Evet 2. kısımdan devam ediyoruz, çünkü blog tarihinin en uzun ve en bol resimli yazılarından birini yazmak istemedim ve iki kısma ayırdım:) Yoksa 40 saat fotoğrafların yüklenmesini bekleyecektiniz. Nerede kalmıştık, iste sevdiklerim:
L'Wren Scott'un siyahı ve laciverti kullanma biçimini, 70leri hatırlatan kesimlerini, soldan ikinci ceketteki işlemeyi, ortadaki parlak yelek pantolon takımını, yanındaki elbisenin kenarındaki yaprakları
Bibhu Mohapatra'nın parlak saten kumaşları kat kat katlayarak yepyeni desenler ortaya çıkarmasını,
lüks bir lady tarzını, klasik hanımefendi giyimini modern çizgiler ve kesimlerle bütünleştirerek 21. yüzyıla uyarlamasını
Nanette Lepore'un kocaman çiçeklerini, kıyafetlerin kış sezonu olmasına rağmen bahar günlerinde kır gezintilerini hatırlatan neşesin, mavilerini, ortadaki kenarı ve kolları dantelli bluzu, yanındaki siyah tül üstüne bembeyaz çiçeklerle süslü bluzu
Nicole Miller'ın geometrisini, üçgenlerini, mavilerini, parıltısını
Oscar de la Renta'nın belli belirsiz hissedilen Kuzey Afrika esintilerini, safariye çıkmış 30lu yıllar Avrupa burjuvazisi havasını, oryantal desenleri yorumlama biçimini, son derece zarif kaşmir süet takımları
new york moda haftası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
new york moda haftası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
24 Şubat 2011 Perşembe
New York Moda Haftası: Neleri sevdim?
Evet New York Moda Haftası dosyasını (biteli bir hafta olduğuna göre biraz geç) kapatırken, değinemediğim güzel koleksiyonlardan bir derleme yapayım. Hani 1000 tane koleksiyonu tek tek yazmam mümkün olamıyor ya. Çünkü yaşayacak bir hayatım var. Kaldı ki bu New York moda haftası beni biraz üzdü açıkçası. Yaz koleksiyonlarını çok beğendiğim tasarımcıların bile birçoğunun kış için hazırladıklarını beğenemedim ki bunların pre-fall koleksiyonlarına bile bayılmıştım. ne kadar ilginç değil mi? Önümüzdeki kış vitrinde neler göreceğiz, bunlar genele hitap edecek mağazalara nasıl yansıyacak vb. hiç bilemiyorum. Tabii birkaç fashionista dışında sokaktaki insan yine bir kazak bir kotla gezecek, herkes modayı belli çizgilere göre yorumlayacak. Tıpkı İstanbul Fashion Week sayfasının girişinde olduğu gibi İstanbul Last Week başlığı altındaki giyimi göreceğiz. Çeşitlilik eski onyıllara göre fazla bol olduğu için, ya da insanlar sadece rahatlık aradığı için, bütün halkın hemen adapte ettiği akımlar göremiyoruz eskisi kadar, yani 70lerde kahvehanelerde bile ispanyol paça pantolon giyilirdi, 80lerde resmi dairelerde bile herkes vatkalıydı. Ama önümüzdeki kış trendleri ne kadar insanlara yansıyacak bilemiyorum. Konuyu dağıtmayayım, New York Moda Haftasında yine de çok sevdiklerim oldu. Mesela:
Barbara Tfank'ın ışıl ışıl kumaşlardan yarattığı Lady çizgisini, hafif 60lar etkisini, mantolarını.
Bensoni'nin renk skalasını, ekoselerini ve güllerini ve romantizmini
Cynthia Steffe'in hafif Chanel, hafif LV etkisi taşıyan elbise ve etek bluz takımlarını, kırmızılarını, yeşillerini, kahvelerini
Alexandre Herchcovitch'in sarıya siyah buluşmasını, bu buluşmayı arada dantellerle süslemesini
Barbara Tfank'ın ışıl ışıl kumaşlardan yarattığı Lady çizgisini, hafif 60lar etkisini, mantolarını.
