milano moda haftası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
milano moda haftası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Şubat 2011 Pazartesi

Roberto Cavalli bildiğiniz gibi: Muhteşem! (Milano Moda Haftası)


Roberto Cavalli'yi oldum olası sevmişimdir ama bu son koleksiyonuna bu kadar bayılacağım aklıma gelmezdi ki 2011 yaz koleksiyonu iyiydi ama beni daha önceki bazı koleksiyonları kadar mutlu etmemişti. Bu koleksiyonda işlemeli deriler, parlak kumaşlarda yapraklı desenli süslemeli ceketler, bluzlar, daracık pantolonlar, tabii kadifeler, kadife yapraklarla süslü şifon elbiseler. Tabii şimdiye kadar çok gördüğüm kürk detaylar, ceketler, etoller de burada yine karşıma çıkıyor elbette gelecek kış büyük trendlerden biri olacakmış gibi görünen yılan derisi deseni de yine Cavalli tasarımlarında kendine büyük yer buluyor. Arasıra kıyafetlerden kızılderili tüyleri fışkırıyor. Asi, rock'n'roll ve tehlikeli bir koleksiyon olduğu kesin.


Soldan ikinci kıyafet koleksiyonda favorilerimden oldu.


Ortadaki ve en sağdaki elbiseleri ister deri ister kadife ceketle kombinleyin mükemmel duracak tabii ceketin boyu ve kesimi de önem kazanıyor.


Sağdan ikinci elbise göz alıcı, alev gibi yanan bir kırmızılıkta ve tek kelimeyle kusursuz.


Alberta Ferretti'yle denizlere batıp çıkıyoruz, topraklar üstünde koşuyoruz, taşlarla ışıldıyoruz (Milano Moda Haftası)


Blogger.com en fazla ne kadar uzunluktaki başlıklara tolerans gösteriyor bilemiyorum ama Alberta Ferretti'nin Milano koleksiyonu için yaratıcılığım ancak buna elverdi çünkü koleksiyon gerçekten de çok zengin, çok çeşitli. Hem gece hem gündüz giyilecek kıyafetler değil de sadece günün belli dilimine özgü kıyafetler istemiş Ferretti. Önce günlük giysiler sonra geceler. Ama günlük giysilerin bazıları gece giyilebilecek kadar parıltılı yaldızlı ve barok. Bir de yıldırımlı kıyafetler var ki üstüne ayrı yazı yazmak gerekir, ya da deniz dalgası gibi bir şeyin ortadan iki ayrı renge ayırdığı kıyafetler. Bunlarla kıyafetin yarısı mor yarısı da ya mavi ya da kirli pembe. Geceyle gündüz ayrımını da simgeliyor olabilir, çift kişilik sendromunu da ama kesinlikle yenilikçi. Soyut desenler ya da düz parçalar, genellikle 60ları andıran kesimler eşliğinde görülüyor, mor, petrol mavisi, mavi, mercan gibi yaz sıcaklığını pek yansıtmayan ama kış günlerine canlılık katacak çok güzel bir renk skalasında görüyoruz Alberta Ferretti'nin eserlerini. Gece giysilerine zaten diyecek yok.

Koleksiyondan seçmeler:


Bu soldan ikinci yıldırımlı kıyafet şahsi favorilerimden oldu. Tabii en sağdaki pırıl pırıl mantoya da oy verebilirim.


Aşağıda yeşil yeşil parlayan mantoyu dolabımda görmek için neler vermezdim.


Ya da sağdan ikinci elbiseyle, en sağdaki mantoyu...



Gece elbiselerinde özellikle en sağdaki gri ve....


en sağdaki siyah favorilerim oldu:)

Gucci'yle 70li yıllara dönüyoruz (Milano Moda Haftası)


Milano Moda Haftası'nda çıkan ilk koleksiyonlardan biri olan Gucci Sonbahar-Kış 2012, renkleriyle, çizgileriyle çok güzel. Milano Moda Haftası da gelecek kış için kürkün büyük trend olacağını bize haber veriyor, nitekim Gucci dahil birçok koleksiyonda yine kürk üstüne kürk gördük. Ye kürküm ye diyecek insanlar lokantalarda. Yine de sahte kürk olursa güzel olur bence. Koleksiyonda 1970lerin ortalarından (74-75 filan) yoğun etkiler gördüğüm su götürmez bir gerçek.Frida Giannini, ayrıca Anjelica Huston ve Florence Welch'ten esinlenmiş. Sadece kürkler değil, yılan desenleri de göze çarpıyor. Ne de olsa bu da varlığını hissettirecek bir trend. Kıyafetler podyumda incecik kemerlerle birlikte kullanılmış, birçok manken tüylü fötr şapka takmış, boyunda fiyonk yapılmış eşarplar da gözden kaçmasın, kıyafetleri bunlarsız düşünerek değerlendirmek lazım. Fazla yenilik sunan bir koleksiyon değil ama altta üçüncü resimde en soldaki deri straplez elbiseyi ve ortadaki yılan derisi ceketi çok beğendim.


