paris moda haftası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
paris moda haftası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mart 2011 Perşembe

Givenchy (Paris Moda Haftası)


Moda haftalarını seviyorum. Haftalar süren o tempoyu, şehirlerin moda merkezine dönüşmelerini, sabah akşam defilelerin yapılmasını, hem defilelerin hem de o defileye giderken insanların giydikleri kıyafetlerin konuşulmasını, oraya giden ve ön sırada oturan ünlüleri izlemeyi, defilelerde yapılan şovları görmeyi, dedikoduları hepsini seviyorum.
Belki bu nedenle bir aydır blogum, blogumuz, adeta bir moda haftası bloguna dönüştü. Ama artık bu haftalar bittiğine göre yavaş yavaş normal yaşama ve gündeme geri dönme zamanı geliyor.
Tabii Givenchy'nin koleksiyonuna değinmeden değil. Çünkü çok güzel, muhteşem. Hem renk skalası, hem desenleri hem de değişik kumaşların ustaca kombiniyle çok güzel.
Yaka ve kenarları desenli ceketler mi dersiniz, sonbahara nazire yaparcasına bahar esintileri taşıyan yeşilli lacivertli desenleriyle parlak takımlar mı? Yoksa favorimiz ortasında vahşi hayvanlar ya da nu model illüstrasyonu çiçek taçları mı? Elbette romantizme fazla vurgu yapmak isteyenler seçimlerini deri kadife kombinlerinden yana kullanabilirler. En beğendiğim parçalar, doğal olarak assolist niyetine en son çıkan sarılı siyahlı eserlerdi. Eski yüzyılların duvar ve tavan süslemeleri giysilere daha güzel nasıl yansıyabilirdi ki? Süslü çerçeveler içine alınmış çiçekleri sevmek ne kelime, bayıldım. Gelecek kış Givenchysz bir gardrob, çiçeksiz bir saksıya benzeyecek desem çok mu abartmış olurum?


Bu dekoratif kıyafetler koleksiyonun en beğenilen ve konuşulan eserleri oldu ki şimdiden klasikler arasına girdiler bile.

Chanel (Paris Moda Haftası)


Evet görüyorsunuz artık acayip başlıklar bulmayı (şimdilik) bıraktım. Sebebi uykusuzluk olsa gerek. Zaten Chanel gibi bir isme bir de ayrıntılı başlık mı gerekir? Chanel, Paris Moda Haftası dendi miydi yetiyor da artıyor bile. Fazla söze ne gerek var?
Ne var ki bu koleksiyonu öyle çok da aman aman beğenmedim. Sebebi herhalde birçok koleksiyonda gördüğüm tuhaf bol kesimler olabilir. Özellikle bol pantolonlar gelecek kış daha sık görülecek gibime geliyor. Chanel koleksiyonu kısacık ceketlerle pantolonların, tüvitlerin yünlerin dantellerin, pastel renk tonlarının buluştuğu, biraz romantik ama romantik olduğu kadar militer bir koleksiyon oldu. Çok favori parçalarım var, aman bu da ne dediklerim de. Ama Chanel hayranı kadınlar elbette yine aradıkları bekledikleri birçok şeyi bu koleksiyonda bulabiliyorlar.
Özellikle ilk resimdeki pantolon ve ceket kombinasyonlarını çok beğendim. Bunlardan gözlerimi alabildiğimde, beşinci kesimdeki kısa elbiseleri alma hayalleri kurdum.
İşte koleksiyondan seçmeler:


En soldaki kırmızı yaka ayrıntılı palto ve ona eşlik eden aynı tonlarda ceket bu koleksiyonun en ışıltılı parçalarından


Aşağıdaki elbiseler kesinlikle koleksiyondaki favorilerim, özellikle soldan ikinciyle en sağdaki tipik Chanel klasikleri. Teşekkürler Lagerfeld.