Bensoni'nin renk skalasını, ekoselerini ve güllerini ve romantizmini
Cynthia Steffe'in hafif Chanel, hafif LV etkisi taşıyan elbise ve etek bluz takımlarını, kırmızılarını, yeşillerini, kahvelerini
Etiketler:
2011 2012 sonbahar kış,
new york moda haftası
23 Şubat 2011 Çarşamba
threeASFOUR kıyafetleriyle yürüyen bir orkestra olalım
Nasıl mı? Kıyafetleri görün de anlayın, moda sektöründe yaratıcılığın sınırları her şekilde zorlanıyor ama klasik müzik çalgılarından esinlenmek? İşte bu oldu. Oldu. Çok beğendim. Bu kemanlı yaylı sazlı bağlamalı:P kıyafetleri çok beğendim. Adi Gil, Angela Donhauser ve Gabriel Asfour'un ortaya çıkardıkları eserlerin peşinde Björk'ten Mariah Carey'e birçok ünlünün koşmasına şaşırmamak gerekir, çünkü New York moda haftasında en gözüme çarpan koleksiyonlardan biri onlardan geldi. Bazı kıyafetlere kemanlar konmuş bazı kıyafetlerse bu çalgıların tellerinden esinlenmiş. Yakadan başlayıp bütün vücudu saran kırmızılı beyazlı ipler kendine özel desen oluşturmuş, bazı kıyafetlere de borular işlenmiş ve borulardan özel desenler oluşmuş. Parlak kumaşlarla, kabartmalı kesimlerle bazen uzay seyahatlerimizde giymek için uygun fütüristik bir havası olan eserler üretilmiş ama genel anlamda bu koleksiyonu muhteşem yapan şey, başkalarının pek dikkat etmeyeceği en ufak ayrıntılarla bile nelerin nelerin yapılacağını göstermesi sanırım.
Bu kemanlı kıyafet, bele oturan çizgisiyle 19. yüzyıl havası taşıyor. Onun solundaki kırmızı şeritlerle hazırlanan kıyafetse bir başka muhteşem yaratıcılık örneği.
Siyah üzerine kırmızı ve beyaz iplerle desen oluşturarak yapılan bu kıyafet koleksiyondaki şahsi favorim oldu.
Etiketler:
2011 2012 sonbahar kış,
new york moda haftası,
threeasfour
Marchesa yine kırmızı halıları yakacak
İşte daha da berbat bir başlık, ne yapalım yaratıcılık bugün benden bu kadar. Marchesa koleksiyonu benim başlığımdan daha yaratıcı tabii, kırmızı parçalar kırmızı halıları yakmak için birebir diyebilirim:) Onun dışında gelinliği andıran tüllü, püsküllü güzellikler hemen göze çarpıyor, yukarıda en sağdakinin duvağı bile var ama en ortadaki siyah beyaz elbise kelimenin tam anlamıyla kusursuz ama etek kısmı böyle ince bir şifondan olmayabilirdi tabii. Altta en sağdaki tam Oscar'da giymek için yapılmış sanki sinematografik bir güzelliği var.
Aşağıdaki kıyafetler sadece gece değil ufak davetlerde kokteyllerde bile giyilebilir bence ki ben bunlar markete giderken bile giyerim hele şu kırmızı elbiseye bayıldım.
Biyaz dantelli kıyafetlerin masumiyeti yansıtması beklenir ama bunlar pek de genç kız prenses kıyafetleri değillersanki. İddialılar.
Etiketler:
2011 2012 sonbahar kış,
marchesa,
new york moda haftası
The Blonds ve ışıl ışıl pırıl pırıl bir karnaval esintisi
Diyelim, blog tarihinde en berbat başlığı da yazalım, uzun uzun yazılar yazabilirim ama güzel başlıklar bulmakta bazen zorlanabiliyorum. Özellikle The Blonds koleksiyonu gibi aklımı başımdan alan koleksiyonlar oldukça:P Philippe Blond ve David Blond'un bu koleksiyonu işlemelerden taşlardan payetlerden geçilmiyor gördüğünüz üzere. Mankenler, kıyafetler yetmezmiş gibi ayrıca taşlı payetli başlıklar takmış. Arada kıyafetlere dolanan, başka kıyafetlerde çok parlak ve cafcaflı kaçabilecek eşarplar, bu koleksiyonda pırıltıdan kamaşan gözlerimizi biraz olsun yatıştırmaya yarıyor. saten ipek deri gibi çeşitli kumaşlar arada sade parça arayanlara birebir. Yoğun bir Uzakdoğu etkisi hakim, bazen kimono kemerleri, bazen de ejderha işlemeleri, bazen de Japon harfleri görüyrouz giysilerde. Hatta yeri geldiğinde Samuray okları bile görüyoruz! Aşağıda özellikle soldan ikinci sıradaki leotarda bayıldım.