70lerden çıkıp gelmiş gibi görünen paltolardan arıyorsanız gelecek kış Gucci sizin için doğru adres olacak.


Soldaki elbiseyle ortadaki ceket çok güzeller, ama rengarenk kürk detayları zaman zaman fazla abartılı görünüyor.



Çiçeklerle süslü, şifonlu elbiseler koleksiyonun, bir yemekten sonra yenilen tatlı etkisini uyandıran, en güzel parçaları.



Yılan derisi ayakkabı ve çantalar da kıyafetler kadar çok beğenildi.


kaynak:style

21 Ekim 2010 Perşembe

2011 İlkbahar Yaz sezonunda desenler, kumaşlar, tarzlar...

Evet, 2011 İlkbahar-Yaz modası dosyamız kapsamında moda haftalarının genel eğilimlerine değinmeye devam ediyorum...

Bu yaz için birçok koleksiyonda görülen bir diğer unsur da, dore, lame, metalik ışıltılar veren işlemelerdi. Birçok tasarımcı bunları sadece gece değil gündüz kıyafetlerinde de kullandı ve bizi yeterince pırıltılı bir yazın beklediği konusunda işaretleri sundu. Bu bağlamda David Koma zaten var ayrıca Anna Sui, Sonia Rykiel gibi başka tasarımcılar da birçok kadının rüyası elbiseler sundular. Artık sadece gece kıyafetlerinin değil gündüzlerin de vazgeçilmezi olmalı bu ışıltılar pırıltılar.... diyorum ben.



Tabii elbette bir kıyafete en çok zarafet katacak ve bayanların birçoğunun en sevdiği unsurlardan biri de dantel. Belki baştan aşağı sürekli dantel dantel dantel biraz kombinezon havası verebilir ama sıradan kıyafetlere ufak dokunuşlar halinde kullanarak bu trend etkili bir şekilde değerlendirilebilir. Tabii bu dediğimin bir istisnası var, o da bir Dolce & Gabbana şah eseri tabii ki. Ya da Oscar de la Renta ve Elise Overland oldukça başarılı, muhteşem alternatifler sunuyorlar. Evet genelde siyah, beyazdır ama altın danteller görmek de istiyor insanlar. Ya da Alberta Ferretti'ninki gibi değişik tonları denemek.
Sadece dantel değil, çeşitli tığ işi kumaşlar hatta makromeler de bu moda haftalarında görüldü, kısacası bu yazın modasından romantizm rüzgârları (ne mutlu ki) eksik olmayacak.


Bu kış sezonun leopar desenleri yazın da devam ediyor elbette, ama bu yaz (çok sık olmasa da) görülen bir önemli unsur da çeşitli hayvanların resimleri, illüstrasyonları. Byblos'un yılanlarının yanında, Miu Miu'nun kuğularını görüyoruz. Jean-Charles de Castelbajac filleri, Louis Vuitton zürafaları L.A.M.B kelebekleri derken isteyenlerin kıyafetleri hayvanat bahçesine dönebilir.
Tabii leopar ve yılan desenleri de bu yaz birçok kıyafetten eksik olmayacak. Gerek leopar gerekse yılan desenleri üstelik klasik renklerine de bağlı değil, Blumarine veya Francesco Scognamiglio eserlerinde gördüğümüz gibi morlu mavili tonlarda da karşımıza çıkabiliyorlar.



Tüyler, püsküller, birçok kez moda dünyasına girmiştir. bazen tamamen hakimdir bazen arada görünüp kaybolurlar. Tıpkı geçtiğimiz moda haftalarında olduğu gibi. Custo Barcelona yeterince geniş yer verdi, Zac Posen en görkemli parçalarına koydu, Christian Dior'sa aksesuar ayrıntıları olarak kullanmayı tercih etti. Ama tüy ve püskülleri sevenlere müjdeler olsun ki gelecek yaz bu zevklerinden mahrum kalmayacaklar.