Alexander MCQueen (Paris Moda Haftası)


Moda haftaları bitti artık önümüzdeki kış trendleri konusunda da az çok fikrimiz oluyor yavaş yavaş. Tabii Alexander McQueen eserlerinde trendlerin aynen kopyalanıp yapıştırıldığını görmüyorduk, bir trendsetterın izlerini görüyorduk ve Sarah Burton devraldığı mirasa yine layık diyebileceğim bir koleksiyon çıkarmış tabii kendi özel tarzında ki. McQueen'in büyüleyici renk skalasının yerini nötr renklerle vücuda oturan kesimlerin buluşması almış. Tabii kürk trendi burada da karşımıza çıkıyor. Yakalarda, eteklerde, kollarda, her yerde. Vücudu kafes gibi saran şeritler vücut hatlarını daha iyi vurguluyor, kıyafetin orijinal dokusuyla güzel bir kontrast yakalıyor. Yine çok güzel bir koleksiyon ama bazen insan McQueen'in sıradışı yaratıcılığını aramıyor değil. Bazen sanki Sarah Burton'u kendi haline bıraksalar, McQueen çizgisine uymak için kendini zorlamasa ortaya daha özgün eserler çıkabilir diye düşünüyorum.


Bu koleksiyonda aşağıdaki siyahlı parçalar en beğendiklerim arasında yer aldılar. Özellikle en sağdaki elbiseye özel bir dikkat gösteriyorum.


Kesinlikle favorim en soldaki, bele oturan korse gibi üst kısım, püsküllü eteği, kafes gibi yaka detayıyla dört dörtlük, kelimenin tam anlamıyla kusursuz.


Tabii en ortadaki elbseyi de es geçmemek gerekiyor


3 Mart 2011 Perşembe

Gagagagaaaaa!!!! (Mugler @Paris Moda Haftası)


Benim evrenimde başkasının kabahatınden dolayı blogumdan mahrum kalmak olmadığı için yine bir yazı daha yazıyorum sevgili arkadaşlar. Konumuz Thierry Mugler. Ve Lady Gaga. Yine Gaga. Hep Gaga. Gaga da Gaga.
Bilenler bilir Nicola Formichetti, artık Mugler adıyla faailyet gösteren firmanın yeni kreaktif direktörü olmuştu ve bu ünvanıyla ilk koleksiyonunu dün Paris Moda Haftası'nda sergileyecekti. Lady Gaga da hem defilede modellik yapacak hem de Mayıs'da çıkacak Born This Way albümünden daha önce duyulmamış bir yeni şarkısını da izleyicilere dinletecekti. Hatta bu koleksiyonun ve şovun tanıtımı için aşağıdaki Antik Mısır ve bilim kurgu karışımı ilginç video da hazırlanmıştı:



Sonunda defile gerçekleşti. Gaga sahneye iki kez çıktı. Birincisinde siyah lateksler içindeydi ve ağzında sigara vardı. Parlak siyah bir sütyene dapdaracık uzun bir parlak etek eşlik ediyordu ve ikisinin altına şeffaf bir body giymişti. Tabii Lady Gaga'da görmeye alışkın olduğumuz ilginç şapkalardan biri de eksik değildi. Lady Gaga sallanarak yürürken takma sarı saçlar da eşarp gibi sallanıyordu. İkinci kıyafetinde herhalde saç faktörü yetmemiş olacaktı Lady Gaga gerçekten eşarp aldı eline ve beyaz kıyafetiyle beraber sinirli, gergin bir şekilde eşarpı sallayıp durdu:) Bu sefer tamamen beyaz giyinmişti, korse, body, uzun etekten oluşan bir takımdı. Lady Gaga'nın kahkül kısmını siyaha boyadığı saçları ve Black Swan'ı hatırlatan göz makyajı da ayrı dikkat çeken unsurlardı.
Asıl dikkat çeken unsur da herhalde 50 santim tutan topuklu ayakkabılara rağmen Lady Gaga'nın profesyonel bir mankeni aratmayacak şekilde yürümeyi başarmasıydı. Bunu mankenlerin hepsi başaramadı nitekim, maviler giymiş manken az kalsın düşüyordu.