Yaratıcılıkta sınırları en zorlayan parçalar, en son sıralarda çıktı, bu oklu kıyafeti kırmızı halıda giymeye bir şekilde cesaret bulunabilir ama başkalarına çarpmamaya dikkat etmek kolay olmamalı, ortadaki yapraklı kıyafet ve en sağdaki ejderha desenli kıyafet de çok iddialılar ama sağdan ikinci olan altınlı kıyafete ne demeli? Uzaktan muhteşem görünüyor ama altın tozuna batırılmış bir civciv gibi gözükmek istemiyorsak doğru kombinlerle giymeliyiz.
Etiketler:
2011 2012 sonbahar kış,
new york moda haftası,
the blonds
21 Şubat 2011 Pazartesi
Gece giysilerinde Naeem Khan farkı (New York Fashion Week)
Artık Londra Moda Haftası başlayalı çok oldu ama ben bu haftalara fazla eğilemedim birkaç gündür yoğunluktan. Gündemimiz Londra olmasına rağmen New York'tan Naeem Khan koleksiyonuna değinmezsem olmaz çünkü gece elbiseleri ağırlıklı koleksiyonu inanılmaz beğendim. Daha doğrusu New York Moda Haftası'nda gözüme çarpan, beğendiğim çok az koleksiyon var ve beğendiklerimin de bir kısmını beğendim sadece. Ama Naeem Khan bütünüyle beğendiğim taş çatlasa 2-3 koleksiyondan birini yaratmış. Yukarıdaki elbiselerde özellikle kırmızı desenli olan ortadaki muhteşem görünüyor. En soldaki de dikkatleri üzerine çekmek için birebir. Hem asi, hem romantik hem de klas bir elbise.
Aşağıda en soldaki elbisedeki Asya tipi desenler bütünü ve ortaya çıkardığı inanılmaz renk yelpazesi sanki bir karnaval havası veriyor. Yanındaki İspanyol romanlarıyla ortaçağ karışımı etkiler taşıyan çiçekli desenleri apayrı güzellikte.
Desen açısından daha sade parçalar renkleriyle dikkat çekiyor bu sefer. Sağdan ikinci dore işlemeli elbise barok etkisiyle çarpıyor ama bir de straplez olmasaydı.
Koleksiyonda birçok parçada siyah beyaz püsküllü detaylar görüyoruz
Sonlarda çıkan parçalar tabii en işlemeli olanlar ama diğerleriyle kontrast bir sadelik taşıyorlar. Soldan ikinci kişisel favorim.
Etiketler:
2011 2012 sonbahar kış,
naeem khan,
new york moda haftası
21 Ekim 2010 Perşembe
2011 İlkbahar Yaz sezonunda desenler, kumaşlar, tarzlar...
Evet, 2011 İlkbahar-Yaz modası dosyamız kapsamında moda haftalarının genel eğilimlerine değinmeye devam ediyorum...
Bu yaz için birçok koleksiyonda görülen bir diğer unsur da, dore, lame, metalik ışıltılar veren işlemelerdi. Birçok tasarımcı bunları sadece gece değil gündüz kıyafetlerinde de kullandı ve bizi yeterince pırıltılı bir yazın beklediği konusunda işaretleri sundu. Bu bağlamda David Koma zaten var ayrıca Anna Sui, Sonia Rykiel gibi başka tasarımcılar da birçok kadının rüyası elbiseler sundular. Artık sadece gece kıyafetlerinin değil gündüzlerin de vazgeçilmezi olmalı bu ışıltılar pırıltılar.... diyorum ben.

Tabii elbette bir kıyafete en çok zarafet katacak ve bayanların birçoğunun en sevdiği unsurlardan biri de dantel. Belki baştan aşağı sürekli dantel dantel dantel biraz kombinezon havası verebilir ama sıradan kıyafetlere ufak dokunuşlar halinde kullanarak bu trend etkili bir şekilde değerlendirilebilir. Tabii bu dediğimin bir istisnası var, o da bir Dolce & Gabbana şah eseri tabii ki. Ya da Oscar de la Renta ve Elise Overland oldukça başarılı, muhteşem alternatifler sunuyorlar. Evet genelde siyah, beyazdır ama altın danteller görmek de istiyor insanlar. Ya da Alberta Ferretti'ninki gibi değişik tonları denemek.
Sadece dantel değil, çeşitli tığ işi kumaşlar hatta makromeler de bu moda haftalarında görüldü, kısacası bu yazın modasından romantizm rüzgârları (ne mutlu ki) eksik olmayacak.
Bu kış sezonun leopar desenleri yazın da devam ediyor elbette, ama bu yaz (çok sık olmasa da) görülen bir önemli unsur da çeşitli hayvanların resimleri, illüstrasyonları. Byblos'un yılanlarının yanında, Miu Miu'nun kuğularını görüyoruz. Jean-Charles de Castelbajac filleri, Louis Vuitton zürafaları L.A.M.B kelebekleri derken isteyenlerin kıyafetleri hayvanat bahçesine dönebilir.
