24 Eylül 2010 Cuma

Yoğunluktan bir süredir yazamıyorum

Evet belli bir süreyi geçti yazı yazamayalı. Bir insanın uyandığı saniyeden yatıp uyuduğu saniyeye kadar yoğun olması nasıl bir şeydir gördük. Üstelik yazacak şeyler sürekli birikiyorken. Çevirmekle meşgul olduğum kitap bitmek bilmiyor ve bunu sona erdirmeye çalışıyorum. Bu benim son yoğunluğum, bir daha böyle uzun bir ara olmayacak yazdıklarımda. Artık haber vereyim dedim, yine çok çok çok kısa sürede, 1-2 gün gibi kısa sürede yeni yazılarımı girmiş olacağım. Takipte kalın.♥

16 Eylül 2010 Perşembe

NYFW / Tracy Reese

İlgiyle beklediğim koleksiyonlardan biriydi Tracy Reese'in koleksiyonu. Tasarımcının bazı parçalarını sıradan bulurken bazıları tam aradığım gibidir. Ne çok cafcaflı ne çok donuk tam da her ortamda giyebileceğim ama her ortamda giyilebiliyor diye yatak çarşafı, fabrika işçisi tulumu, paraşüt ya da battaniyeye benzemeyen parçalardır.
2011 Yaz koleksiyonu tasarımcının belki en güzel koleksiyonu değil ama oldukça zarif parçalarıyla göz dolduruyor. Gelecek yaz sezonunda renklerde en büyük trendlerden biri olacağını hissettiğim, birçok defilede karşıma çıkan mavilerle dolu bir koleksiyon. Beyazlar, kahveler, bejler, siyahlar, eflatunlar, mercanlar koleksiyonda dikkat çeken diğer renkler. Aslında koleksiyonda belli bir bütünlük olduğunu söyleyemem, soyut desenli parçalar, çizgililer, örgüler, pamuklular, ipekler, tüller derken bir sürü farklı unsur bir araya toplanmış. Kimi zaman dizlere kadar uzanan kurdeleler tekdüze kıyafete kadınsılık verirken, kimi zaman yarasa kollar kloş etekler daracık sade parçalarla kombine ediliyor. Koleksiyona yoğun bir 70ler etkisi hakim.

Bu koleksiyonda da birçok farklı ortamda giyilebilecek sade ama sönük olmayan eserler bulunuyor.
Bunları mesela sektörünüz müsaitse ofiste kullanabilir ve/veya şehir turuna çıkabilirsiniz






















Haftasonları sahil kenarına inebilir arkadaşlarınızla gezip eğlenebilirsiniz.



Davetlerde veya akşam yemeklerinde dikkatlerin sizden başkasına yönelmesine engel olabilirsiniz.


 
Afrikalı-Amerikalı tasarımcının defilesinde dikkat çeken önemli bir unsur, siyahi ve etnik modellerin oldukça fazla oluşuydu. Bunun birçok defilede rastlanmayan bir durum olduğu yalan değil. Nitekim geçmiş moda haftalarında birçok siyah model isyan bayrağı çekmiş, kazan kaldırmış, bazı mankenler "Bir defile için başvuran modellere bakıyorsunuz yarısı siyah, seçim yapılıp da defile gerçekleştiğinde bakıyorsunuz ya 1-2 siyah model var ya da hiç yok, neden podyumlar bu kadar beyaz?" demişlerdi. Hatta ajanslara "Etnik görünüşlü manken göndermeyin" diyenler bile varmış, ama kim öğrenemedim. Bazıları tüketicilerin çoğu beyaz oldukları için kıyafeti beyaz modelin üzerinde görürlerse alışveriş isteğini daha fazla duyacaklarını iddia ediyorlar ama birçok siyahi sanatçının beyazlar tarafından çok sevildiği, kıyafetlerinin taklit edildiği göz ardı edilemez bir gerçek. Iman'lı Naomi'li günleri aynı ihtişamla yeniden yaşayalım, podyumlarda daha fazla çikolata görelim diyorum ben.