Bu arada tabii Lady Gaga'nın yeni şarkısı "Government Hooker" (şarkının ismine bak hizaya gel) da dünyada ilk kez bu defilede çaldı. Parçayı ben oldukça beğendim, 80lerin birçok önemli beatini koymuşlar, Born This Way'den daha güzel, eğer bu sinirimi bozan electropop trendi Lady gaga sayesinde bu yöne doğru giderse en azından sinir bozucu olmaktan çıkacaktır.
Defilede ışıklar loştu, üstelik bir Yerebatan Sarayı dekoru konmuştu ki sormayın, koca koca sütunlar her yerdeydi buna rağmen mankenler koreografiyi nasıl ezberleyebildi merak ediyorum çünkü karmakarışık bir düzende sütunlar arasına girip çıktılar ve ben asıl seyirciyi düşünüyorum nerede oturuyorlardı ve koca sütunların arkasından kıyafetleri nasıl görüp değerlendirebildiler?
Yine de uzun uzun inceleme gerektirmeyen tek renk desensiz parçalar olduğu için herhalde fazla sorun olmamıştır. Bu koleksiyonun gücü kesimlerinde toplanmıştı nitekim. Thierry Mugler tarzı kocaman kabartılmış omuz detayları olan daracık ceketler ve elbiseler, su damlası biçiminde sütyenler, dar ama vücuda yapışmayan pantolonlar, lateks taytlar, parlak kumaşlar, smokin ceketlerin vatkalarla yeniden yorumlanışı, dar kesimli ve göğüs kısmında kocaman tül pencere açılarak dekoltesi yaratılmış mini elbiseler koleksiyonun akılca kalıcı parçalarıyla. Tabii meşhur kürk modası burada (bile) karşımıza çıktı, kürk kolluklar, kürk ceketler, kürk yakalar derken bunlara leopar desenli tül bodylerin de eklendiğini belirtmeden olmaz.
Defilenin sonlarına yaklaştıkça kıyafetler de giderek daha iddialı oluyordu, omuz kısımları yengeç ayaklarını andıracak şekilde daha kabarıyor, bazen de kıyafetlerden çıkan üçgen şeklinde parçalar bütün vücudu sarıyordu.
Tabii kadın giyimi koleksiyonuydu ama bir tane de erkek model çıktı: Her tarafına üstelik yüzüne yaptığı dövmelerle bir çeşit ayaklı anatomi müzesine dönüşen Rico, ki Nicola Formichetti'nin ilham perisiymiş. Tabii Lady Gaga'nınki de, nitekim onu Born This Way klibinde görebiliriz.

İşte defileden birbirinden güzel kıyafetlerden bir seçki:





İşte bu da defilenin videosu,

21 Ekim 2010 Perşembe

2011 İlkbahar Yaz sezonunda desenler, kumaşlar, tarzlar...

Evet, 2011 İlkbahar-Yaz modası dosyamız kapsamında moda haftalarının genel eğilimlerine değinmeye devam ediyorum...

Bu yaz için birçok koleksiyonda görülen bir diğer unsur da, dore, lame, metalik ışıltılar veren işlemelerdi. Birçok tasarımcı bunları sadece gece değil gündüz kıyafetlerinde de kullandı ve bizi yeterince pırıltılı bir yazın beklediği konusunda işaretleri sundu. Bu bağlamda David Koma zaten var ayrıca Anna Sui, Sonia Rykiel gibi başka tasarımcılar da birçok kadının rüyası elbiseler sundular. Artık sadece gece kıyafetlerinin değil gündüzlerin de vazgeçilmezi olmalı bu ışıltılar pırıltılar.... diyorum ben.



Tabii elbette bir kıyafete en çok zarafet katacak ve bayanların birçoğunun en sevdiği unsurlardan biri de dantel. Belki baştan aşağı sürekli dantel dantel dantel biraz kombinezon havası verebilir ama sıradan kıyafetlere ufak dokunuşlar halinde kullanarak bu trend etkili bir şekilde değerlendirilebilir. Tabii bu dediğimin bir istisnası var, o da bir Dolce & Gabbana şah eseri tabii ki. Ya da Oscar de la Renta ve Elise Overland oldukça başarılı, muhteşem alternatifler sunuyorlar. Evet genelde siyah, beyazdır ama altın danteller görmek de istiyor insanlar. Ya da Alberta Ferretti'ninki gibi değişik tonları denemek.
Sadece dantel değil, çeşitli tığ işi kumaşlar hatta makromeler de bu moda haftalarında görüldü, kısacası bu yazın modasından romantizm rüzgârları (ne mutlu ki) eksik olmayacak.