Tabii leopar ve yılan desenleri de bu yaz birçok kıyafetten eksik olmayacak. Gerek leopar gerekse yılan desenleri üstelik klasik renklerine de bağlı değil, Blumarine veya Francesco Scognamiglio eserlerinde gördüğümüz gibi morlu mavili tonlarda da karşımıza çıkabiliyorlar.

Tüyler, püsküller, birçok kez moda dünyasına girmiştir. bazen tamamen hakimdir bazen arada görünüp kaybolurlar. Tıpkı geçtiğimiz moda haftalarında olduğu gibi. Custo Barcelona yeterince geniş yer verdi, Zac Posen en görkemli parçalarına koydu, Christian Dior'sa aksesuar ayrıntıları olarak kullanmayı tercih etti. Ama tüy ve püskülleri sevenlere müjdeler olsun ki gelecek yaz bu zevklerinden mahrum kalmayacaklar.
Bu yaz pek çok tasarımcı ilham almak için rotasını Asya'ya çevirdi. Carolina Herrera Kore'ye, Philosophy için Alberta Ferretti ile Louis Vuitton için Marc Jacobs Çin'e, Haider Ackermann Japonya'ya, Kenzo için Antonio Marras ise Türkiye dahil Asya ile bağlantılı birçok ülkeye... Sonuç ortaya eşsiz folklorik, ama modern eserler çıktı. Sadece bir sezonluk değil, bir ömürlük şaheserler.

Tabii bu yaz bütün kıyafetler, romantik, etnik, bohem, dünyevi değil. İşin bir de dünya dışı boyutu var, belki genel trend değil ama varlığını kesinlikle hissettiriyor yeni girdiğimiz uzay çağına ait, bilim kurgu filmlerinden çıkmış gibi kıyafetler. Manish Arora'nın sıradışı detaylarını ve Bora Aksu'nun (aslında "karınca" esintili) formlarını, David Koma, Pedro Lourenço'nun ve Altuzarra'nın daha sade ama ancak bir UFO'nun içinde giyilecekmiş gibi duran eserlerini, gelecek yüzyılları sabırsızlıkla bekleyen herkes büyük ilgiyle karşılayacak. Bunları belki gündüz değil ama gece giyebilirsiniz. Ya da düzenlediğiniz New Age toplantısında komşu galakside yaşayan rehberinizin verdiği mesajları paylaşırken giyebilirsiniz. (:P)
Bu yaz için birçok koleksiyonda görülen bir diğer unsur da, dore, lame, metalik ışıltılar veren işlemelerdi. Birçok tasarımcı bunları sadece gece değil gündüz kıyafetlerinde de kullandı ve bizi yeterince pırıltılı bir yazın beklediği konusunda işaretleri sundu. Bu bağlamda David Koma zaten var ayrıca Anna Sui, Sonia Rykiel gibi başka tasarımcılar da birçok kadının rüyası elbiseler sundular. Artık sadece gece kıyafetlerinin değil gündüzlerin de vazgeçilmezi olmalı bu ışıltılar pırıltılar.... diyorum ben.

Tabii elbette bir kıyafete en çok zarafet katacak ve bayanların birçoğunun en sevdiği unsurlardan biri de dantel. Belki baştan aşağı sürekli dantel dantel dantel biraz kombinezon havası verebilir ama sıradan kıyafetlere ufak dokunuşlar halinde kullanarak bu trend etkili bir şekilde değerlendirilebilir. Tabii bu dediğimin bir istisnası var, o da bir Dolce & Gabbana şah eseri tabii ki. Ya da Oscar de la Renta ve Elise Overland oldukça başarılı, muhteşem alternatifler sunuyorlar. Evet genelde siyah, beyazdır ama altın danteller görmek de istiyor insanlar. Ya da Alberta Ferretti'ninki gibi değişik tonları denemek.
Sadece dantel değil, çeşitli tığ işi kumaşlar hatta makromeler de bu moda haftalarında görüldü, kısacası bu yazın modasından romantizm rüzgârları (ne mutlu ki) eksik olmayacak.
Bu kış sezonun leopar desenleri yazın da devam ediyor elbette, ama bu yaz (çok sık olmasa da) görülen bir önemli unsur da çeşitli hayvanların resimleri, illüstrasyonları. Byblos'un yılanlarının yanında, Miu Miu'nun kuğularını görüyoruz. Jean-Charles de Castelbajac filleri, Louis Vuitton zürafaları L.A.M.B kelebekleri derken isteyenlerin kıyafetleri hayvanat bahçesine dönebilir.