Görseller:nymag

15 Eylül 2010 Çarşamba

NYFW / Reem Acra

Lübnan asıllı tasarımcı Reem Acra'nın gelecek yaz için hazırladığı kreasyonlar, tipik bir Amerikan prensesini anlatıyormuş. Ne isterse, nasıl isterse, nerede isterse, ne zaman isterse onu yapan şımarık bir genç kız. Tam da benim olmak isteyeceğim bir varlık. Ama yaşım biraz geçti:) Artık lise şöyle dursun üniversite de bitti.

Gelinliklerle süske yapan tasarımcı, Ortadoğu pazarında geniş bir kitlesine sahip ama Batılılaşmış tarzıyla ABD'de de büyük ün kazanmayı başardı. Ne de olsa Paris'te Esmod Ecole de Mode ve New York'ta Fashion Institute of Technology'de eğitim aldı.
Bu koleksiyonunda, kahverengi kemerlerle süslenen, tasarımın gelinlik geçmişine ufak bir mum ışığı tutan beyaz sade parçalardan, payetli, işlemeli balo kıyafetlerine kadar geniş bir yelpazade, araya akşam yemeği için ideal, renk düzenlemeleri asil ve klas bir hava veren, gençliğin neşesini zenginliğin ışıltısıyla bütünleştiren elbiseler sığıyor. Bazı kıyafetlerde Antik çağları hatırlatan çengel vari kemerler dikkat çekiyor. Yine ışıltılı, yine zengin, yine görkemli bir Reem Acra koleksyionu seyrediyoruz.


14 Eylül 2010 Salı

NYFW / Carolina Herrera

Efsanenin bu sezonki defilesi nasıl olacak diye merak ediyordum, meraklarım boş çıkmadı. Yani kişisel zevklerimden ötürü beğenmediğim parçalar var ama taptığım parçalar da. Carolina Herrera her zamanki gibi ışıltılı, görkemli, zarif ama etkin. Zeki, araştırmayı seven, kültürlü ama elegansından, kadınsılığından, cazibe ve güzelliğinden hiçbir şey kaybetmeyen gerçek bir kadının hikayesini anlatıyor bu koleksiyon sanki.

Kore'nin geleneksel kıyafetleri ve 18. yüzyılda toplanan botanik bitkiler bu koleksiyonun iki ana esin kaynağıymış. Modada bu Asya etkisi varlığını iyiden iyide hissettirmeye başladı mı bana mı öyle geliyor? Bu trend güzeldir çok severim Uzakdoğu kıyafetlerini.

Kore'de erkeklerin giydikleri şapkalar birçok kıyafete aksesuar olmuştu. Kıyafetlerdeki Asya etkisini ise mesela Philosopy koleksiyonundaki gibi kör gözüm parmağına şeklinde değil de daha ince detaylarda görüyoruz. Bazen olağan bir kıyafetin üzerinde yerleştirilmiş Japone bir korse, bazen eski Çin eşyalarını hatırlatan kemerler, bazen iki kenarı yanyana gelecek şekilde kapanıp düz bir çizgi halinde inen ceketler, Uzakdoğu mimarisini andıracak şekilde dağılan katlar, kimi desenlerin yaptığı çağrışımlar, evet bu Asya etkisini böyle ne çok belirgin ne de çok silik kalacak bir halde fark ediyoruz.

Tabii botanik bitki ve çiçeklerin işlendiği hatta bazen bunlara, bitkiler anlatan yazıların eklendikleri parçalar koleksiyonun en belirgin, en esprili, en renkli unsuruydu.

Asya etkisinin az çok hissedildiği gece, kokteyl, parti, özel gün vesaire elbiseleri parlaklıkları, vücuda tastamam oturan ve kadınların yuvarlak hatlarını en iyi şekilde ortaya çıkaran kesimleriyle birçok kırmızı halının üzerinde gezinecek gibi görünüyor.



Koleksiyonda oldukça belirgin olan imzalardan bazıları da, Asya işi ince iplikle bağlı kemerler ve sol göğüs üzerinde düz bir çizgi çizecek şekilde bağlanmış fiyonklardı.

Portakal rengini bu sezon birçok tasarımcıda gördüm. Bizi muazzam bir trend olarak bekliyor. Eflatunun bu renge eşlik ediş biçimi harika. Sadece kesimlerin konuştuğu bu düz renk kıyafetlerde de birçok farklı tipte kadın vücudu oldukça iyi görünebilir.