Bu kış sezonun leopar desenleri yazın da devam ediyor elbette, ama bu yaz (çok sık olmasa da) görülen bir önemli unsur da çeşitli hayvanların resimleri, illüstrasyonları. Byblos'un yılanlarının yanında, Miu Miu'nun kuğularını görüyoruz. Jean-Charles de Castelbajac filleri, Louis Vuitton zürafaları L.A.M.B kelebekleri derken isteyenlerin kıyafetleri hayvanat bahçesine dönebilir.
Tabii leopar ve yılan desenleri de bu yaz birçok kıyafetten eksik olmayacak. Gerek leopar gerekse yılan desenleri üstelik klasik renklerine de bağlı değil, Blumarine veya Francesco Scognamiglio eserlerinde gördüğümüz gibi morlu mavili tonlarda da karşımıza çıkabiliyorlar.



Tüyler, püsküller, birçok kez moda dünyasına girmiştir. bazen tamamen hakimdir bazen arada görünüp kaybolurlar. Tıpkı geçtiğimiz moda haftalarında olduğu gibi. Custo Barcelona yeterince geniş yer verdi, Zac Posen en görkemli parçalarına koydu, Christian Dior'sa aksesuar ayrıntıları olarak kullanmayı tercih etti. Ama tüy ve püskülleri sevenlere müjdeler olsun ki gelecek yaz bu zevklerinden mahrum kalmayacaklar.

Bu yaz pek çok tasarımcı ilham almak için rotasını Asya'ya çevirdi. Carolina Herrera Kore'ye, Philosophy için Alberta Ferretti ile Louis Vuitton için Marc Jacobs Çin'e, Haider Ackermann Japonya'ya, Kenzo için Antonio Marras ise Türkiye dahil Asya ile bağlantılı birçok ülkeye... Sonuç ortaya eşsiz folklorik, ama modern eserler çıktı. Sadece bir sezonluk değil, bir ömürlük şaheserler.


Tabii bu yaz bütün kıyafetler, romantik, etnik, bohem, dünyevi değil. İşin bir de dünya dışı boyutu var, belki genel trend değil ama varlığını kesinlikle hissettiriyor yeni girdiğimiz uzay çağına ait, bilim kurgu filmlerinden çıkmış gibi kıyafetler. Manish Arora'nın sıradışı detaylarını ve Bora Aksu'nun (aslında "karınca" esintili) formlarını, David Koma, Pedro Lourenço'nun ve Altuzarra'nın daha sade ama ancak bir UFO'nun içinde giyilecekmiş gibi duran eserlerini, gelecek yüzyılları sabırsızlıkla bekleyen herkes büyük ilgiyle karşılayacak. Bunları belki gündüz değil ama gece giyebilirsiniz. Ya da düzenlediğiniz New Age toplantısında komşu galakside yaşayan rehberinizin verdiği mesajları paylaşırken giyebilirsiniz. (:P)

2011 İlkbahar-Yaz desenleri binbir çeşit, binbir renk, göz alıcı

Moda haftalarında gelecek yazın trendleri söz konusu olduğunda en dikkat çekici unsurlardan biri de binbir çeşit, renk ve şekilde desenlerdi. Bu açıdan en zengin yazlardan birini (daha) yaşayacağımız kesin. Bu desenlerin bazıları iyi düzenlenmiş, güzel, büyüleyici, eşsiz bir sanat eseri formatındayken bazıları da ne bu köyden indim şehire dedirtti. Bu bir zevk ve renk meselesi tabii ama bu geniş yelpazede karşımıza sevebileceğimiz her tür desen çıkacaktır.