Tabii leopar ve yılan desenleri de bu yaz birçok kıyafetten eksik olmayacak. Gerek leopar gerekse yılan desenleri üstelik klasik renklerine de bağlı değil, Blumarine veya Francesco Scognamiglio eserlerinde gördüğümüz gibi morlu mavili tonlarda da karşımıza çıkabiliyorlar.

Tüyler, püsküller, birçok kez moda dünyasına girmiştir. bazen tamamen hakimdir bazen arada görünüp kaybolurlar. Tıpkı geçtiğimiz moda haftalarında olduğu gibi. Custo Barcelona yeterince geniş yer verdi, Zac Posen en görkemli parçalarına koydu, Christian Dior'sa aksesuar ayrıntıları olarak kullanmayı tercih etti. Ama tüy ve püskülleri sevenlere müjdeler olsun ki gelecek yaz bu zevklerinden mahrum kalmayacaklar.
Bu yaz pek çok tasarımcı ilham almak için rotasını Asya'ya çevirdi. Carolina Herrera Kore'ye, Philosophy için Alberta Ferretti ile Louis Vuitton için Marc Jacobs Çin'e, Haider Ackermann Japonya'ya, Kenzo için Antonio Marras ise Türkiye dahil Asya ile bağlantılı birçok ülkeye... Sonuç ortaya eşsiz folklorik, ama modern eserler çıktı. Sadece bir sezonluk değil, bir ömürlük şaheserler.

Tabii bu yaz bütün kıyafetler, romantik, etnik, bohem, dünyevi değil. İşin bir de dünya dışı boyutu var, belki genel trend değil ama varlığını kesinlikle hissettiriyor yeni girdiğimiz uzay çağına ait, bilim kurgu filmlerinden çıkmış gibi kıyafetler. Manish Arora'nın sıradışı detaylarını ve Bora Aksu'nun (aslında "karınca" esintili) formlarını, David Koma, Pedro Lourenço'nun ve Altuzarra'nın daha sade ama ancak bir UFO'nun içinde giyilecekmiş gibi duran eserlerini, gelecek yüzyılları sabırsızlıkla bekleyen herkes büyük ilgiyle karşılayacak. Bunları belki gündüz değil ama gece giyebilirsiniz. Ya da düzenlediğiniz New Age toplantısında komşu galakside yaşayan rehberinizin verdiği mesajları paylaşırken giyebilirsiniz. (:P)

2011 İlkbahar-Yaz desenleri binbir çeşit, binbir renk, göz alıcı
Moda haftalarında gelecek yazın trendleri söz konusu olduğunda en dikkat çekici unsurlardan biri de binbir çeşit, renk ve şekilde desenlerdi. Bu açıdan en zengin yazlardan birini (daha) yaşayacağımız kesin. Bu desenlerin bazıları iyi düzenlenmiş, güzel, büyüleyici, eşsiz bir sanat eseri formatındayken bazıları da ne bu köyden indim şehire dedirtti. Bu bir zevk ve renk meselesi tabii ama bu geniş yelpazede karşımıza sevebileceğimiz her tür desen çıkacaktır.
Özellikle küçük desenlerden oluşan kumaşlar çok gözdeydi ve birçok tasarımcı tarafından bolca kullanılmıştı. Bu küçük desenler herşeyden ama herşeyden oluşabiliyordu, çiçeklerden tutun da Marilyn Monroe'ya kadar. Minik kareler, oklar, soyut yaprak gibi şeyler, sert fırça darbeleri, çakıl taşları, hemen birçok objeden desenler oluşturuldu. Burada temel mesaj çokluk, bolluk, bereket, belli bir objenin defalarca tekrar tekrar sonsuz kez çoğalması, yayılması. Bu her zaman zevkli sonuçlar vermedi belki ama bazı kıyafetlerde oldukça zarif bir görünüm elde edilebildi.
Çiçek desenleri bu sezonun büyük gözdelerinden, birbirini kopyalayan küçük çiçeklerden, tek kullanılan zarif büyük çiçeklere kadar sınırsız bir yelpazede seçenek mevcut. Gül de olabilir, lale de, papatya da, artık hangisini daha çok beğeniyorsak. Louis Vuitton, Erdem, Oscar de la Renta, Carolina Herrera bu çiçekleri en güzel kullananlardan sadece birkaç örnek. Kesinlikle gelecek yazın en mutluluk veren trendlerinden.