Defile masal prenseslerine, daha doğrusu kraliçelerine layık kocaman yeri göğü kaplayan etekli bu kıyafetlerle sonlandı. En son çıkan en soldakiydi, porselen işlemeli büyük ilgi gören bir parça, ama benim favorim ondan önce çıkan şu ortadaki. Bu elbisede elma kırmızısıyla bejin kombinini sevdim. Ayrıca önde boy gösteren güzel çiçeği ve bunu açıklayan yazısını sevdim. Sağdaki elbisenin de sol kenarındaki turuncu iplik fiyonk detayını.


Görseller:style

NYFW / DKNY

Bir DKNY kadınını nasıl bilirsiniz? Şehirli, para kazanan, modern, bağımsız kadın. Fazla bohem değil, fazla kasıntı da değil, neşeli, maceracı, biraz flörtöz ama ağır, ciddi yanı da yeri geldiğinde ağır basıyor. Herşeyin pratiğini seviyor, ama uzun uzun düşünülmesi gereken konuların da hangileri olduğunu iyi biliyor. Senaryo yeteneğimiz varsa kıyafetlere bakılarak daha çok şey yazabiliriz:)

DKNY aslında en en en favori markalarımdam değildir ama arada birkaç parçasını gardrobumda muhakkak isterim. Bu defilede de Donna Karan'dan oldukça üst düzey bir koleksiyon gördüm. Eski koleksiyonlarından bazılarını aslında daha çok beğeniyorum, ama bu koleksiyonu sanırım 2010 yazı için olanından biraz daha güzel.

Defilede en çok dikkat çeken kısım, ipek, renkli kenarlı eşarpların bazen bir boyun süsü, bazen bir bluz, hatta elbise olarak karşımıza çıkmasıydı. Renkler desenler uzaktan çizgi romanları, ama özellikle eski yılların afişlerini hatırlatıyor bana. Özellikle kırmızı olanlarına bayıldım.


Evet şimdi de ayıldım, yazmaya devam edebilirim. Bazı kıyafetler, pantolonlu takımlar veya elbiseler dümdüz inerken ....

bazıları da fır fır fır fır uçuşuyorlardı.


Kıyafetlere pembe, kırmızı, mavi, siyah, haki, beyaz hakimdi. Doğru tonlarla seçilmiş bu renk paleti koleksiyonun klas görünümünü sağlayan başlıca unsurdu. Tabii çok düzgün bir fiyonkla bağlı zarif kemerleri de unutmamak lazım. Arka plandaki çeşitli renklerde panellerin üzerine All Hail the Cab. Long Live the Queens. Big Apple of My Eye gibi yazılarla oluşan dekoru da takdir etmek lazım. Şehrin eğlenceli, yoğun tempo içindeki esprili yanını çok güzel yansıtıyordu.

Bazı kıyafetler ise bu sezon New York'taki birçok defilede gördüğüm bu minik çiçekli desenlere bürünmüştü. Benim favorim değil, biraz Sümerbankvari buluyorum ama sevenleri vardır diye fazla birşey demiyorum.

Görseller:style

NYFW / Philosophy di Alberta Ferretti

Bütün koleksiyonu istiyorum dememe ramak kalmış bir defileydi Alberta Ferretti'nin Philosophy'si. Ramak kaldı çünkü esin kaynağını Uzakdoğu'nun yükselen kocaman yıldızı Çin'den alan bu koleksiyondaki desenlerin ancak bir kısmını sevdim. Ama o kadar sevdim ki bunlara atlayabilirim. Tıpkı bir güve gibi.
Ferretti, Çin'in bilinen muhteşem kültürel desenlerini yeniden yorumlamış, soyut bir bütün yaratılmış ama bu karışıklık o kadar güzel ayarlanmış ki gözü rahatsız eden hiçbir şey bulamadım. Sarıdan maviye, pembeden laciverte renkler ipekli kumaşlarda bütün parlaklığıyla uçuşurken bunlara işlenen çiçekli ya da ejderhalı desenler en doğru yerde tekdzelikten kurtarıyor. Birçok kıyafetse baştan aşağı desenden oluşuyordu. Eserlerin kesimleri kimi zaman 60lı yılların havasını verirken, düz, yalın halleriyle ana odak noktasını desenlerde tutmayı başarıyor.