Özellikle küçük desenlerden oluşan kumaşlar çok gözdeydi ve birçok tasarımcı tarafından bolca kullanılmıştı. Bu küçük desenler herşeyden ama herşeyden oluşabiliyordu, çiçeklerden tutun da Marilyn Monroe'ya kadar. Minik kareler, oklar, soyut yaprak gibi şeyler, sert fırça darbeleri, çakıl taşları, hemen birçok objeden desenler oluşturuldu. Burada temel mesaj çokluk, bolluk, bereket, belli bir objenin defalarca tekrar tekrar sonsuz kez çoğalması, yayılması. Bu her zaman zevkli sonuçlar vermedi belki ama bazı kıyafetlerde oldukça zarif bir görünüm elde edilebildi.


Çiçek desenleri bu sezonun büyük gözdelerinden, birbirini kopyalayan küçük çiçeklerden, tek kullanılan zarif büyük çiçeklere kadar sınırsız bir yelpazede seçenek mevcut. Gül de olabilir, lale de, papatya da, artık hangisini daha çok beğeniyorsak. Louis Vuitton, Erdem, Oscar de la Renta, Carolina Herrera bu çiçekleri en güzel kullananlardan sadece birkaç örnek. Kesinlikle gelecek yazın en mutluluk veren trendlerinden.


Bu yazın en hoş unsurlarından biri de, çiçekler ve diğer desenler kadar sık rastlanmasa da meyve desenleriydi. Özellikle konuyla ilgili belli birkaç tasarımcı kıyafetlerine meyve lezzeti kattılar. Bir parçada kullanan da oldu koleksiyonda daha geniş yer veren de. Meyvelere belli bir sınır da konmadı. Prada tercihini muzdan yana kullandı, Betsey Johnson da rengarenk böğürtlenlerden. Aşaıda Stella McCartney'in çeşitli turunçgilleri nasıl bir ressam tablosu gibi aşkla kıyafetlerine işlediğini görüyoruz. Z Spoke neredeyse Cin Ali çizgi romanı formatında kullanmış ama böylesini de seven var. Meyveler yazın en büyük trendi olmayabilir ama kesinlikle eksik kalmayacak. Özellikle bu Wunderkind elbiseye yer açmak için gardrobdaki birçok parçadan vazgeçmeye fazlasıyla değer.

Birçok tasarımcı 2011 Yaz sezonu için desenlerde sıranın dışına iyice çıkmaktan yana tercihlerini kullandı. Bir ressamın tuvali rastgele fırçalaması hatta boya küplerini öylesine dökmesi... Bundan iyi "kumaş konusu" olur mu? Özellikle Michael Angel ve Malandrino koleksiyonları böyle birbirinden göz alıcı sanat eserleriyle doluydu. Topshop Unique ve Lela Rose'dan da çok zarif, çok hoş elbiseler gördük.


Kimine göre Kızılderili etkisi, kimine göre Anadolu etkisi. Ama kilim desenleri birden fazla kıtaya, oldukça geniş bir coğrafyaya yayılıyor. Moda dünyasının da zaman zaman bundan etkilenmesi gayet doğal. Çok sık olmasa da özellikle New York'ta çok sık rastladım bu desenlere. Tracy Reese gibi tek parçayla yetinen de oldu, Vivienne Tam gibi ısrarlı kullanan da. Sonuçta bu desen ve şekil bolluğu içinde arada bir kilim baklavaları ve zigzagları da bize göz kırptı.

Çizgili kıyafetler bu sezonun bolluklarındandı, rastgelinme yüzdesi birçok trende nazaran biraz daha fazlaydı. Özellikle bu aşağıda gördüğünüz Moschino ve Prada kıyafetlerde, genişleyen etekleri enine çizgilerle bütünleştirme fikri, daha gösterişli bir havanın ortaya çıkmasına neden oldu. Tabii çizgiler sadece enine değil, Vivienne Westwood'un bu harika elbisesinde olduğu gibi boyuna da olabilir. Ne de olsa enine çizgiler daha tombul, boyuna çizgiler daha uzun ince gösterirmiş. Ama bu trendin bazı parçalarını insan 100 kilo gözükme pahasına da olsa giymek istiyor.