Bu yazın en hoş unsurlarından biri de, çiçekler ve diğer desenler kadar sık rastlanmasa da meyve desenleriydi. Özellikle konuyla ilgili belli birkaç tasarımcı kıyafetlerine meyve lezzeti kattılar. Bir parçada kullanan da oldu koleksiyonda daha geniş yer veren de. Meyvelere belli bir sınır da konmadı. Prada tercihini muzdan yana kullandı, Betsey Johnson da rengarenk böğürtlenlerden. Aşaıda Stella McCartney'in çeşitli turunçgilleri nasıl bir ressam tablosu gibi aşkla kıyafetlerine işlediğini görüyoruz. Z Spoke neredeyse Cin Ali çizgi romanı formatında kullanmış ama böylesini de seven var. Meyveler yazın en büyük trendi olmayabilir ama kesinlikle eksik kalmayacak. Özellikle bu Wunderkind elbiseye yer açmak için gardrobdaki birçok parçadan vazgeçmeye fazlasıyla değer.
Birçok tasarımcı 2011 Yaz sezonu için desenlerde sıranın dışına iyice çıkmaktan yana tercihlerini kullandı. Bir ressamın tuvali rastgele fırçalaması hatta boya küplerini öylesine dökmesi... Bundan iyi "kumaş konusu" olur mu? Özellikle Michael Angel ve Malandrino koleksiyonları böyle birbirinden göz alıcı sanat eserleriyle doluydu. Topshop Unique ve Lela Rose'dan da çok zarif, çok hoş elbiseler gördük.
Kimine göre Kızılderili etkisi, kimine göre Anadolu etkisi. Ama kilim desenleri birden fazla kıtaya, oldukça geniş bir coğrafyaya yayılıyor. Moda dünyasının da zaman zaman bundan etkilenmesi gayet doğal. Çok sık olmasa da özellikle New York'ta çok sık rastladım bu desenlere. Tracy Reese gibi tek parçayla yetinen de oldu, Vivienne Tam gibi ısrarlı kullanan da. Sonuçta bu desen ve şekil bolluğu içinde arada bir kilim baklavaları ve zigzagları da bize göz kırptı.
Çizgili kıyafetler bu sezonun bolluklarındandı, rastgelinme yüzdesi birçok trende nazaran biraz daha fazlaydı. Özellikle bu aşağıda gördüğünüz Moschino ve Prada kıyafetlerde, genişleyen etekleri enine çizgilerle bütünleştirme fikri, daha gösterişli bir havanın ortaya çıkmasına neden oldu. Tabii çizgiler sadece enine değil, Vivienne Westwood'un bu harika elbisesinde olduğu gibi boyuna da olabilir. Ne de olsa enine çizgiler daha tombul, boyuna çizgiler daha uzun ince gösterirmiş. Ama bu trendin bazı parçalarını insan 100 kilo gözükme pahasına da olsa giymek istiyor.
Pötikare ve ekose de çeşitli koleksiyonlarda sık rastlanan unsurlardı, L.A.M.B, Versus ve özellikle D&G bu deseni en zarif bir şekilde kullanan oldular. Her boy, her renk serbest bu trendde. Tek lazım olan bir piknik havasını gardrobda estirme isteği. Baştan aşağı ekose giymek biraz fazla gelirse, sade parçalara renk katacak bir aksesuar olarak kullanmak, sadece bir etek veya bluz olarak değerlendirmek harika bir sonuç verecektir. Ne zaman vermedi ki zaten.
Özellikle küçük desenlerden oluşan kumaşlar çok gözdeydi ve birçok tasarımcı tarafından bolca kullanılmıştı. Bu küçük desenler herşeyden ama herşeyden oluşabiliyordu, çiçeklerden tutun da Marilyn Monroe'ya kadar. Minik kareler, oklar, soyut yaprak gibi şeyler, sert fırça darbeleri, çakıl taşları, hemen birçok objeden desenler oluşturuldu. Burada temel mesaj çokluk, bolluk, bereket, belli bir objenin defalarca tekrar tekrar sonsuz kez çoğalması, yayılması. Bu her zaman zevkli sonuçlar vermedi belki ama bazı kıyafetlerde oldukça zarif bir görünüm elde edilebildi.
Çiçek desenleri bu sezonun büyük gözdelerinden, birbirini kopyalayan küçük çiçeklerden, tek kullanılan zarif büyük çiçeklere kadar sınırsız bir yelpazede seçenek mevcut. Gül de olabilir, lale de, papatya da, artık hangisini daha çok beğeniyorsak. Louis Vuitton, Erdem, Oscar de la Renta, Carolina Herrera bu çiçekleri en güzel kullananlardan sadece birkaç örnek. Kesinlikle gelecek yazın en mutluluk veren trendlerinden.