Birçok parça bu soyut yeni Çin desenleriyle yaratıldı. Bazen bu desenler, defilede sahildeki küçük çakıl taşlarını andıran bir desen taşıyan kıyafetlerle kombine edilerek sunuldu.



İlgisini Çin'den uzaklaştırmış, deniz kızlarını veya su canlılarını andıran desenler de koleksiyonun içinde farklı bir grup oluşturdu.

Bazı kıyafetler tek renk üzerine özel desenleri yerleştirilmiş kıyafetlerdi. Bunların bir kısmı neredeyse bildiğimiz Çin folklor kıyafetleriydi. Herhangi bir etnik kıyafet mağazasında kolayca bulunabilecek türdendi.

 Ama bazıları da modern kesimleriyle özgündü. O zaman koleksiyonun en güzel parçalarından olmuşlardı.



Görseller:style

NYFW / Malandrino

Evet New York Moda Haftası'ndan seçmelerimiz devam ediyor. İlginç, farklı, izleyiciye farklı vizyon sunduğuma inandığım defileleri de yazmaya devam ediyorum. Aslında sadece defile yazmak istemiyorum da vaktim yok, çevirisiyle meşgul olduğum eser hala bitmedi, acilen yetiştirmem lazım ve bütün günüm çalışmakla geçiyor.

Benim için özgün çizgisiyle dikkat çeken defilelerden biri Catherine Malandrino'nun defilesiydi. Kıyafetler, aksesuarlar ve uzunlu kısalı sandaletler özellikle drapelerde sükse yapan Fransız asıllı tasarımcının bu sezon da sıradışı ve etnik imzalarını gözler önüne seriyordu.

Koleksiyonda etnik desenlerden oluşan baskılar bazı kıyafetlerde folklorik bir hava veriyor, bazı kıyafetlerde kırların esintileri taşıyordu. Bu kadar farklı rengin bir arada kullanımı sınırı tam aşacakken dozajında tutulmayı başarmıştı, gözü çok da fazla yormuyordu, çünkü araya karışan koyu tonlar bu renk cümbüşünün sesini kısıyor, buna biraz daha olgun bir hava veriyordu.  Bazı kıyafetlerde empresyonist fırça dokunuşlarını hissetmek mümkündü.

Malandrino'nun en önemli imzalarından biri olan drapeler bu koleksiyonda da bolca yer bulmuştu. Bu eserler bazen bir bohçayı andırıyordu(:)) ama genellikle üzerinde acaba nasıl yapıldı diye belli bir süre düşündürecek parçalardı. Uzun uzun incelenmesi gereken bir Rönesans tablosu gibi, yani o etkiyi yaratıyordu.

Malandrino'nun koleksiyonun bir başka belirgin unsur, kıyafetlere bazen ayrıntısını veren bazen de bütününe yayılan düğümlü örgüler ve boncuklardı. Özellikle bunlarla yaratılan ceketler oldukça başarılıydı. Sandalet tipi uzun ve kısa ayakkabılar da bunlardan yapılmıştı. Ayakkabıların uzun olanları belki yaz vakti burada giyilmez ama Kuzey ülkelerinde seyahat esnasında kullanılabilir çünkü orada hava en sıcak aylarda bile 25 derece civarında kalıyor.






















Görseller:style

13 Eylül 2010 Pazartesi

Lady Gaga MTV Müzik Ödülleri'nde nasıl olay yarattı?

Elbette giysileriyle. Çünkü bu sefer sahne performansı yoktu. Defileye üç kıyafetle katıldı.

Birisi bu nefis Alexander McQueen parça. Bu elbiseyle ve Philip Treacy şapkayla Vanity Fair'de yer almıştı. Ben de şu yazımda bu elbiseden uzun uzun bahsetmiştim.

İkinci elbiseyse ödülleri kabul ederken giydiği siyah elbise.