Pötikare ve ekose de çeşitli koleksiyonlarda sık rastlanan unsurlardı, L.A.M.B, Versus ve özellikle D&G bu deseni en zarif bir şekilde kullanan oldular. Her boy, her renk serbest bu trendde. Tek lazım olan bir piknik havasını gardrobda estirme isteği. Baştan aşağı ekose giymek biraz fazla gelirse, sade parçalara renk katacak bir aksesuar olarak kullanmak, sadece bir etek veya bluz olarak değerlendirmek harika bir sonuç verecektir. Ne zaman vermedi ki zaten.

2011 İlkbahar Yaz: Kahve tonları ve nötr renkler

Elbette renkli giyinmeyi sevmeyenler, cesaret edemeyenler, ömrünün çoğunu geçirdiği iş yerinde giyemeyenler, yaşına uygun bulmayanlar... gayet kalabalık bir kesim, her sezon olduğu gibi yine seçimlerini kahve tonları ve nötr renklerden yana kullanacaklar.
Özellikle deri ceketlerde ön plana çıkan kahve tonlarının hem bu yaz sıcağına yaraşır derecede yakıcı hem de sade ve olgun olduklarını görecekler. Gerçi küresel ısınmadan sıkça bahsedildiği günümüzde tasarımcıların birçoğunun sanki buzul çağına girecekmişiz gibi deri ya da diğer kalın kumaşlardan yaz kreasyonları hazırlamaları bizi şaşırtıyor bu sefer ama Roberto Cavalli'nin, Diesel Black Gold'un, Hermes'in derileri Temmuz sıcağında bile giyme isteği uyandırıyor.

Hem bu kahvelerle, hem de önceki yazılarımın konusu diğer canlı güzel renklerle kombine edip canlı rengin gerginliğini alabilecek, hoş kontrast oluşturacak uslu bejler, uslu toprak tonları yine bizim göz bebeğimiz elbette. Bu Alberta Ferretti elbisenin karşısında insan ister istemez büyülenmekten kendini alamıyor. Giles Deacon ve Talbot Runhof'un toprak elbiseleri, Donna Karan'ın bronz ışıltısı gece elbisesi tek kelimeyle coup de coeur. Ya da Francesco Scognamiglio ile saray ihtişamına bürünmek eşsiz bir deneyim.





Siyah. Beyaz. Siyah ve beyaz. Bir de gri. Bunlar olmasa dünya nasıl dönerdi bilmiyorum ama gardbroblar da bir hayli boşalırdı. Çünkü bunlar kurtarıcı. Çünkü bunlar tamamlayıcı. Çünkü bunlar başlı başına bir kıyafete yetiyor da artıyor bile.
Dolce and Gabbana koleksiyonu işlenmiş beyaz dantellerle dolu çok bebeksi, çok masum ama aynı oranda kadınsıydı mesela. Chanel'de gri ve siyah olabilecek en güzel şekilde kullanılmıştı. Nina Ricci bu üç nötr renkten de en güzel elbiseleri bizim için hazırlayıp sundu. Sarah Burton'la Alexander McQueen, bu renklerle olabilecek en sıradışı eserleri gözler önüne sermişti. Örnekler çoğaltılabilir.
Tabii moda dünyasının ve gardrobların vazgeçilmez klasiği olan siyah beyaz kombinini de muhakkak hesaba katmak gerekir, en azından Ann Demeulemester koleksiyonundaki sayısız parçanın hatırına. Tabii Alexander McQueen ve Chanel koleksiyonlarında bu kombinin nasıl yorumlandığını görüp büyülenmemek elde değil.




2011 İlkbahar-Yaz: Soğuk ve gizemli renklerle ruhumuz dinleniyor

Sıcak renklerle dolu gelecek yazda, elbette soğuk renk sevenler ihmal edilmemiş. Canlı renklere boğulmayı riskli bulan daha romantik, daha doğa kuşu insanlar da var nitekim. Kısacası hepimiz gelecek yaz renkleriyle mutlu olabiliriz. Maviler, yeşiller, morlar, tabii kahve, bej, gri, siyah, beyaz derken hem gökkuşağını tamamlıyoruz hem de nötr renklerle daha sade bir görünüm yakalıyoruz.

