR, “sample sale”lerde birçok ünlü yerli tasarımcının eserleriyle bizi buluşturduktan sonra, şimdi de bütün yabancı tasarımcılarının “sample sale”ini düzenliyor. Listede kimler yok ki: Fatima Lopes, Doii Paris, Ivana Helsinki, Josep Font, Natasha Drigant, Xuan Thu Nguyen…
Yer: İnternet. Yani, bu tasarımcıların eserleri 4 Temmuz Pazar günü boyunca markafoni.com’da satışa sunulacak. Hem de yüzde 70’e varan indirimlerle. Bütçenizi ayarlayın, internetten ayrılmayın.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...