Ama sonuncusuna gelince orada duralım. Çünkü elbisenin kumaşı yok, çünkü kumaş zannedilen şey yakından bakılınca anlaşılıyor ki bildiğimiz çiğ et. Ancak kasaplarda gördüğümüz çiğ et. İğrenç. Müsaadenizle mozikleyeceğim çünkü ben blogumda böyle şeyler istemem, isterseniz Google'dan bakabilirsiniz.

Lady Gaga et kıyafeti için şu açıklamayı yapmış. "Elbette vejetaryenlere saygısızlık söz konusu değil. Bildiğiniz gibi ben dünyada en ön yargısız insanım. Öte yandan bunun birçok yorumu var. Bana göre inandığımız şey için ayakta durmazsak ve haklarımız için savaşmazsak çok yakında ancak kendi kemiklerimiz üzerindeki et kadar hakkımız olacak. Ve ben bir et parçası değilim."
Acaba bu mesaj kıyafeti kurtarmaya yetecek mi, ileride göreceğiz.

Kıyafetleri bir kenara bırakalım törende Lady Gaga'nın upuzun saçları dikkat çekiyor. Bundan bir iki ay önce "Lady Gaga saçını yine uzatsın diye imza kampanyası mı yapmalı...ne?" başlıklı bir yazı yazmıştım. Lady Gaga'nın son kliplerinde görülebilecek kısacık saç modeline şikayetler yağdırmıştım. Çok geçmeden Vanity Fair röportajı geldi. Üstüne bu ödül töreninde uzun saça devam kararı alındığı görüldü. Yazımı okudu, dediğime geldi diye umutlanmak böyle bir pembe hayale kapılmak istiyorum:)

Tom Ford basına kapalı özel defile yaptı, mankenler Beyoncé, Emmanuelle Seigner, Rita Wilson ve +

Tom Ford'un uzun yıllardan sonra kadın modasına geri dönüşü sabırsızlıkla bekleniyordu. Sonunda 2011 Yaz sezonu için Madison Caddesi mağazasındaki özel defileyle bu dönüş muhteşem oldu. Yani öyle olmuş, anlatıldığına göre, çünkü defileyle ilgili görseller kimsenin elinde yok. İçeri sadece bir özel fotoğrafçının alınmasına izin verilmiş. Seyirciler sadece 100 kişiymiş, siyah takım elbiseli garsonlar onlara şampanya ikram etmiş. Podyumda yürüyenler de mankenlerden ziyade ünlü sanatçılar, mesela Beyoncé Knowles, Emmanuelle Seigner, Lauren Hutton, Rita Wilson, Rachel Feinstein, Marisa Berenson, Daphne Guinness, Rinko Kikuchi, Lisa Eisner, Farida Khelfa, Lou Doillon ve birkaç süpermodel mesela Joan Smalls, Liya Kebede, Amber Valletta, Daria Werbowy ve Stella Tennant. Defile eski usül yapılmış yani mankenler yürürken Tom Ford kıyafetleri seyirciye uzun uzun anlatmış. Ben böylesini Yeşilçam filmlerinden birinde görmüştüm. Defilenin sonunda Bryan Ferry’den “Slave to Love" çalmış.
Siyah ipekten veya leopar desenli zarif pantolon takımlar, transparan bluzlarla siyah akşam elbiseleri, korseler, parçalı tüller, kalem etekler, ipek, kadife, şifon, tüyler, altın mücevherler, bilekten bağlı stilettolar, sivri topuklar ve dikişli siyah çoraplar koleksiyonda görülmüş. Yani fazla bir şey anlaşılmıyor anlatılanlardan, bunlar birçok koleksiyonda görülüyor zaten, merak edilen bunlara Tom Ford yorumu zaten.
 
Defileyle ilgili fotoğraflar, koleksiyonun satışa sunulacağı Ocak 2011'den önce görülemeyecekmiş. Maksat kıyafetlerin çalınmasının engellenmesi.