Mesela mavi tonlarına da turuncu tonları kadar sık rastlamıştım geçtiğimiz moda haftalarında, özellikle New York'ta. Her ne kadar en çok rastladığımız maviler, saks mavsine yakın olguntonlarda gezinen maviler olsa da, güneşli gökyüzünün mavisini de bol bol gördük, gecenin lacivertini de. Mavinin her tonunu, her tür kıyafette kullanılmış, Betsey Johnson'ın çocuksu tarzına, Christian Dior'un bu yaz estirdiği bohem rüzgârlara gök mavisinden daha uygunu olamazdı bence. Özellikle Johnson'ın bu kabarık etekli straples elbisesi, donuk sıkıcı bir renkte olsa çok şey kaybedebilecekken maviyle hemen kalplere giriyor. Ya da Oscar de la Renta ve Philosophy'de bu mavinin minik kır çiçekleriyle süslenmesi insana bahar sevinci yaşatıyor. Ama Chris Benz'in yağmurluğu andıran kıyafetinde bu renk hafif bir 60lar zerafetiyle hem genç hem de klas bir hava yakalamış.

Nazar boncuğunu, ya da bir kısım nazar boncuğunu hatırlatan mavi tonu gelecek yaz için en sık gözlemlenen mavilerden, uçur zıpır bir kıyafete değil de daha olgun tarzlara gidiyor, bu nedenle Tracy Reese ve Emilio Pucci kıyafetlerinde muhteşem sonuç verirken Gucci'nin yeşille kombininde yaz akşamlarının bütün ihtişamı için en uygun seçeneği sunuyor. Tabii, daha koyu gece mavisi tonları da gardborlarımızdan eksik olmayacak ve bu nedenle mesela bu Ruffian elbiseyle Jason Wu elbise arasında uzun süre kararsız kalınacak, yardım için eşe dosta koşulacak.




Şimdi sırada yeşillerimizi görüyoruz, mesela yine bir Gucci kombini karşımızda, oranj ve morla beraber çok klas, çok zengin bir hava yakalayabiliyoruz. Ya da bu ton yeşilin John Richmond'un uzun gece elbisesinde nasıl olanca sadeliğine ve hafif donukluğuna rağmen giyene ne kadar büyük bir ihtişam kattığını görebiliyoruz. Uslu bir ton, herkes sevmeyebilir, zaten her an her yerde gördüğümüz bir ton değil ama ne giysem ben ne giysem koşuşturmacalarında sıkı bir can simidi olabilir. Bir şans verirske harika kombinler yakalayabiliriz.
Elbette rotamızı daha görkemli olan zümrüt tonlarına çevirmezsek, Ports 1961 elbisesini hem gece hem de gündüz giymezsek mesela, taytlarla ceketlerle, çılgın desenlere bürünmüş yüksek ayakkabılarla farklı havalara sokmazsak ya da Issa elbisesi de kombin açısından daha az seçenek sunsa da işe yarayabilir. Yeşilin bu göz alıcı yorumuyla yapabileceklerimiz sınırsız.



Bu yaz moda haftaarında diğerleri kadar sık olmasa da rastladığım bir ton da mor tonlarıydı. Eflatuna kaçan çok açık tonlardan en koyularına kadar birçok mor gördüm. Belki gelecek yazın en büyük trendi değil ama var olmayacağı söylenemez, mağaza raflarında kıyıda köşede kalmayacak varlığını bir şekilde gösterecek.
Nasıl göstermesin ki hele bu Louis Vuitton ya da House of Holland elbiseler hayatımıza girecekse. Ya da bu Burberry Prorsum'u işlemeli bir ceketle süsleyeceksek. Eski çağların saraylarının ihtişamını modern kesimlerle yaşama olanağına sahip olacağız, çünkü mor artık eski yüzyıllardaki gibi zor bulunan bir renk değil ve uzun yüzyıllar boyunca hayatıızda olmaya devam edecek. (galiba) Moru olduğu gibi giymeye cesaret edemeyenler daha uslu mürdüm tonlarına yönelebilir, mesela siyah beyaz gri vb. bir kıyafeti şu Max Mara ceket ya da House of Holland etekle renklendirebilir, böylece dikkatleri bu rengin güzelliğine iyice çekebilir.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...