Bu yazın en hoş unsurlarından biri de, çiçekler ve diğer desenler kadar sık rastlanmasa da meyve desenleriydi. Özellikle konuyla ilgili belli birkaç tasarımcı kıyafetlerine meyve lezzeti kattılar. Bir parçada kullanan da oldu koleksiyonda daha geniş yer veren de. Meyvelere belli bir sınır da konmadı. Prada tercihini muzdan yana kullandı, Betsey Johnson da rengarenk böğürtlenlerden. Aşaıda Stella McCartney'in çeşitli turunçgilleri nasıl bir ressam tablosu gibi aşkla kıyafetlerine işlediğini görüyoruz. Z Spoke neredeyse Cin Ali çizgi romanı formatında kullanmış ama böylesini de seven var. Meyveler yazın en büyük trendi olmayabilir ama kesinlikle eksik kalmayacak. Özellikle bu Wunderkind elbiseye yer açmak için gardrobdaki birçok parçadan vazgeçmeye fazlasıyla değer.
Birçok tasarımcı 2011 Yaz sezonu için desenlerde sıranın dışına iyice çıkmaktan yana tercihlerini kullandı. Bir ressamın tuvali rastgele fırçalaması hatta boya küplerini öylesine dökmesi... Bundan iyi "kumaş konusu" olur mu? Özellikle Michael Angel ve Malandrino koleksiyonları böyle birbirinden göz alıcı sanat eserleriyle doluydu. Topshop Unique ve Lela Rose'dan da çok zarif, çok hoş elbiseler gördük.
Kimine göre Kızılderili etkisi, kimine göre Anadolu etkisi. Ama kilim desenleri birden fazla kıtaya, oldukça geniş bir coğrafyaya yayılıyor. Moda dünyasının da zaman zaman bundan etkilenmesi gayet doğal. Çok sık olmasa da özellikle New York'ta çok sık rastladım bu desenlere. Tracy Reese gibi tek parçayla yetinen de oldu, Vivienne Tam gibi ısrarlı kullanan da. Sonuçta bu desen ve şekil bolluğu içinde arada bir kilim baklavaları ve zigzagları da bize göz kırptı.
Çizgili kıyafetler bu sezonun bolluklarındandı, rastgelinme yüzdesi birçok trende nazaran biraz daha fazlaydı. Özellikle bu aşağıda gördüğünüz Moschino ve Prada kıyafetlerde, genişleyen etekleri enine çizgilerle bütünleştirme fikri, daha gösterişli bir havanın ortaya çıkmasına neden oldu. Tabii çizgiler sadece enine değil, Vivienne Westwood'un bu harika elbisesinde olduğu gibi boyuna da olabilir. Ne de olsa enine çizgiler daha tombul, boyuna çizgiler daha uzun ince gösterirmiş. Ama bu trendin bazı parçalarını insan 100 kilo gözükme pahasına da olsa giymek istiyor.
Pötikare ve ekose de çeşitli koleksiyonlarda sık rastlanan unsurlardı, L.A.M.B, Versus ve özellikle D&G bu deseni en zarif bir şekilde kullanan oldular. Her boy, her renk serbest bu trendde. Tek lazım olan bir piknik havasını gardrobda estirme isteği. Baştan aşağı ekose giymek biraz fazla gelirse, sade parçalara renk katacak bir aksesuar olarak kullanmak, sadece bir etek veya bluz olarak değerlendirmek harika bir sonuç verecektir. Ne zaman vermedi ki zaten.
2011 İlkbahar Yaz: Kahve tonları ve nötr renkler
Elbette renkli giyinmeyi sevmeyenler, cesaret edemeyenler, ömrünün çoğunu geçirdiği iş yerinde giyemeyenler, yaşına uygun bulmayanlar... gayet kalabalık bir kesim, her sezon olduğu gibi yine seçimlerini kahve tonları ve nötr renklerden yana kullanacaklar.
Özellikle deri ceketlerde ön plana çıkan kahve tonlarının hem bu yaz sıcağına yaraşır derecede yakıcı hem de sade ve olgun olduklarını görecekler. Gerçi küresel ısınmadan sıkça bahsedildiği günümüzde tasarımcıların birçoğunun sanki buzul çağına girecekmişiz gibi deri ya da diğer kalın kumaşlardan yaz kreasyonları hazırlamaları bizi şaşırtıyor bu sefer ama Roberto Cavalli'nin, Diesel Black Gold'un, Hermes'in derileri Temmuz sıcağında bile giyme isteği uyandırıyor.