NYFW / Michael Angel

Açık söyleyeyim, New York Moda Haftası'ndaki bütün koleksiyonları yazacak değilim, özellikle nötr ve pastel renklerin hakim olduğu, hiçbir cazibesi ve kadınsılığı olmayan papaz cübbesinden bozma kıyafetlerle dolu koleksiyonları pas geçip meraklısına bırakmayı görev biliyorum. Benim için ideal, bu moda haftasında Avusturalyalı tasarımcı Michael Angel'ın eserlerinde hayat bulmuştu.

Maviden fuşyaya, mordan oranja binbir tondaki renklerden oluşan soyut desenler Michael Angel'ın koleksiyonunun hakim noktası olurken resim sanatının kumaşa yansımasının en güzel örneklerini oluşturuyorlardı. Bazı parçalarda görülen gece renklerindeki diskovari mozaikler koleksiyona damga vuracak kadar çok sayıda olmasa renk katan güzel bir ayrıntı olarak kalplerde yer buldu. Kimi zaman 45 derece eğilen kat kat kesimler Kübist bir estetik yaratıyordu. Bütün eserler, "güzel" kelimesinin karşılığını biraz farklı bir dilden de olsa verebiliyordu. Bununla birlikte kıyafetlerdeki boynu sıkacak derecede düğümlenmiş yakaların geçici bir ayrıntı olmasını diliyorum. Aslında fazla söze gerek yok, fotoğraflar konuşuyor.




Kat kat katlanalım


Disco ışığıyla aydınlanalım





Görseller:style

NYFW / Juan Carlos Obando: Parmaklıklara hapsedilen güzellikler

Başka tabir bulamıyorum, ya da yoğun bir çeviri maratonundan sonra nihayet blogger başına oturabildiğimde üstelik saat sabahın 3'ünü bulmuşken daha iyi bir başlık bulamıyorum. Çünkü Juan Carlos Obando New York Fashion Week'teki 2011 Yaz koleksiyonuyla bana başka ilham vermiyor ya da ilham veriyor ama koleksiyonundaki bazı parçalar bu ilhamı derhal geri alıyor.
Ne demek istediğimin anlaşılabilmesi için özetlemem gerekirse, 2008'den beri New York Moda Haftası'nda yer alan, art direktör bir yanı da bulunan Kolombiya asıllı Los Angeles'lı tasarımcı, defilesinde aşağıda görebileceğiniz çok güzel parçaların bulunduğu kıyafetleri sundu:

Obando'nun podyumlara California'nın sıcaklığını, Los Angeles güneşinin yakıcılığını, Latin Amerika'nın insanın içini ısıtan renklerini getirmesi, çok doğru kullanılmış degradeler ve ressamın elinden çıkmış gibi görünen bir akıcılıkla bu renkleri kıyafetlerin üzerinde gezdirmesi zaten bilinen bir şeydi ve dolayısıyla onun belli bir takipçi kitlesi, hayranlar topluluğu oluşmuştu zaten. Yukarıdaki elbiseler bir bağlamda onun trademarkı. Ama daha nötr renkleri barındıran sade parçalarda da onun yaratıcılığı (bu koleksiyonda biraz, daha eski koleksiyonlarındaysa oldukça fazla) ortaya çıkıyor.
Aşağıdaki kıyafetlere bakın ne hoş, ne şirin parçalar, sadeliğin içinde ne kadar zarifler bu Juan Carlos ne büyük adam değil mi?


Peki ya bunlar ne? Nedir, nedir bunlar? !!!


Adama büyü mü yaptılar nedir. Tevekkeli değil geçen sonbahardaki koleksiyonunda da benzer şeyler yapmıştı ve tarzının dışına çıkarak takipçilerini sükutu hayale boğmuştu. Bu parçalar da koleksiyonun geri kalanıyla çok alakasız ve bazen korkunç. Ay ben çok beğendim manyak şeyler bunlar diyenler de olabilir, saygı duyuyorum tabii:) ama ben Juan Carlos Obando'ya birazcık nazar değdiğini düşünüyorum.
Görseller:style

12 Eylül 2010 Pazar

Fashion's Night Out için Bağdat Caddesi'ndeki tanıtım çekiminde neler yaşandı?

Edit: Gece vakti bir an önce yetiştirme gayretiyle bu yazıyı yangından mal kaçırırcasına telaşla girdim sabah uyandım baktım ki fotoğraflara koyduğum etiketler manda gözü gibi olmuş. Ben de etiketleri küçülterek görselleri göze daha hoş gelecek bir biçimde hizmetinize sunuyorum:)

16 Eylül'e kadar sabırsızlıkla beklediğimiz Vogue Türkiye'nin♥ düzenlediği Fashion's Night Out için bugün Nihat Odabaşı tarafından yapılan, birçok mankenin katıldığı fotoğraf çekimi vardı. Çekim Boyner mağazasının önünde saat 16 ile 18 arasında yapıldı. Mankenlerin arasında Demet Şener Kutluay, Sinem Güven, Sema Şimşek, Selda Car, Alona Kral, Duygu Akdeniz ve elbette Vogue Türkiye'nin Moda ve Stil Danışmanı Ece Sükan vardı. Ayrıca Simay Bülbül, Vogue Türkiye editörleri Ece Candan ve Konca Aykan, ayrıca geçerken uğrayan Billur Kalkavan orada bulunan isimlerdi.

Çekim sırasında büyük bir yoğunluk vardı, birçok basın mensubunun yanısıra her yaştan vatandaşlar, çoluk çocuk amca teyze nine dede toplanmışlardı. Yeter yolu kapattınız geçicem ben diye bağırarak çekimi yarıda kesen vatandaşlar da yok değildi:) Bu arada en iyi kareleri yakalamak için uğraşırken diğer basın mensuplarıyla birlikte elimde makineyle koşuşturma sahnem Vogue Türkiye'nin blogunda yayınlandı:)

Etkinlik için 145 fotoğraf çektim. Elbette hepsini koymuyorum, çünkü blogspot.com'un benim yüzümden çökmesini istemiyorum. 

Gelelim bugünün nasıl geçtiğine... Şaşkınbakkal'a gelir gelmez Nihat Odabaşı'nı çekim başında buldum. Bu sırada mankenler de hazırlıklarına başlamışlardı.


Elbette kalabalık da giderek artıyor, vatandaşlar ben dahil birçok kişiye nelerin olup bittiğini soruyorlardı. Ben de bu nedenle birçok teyze ve nineye Fashion's Night Out üzerine mini konferans verdim.

Mankenler çekim öncesi son bir hazırlık yaparken


Sonunda çekim başladı. İlk etapta Boyner'in önünde toplanan modeller, ellerini kaldırıp Fashion's Night Out diye bağıracaktı. Sonra Demet Kutluay, Sema Şimşek gibi isimlerin katılımıyla Nihat Odabaşı'nın çekimleri başladı. Aşağıdakini Nihat Odabaşı değil, sevgili blogcuğunuz Samsung'uyla çekti ama. Nihat Odabaşı'nın çekimleri elbet farklı olacak, makinenin yanısıra vinç üstünde birkaç metre yukarıdan çekim yapmasından dolayı:)


Çekim sırasında katılanların neşeleri, pozitif enerjileri gözden kaçacak gibi değildi. Öyle ki o pozitif enerji bana geçti, oraya biraz sinirli gelen ben, günün sonunda yüzümde gülümsemeyle oradan ayrıldım.



Ondan sonra 15-20 dakika kadar ara verildi. Bu sırada katılanlar röportajlar verdiler, vatandaşlar ünlülerle fotoğraflar çektirdiler, çaylar kahveler içildi.




Etkinlikte yer alan bütün mankenler melek gibi güzellikleriyle göz dolduruyordu.


Derken çekimin ikinci bölümü başladı. Bu sefer mankenler caddede yürüyüp ellerini kaldırarak bağıracaklardı. Bunun için trafik çok kısa bir süre durdu. Bağdat Caddesi'nde moda seferi yapıldı.


Çekimden enstantaneler... Bu arada sık sık kadrajıma giren pembe giysili hanımefendi kimse benimle irtibata geçerse sevinirim:)



Nihat Odabaşı yürüyüş çekimlerini de vinç üzerinden yaptı. Bakalım sonuçta ortaya neler çıkacak?


Çekimin sonunda herkes dağılmadan önce, biz basın mensuplarına hatıra pozu verdiler.



All That Glitters gururla sundu. Saygılar efendim.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...