Hem bu kahvelerle, hem de önceki yazılarımın konusu diğer canlı güzel renklerle kombine edip canlı rengin gerginliğini alabilecek, hoş kontrast oluşturacak uslu bejler, uslu toprak tonları yine bizim göz bebeğimiz elbette. Bu Alberta Ferretti elbisenin karşısında insan ister istemez büyülenmekten kendini alamıyor. Giles Deacon ve Talbot Runhof'un toprak elbiseleri, Donna Karan'ın bronz ışıltısı gece elbisesi tek kelimeyle coup de coeur. Ya da Francesco Scognamiglio ile saray ihtişamına bürünmek eşsiz bir deneyim.
Siyah. Beyaz. Siyah ve beyaz. Bir de gri. Bunlar olmasa dünya nasıl dönerdi bilmiyorum ama gardbroblar da bir hayli boşalırdı. Çünkü bunlar kurtarıcı. Çünkü bunlar tamamlayıcı. Çünkü bunlar başlı başına bir kıyafete yetiyor da artıyor bile.
Dolce and Gabbana koleksiyonu işlenmiş beyaz dantellerle dolu çok bebeksi, çok masum ama aynı oranda kadınsıydı mesela. Chanel'de gri ve siyah olabilecek en güzel şekilde kullanılmıştı. Nina Ricci bu üç nötr renkten de en güzel elbiseleri bizim için hazırlayıp sundu. Sarah Burton'la Alexander McQueen, bu renklerle olabilecek en sıradışı eserleri gözler önüne sermişti. Örnekler çoğaltılabilir.
Tabii moda dünyasının ve gardrobların vazgeçilmez klasiği olan siyah beyaz kombinini de muhakkak hesaba katmak gerekir, en azından Ann Demeulemester koleksiyonundaki sayısız parçanın hatırına. Tabii Alexander McQueen ve Chanel koleksiyonlarında bu kombinin nasıl yorumlandığını görüp büyülenmemek elde değil.
Özellikle deri ceketlerde ön plana çıkan kahve tonlarının hem bu yaz sıcağına yaraşır derecede yakıcı hem de sade ve olgun olduklarını görecekler. Gerçi küresel ısınmadan sıkça bahsedildiği günümüzde tasarımcıların birçoğunun sanki buzul çağına girecekmişiz gibi deri ya da diğer kalın kumaşlardan yaz kreasyonları hazırlamaları bizi şaşırtıyor bu sefer ama Roberto Cavalli'nin, Diesel Black Gold'un, Hermes'in derileri Temmuz sıcağında bile giyme isteği uyandırıyor.
Hem bu kahvelerle, hem de önceki yazılarımın konusu diğer canlı güzel renklerle kombine edip canlı rengin gerginliğini alabilecek, hoş kontrast oluşturacak uslu bejler, uslu toprak tonları yine bizim göz bebeğimiz elbette. Bu Alberta Ferretti elbisenin karşısında insan ister istemez büyülenmekten kendini alamıyor. Giles Deacon ve Talbot Runhof'un toprak elbiseleri, Donna Karan'ın bronz ışıltısı gece elbisesi tek kelimeyle coup de coeur. Ya da Francesco Scognamiglio ile saray ihtişamına bürünmek eşsiz bir deneyim.
Siyah. Beyaz. Siyah ve beyaz. Bir de gri. Bunlar olmasa dünya nasıl dönerdi bilmiyorum ama gardbroblar da bir hayli boşalırdı. Çünkü bunlar kurtarıcı. Çünkü bunlar tamamlayıcı. Çünkü bunlar başlı başına bir kıyafete yetiyor da artıyor bile.
Dolce and Gabbana koleksiyonu işlenmiş beyaz dantellerle dolu çok bebeksi, çok masum ama aynı oranda kadınsıydı mesela. Chanel'de gri ve siyah olabilecek en güzel şekilde kullanılmıştı. Nina Ricci bu üç nötr renkten de en güzel elbiseleri bizim için hazırlayıp sundu. Sarah Burton'la Alexander McQueen, bu renklerle olabilecek en sıradışı eserleri gözler önüne sermişti. Örnekler çoğaltılabilir.
Tabii moda dünyasının ve gardrobların vazgeçilmez klasiği olan siyah beyaz kombinini de muhakkak hesaba katmak gerekir, en azından Ann Demeulemester koleksiyonundaki sayısız parçanın hatırına. Tabii Alexander McQueen ve Chanel koleksiyonlarında bu kombinin nasıl yorumlandığını görüp büyülenmemek elde değil.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)















