Bu yaz pek çok tasarımcı ilham almak için rotasını Asya'ya çevirdi. Carolina Herrera Kore'ye, Philosophy için Alberta Ferretti ile Louis Vuitton için Marc Jacobs Çin'e, Haider Ackermann Japonya'ya, Kenzo için Antonio Marras ise Türkiye dahil Asya ile bağlantılı birçok ülkeye... Sonuç ortaya eşsiz folklorik, ama modern eserler çıktı. Sadece bir sezonluk değil, bir ömürlük şaheserler.


Tabii bu yaz bütün kıyafetler, romantik, etnik, bohem, dünyevi değil. İşin bir de dünya dışı boyutu var, belki genel trend değil ama varlığını kesinlikle hissettiriyor yeni girdiğimiz uzay çağına ait, bilim kurgu filmlerinden çıkmış gibi kıyafetler. Manish Arora'nın sıradışı detaylarını ve Bora Aksu'nun (aslında "karınca" esintili) formlarını, David Koma, Pedro Lourenço'nun ve Altuzarra'nın daha sade ama ancak bir UFO'nun içinde giyilecekmiş gibi duran eserlerini, gelecek yüzyılları sabırsızlıkla bekleyen herkes büyük ilgiyle karşılayacak. Bunları belki gündüz değil ama gece giyebilirsiniz. Ya da düzenlediğiniz New Age toplantısında komşu galakside yaşayan rehberinizin verdiği mesajları paylaşırken giyebilirsiniz. (:P)

2011 İlkbahar-Yaz desenleri binbir çeşit, binbir renk, göz alıcı

Moda haftalarında gelecek yazın trendleri söz konusu olduğunda en dikkat çekici unsurlardan biri de binbir çeşit, renk ve şekilde desenlerdi. Bu açıdan en zengin yazlardan birini (daha) yaşayacağımız kesin. Bu desenlerin bazıları iyi düzenlenmiş, güzel, büyüleyici, eşsiz bir sanat eseri formatındayken bazıları da ne bu köyden indim şehire dedirtti. Bu bir zevk ve renk meselesi tabii ama bu geniş yelpazede karşımıza sevebileceğimiz her tür desen çıkacaktır.

Özellikle küçük desenlerden oluşan kumaşlar çok gözdeydi ve birçok tasarımcı tarafından bolca kullanılmıştı. Bu küçük desenler herşeyden ama herşeyden oluşabiliyordu, çiçeklerden tutun da Marilyn Monroe'ya kadar. Minik kareler, oklar, soyut yaprak gibi şeyler, sert fırça darbeleri, çakıl taşları, hemen birçok objeden desenler oluşturuldu. Burada temel mesaj çokluk, bolluk, bereket, belli bir objenin defalarca tekrar tekrar sonsuz kez çoğalması, yayılması. Bu her zaman zevkli sonuçlar vermedi belki ama bazı kıyafetlerde oldukça zarif bir görünüm elde edilebildi.


Çiçek desenleri bu sezonun büyük gözdelerinden, birbirini kopyalayan küçük çiçeklerden, tek kullanılan zarif büyük çiçeklere kadar sınırsız bir yelpazede seçenek mevcut. Gül de olabilir, lale de, papatya da, artık hangisini daha çok beğeniyorsak. Louis Vuitton, Erdem, Oscar de la Renta, Carolina Herrera bu çiçekleri en güzel kullananlardan sadece birkaç örnek. Kesinlikle gelecek yazın en mutluluk veren trendlerinden.


Bu yazın en hoş unsurlarından biri de, çiçekler ve diğer desenler kadar sık rastlanmasa da meyve desenleriydi. Özellikle konuyla ilgili belli birkaç tasarımcı kıyafetlerine meyve lezzeti kattılar. Bir parçada kullanan da oldu koleksiyonda daha geniş yer veren de. Meyvelere belli bir sınır da konmadı. Prada tercihini muzdan yana kullandı, Betsey Johnson da rengarenk böğürtlenlerden. Aşaıda Stella McCartney'in çeşitli turunçgilleri nasıl bir ressam tablosu gibi aşkla kıyafetlerine işlediğini görüyoruz. Z Spoke neredeyse Cin Ali çizgi romanı formatında kullanmış ama böylesini de seven var. Meyveler yazın en büyük trendi olmayabilir ama kesinlikle eksik kalmayacak. Özellikle bu Wunderkind elbiseye yer açmak için gardrobdaki birçok parçadan vazgeçmeye fazlasıyla değer.

Birçok tasarımcı 2011 Yaz sezonu için desenlerde sıranın dışına iyice çıkmaktan yana tercihlerini kullandı. Bir ressamın tuvali rastgele fırçalaması hatta boya küplerini öylesine dökmesi... Bundan iyi "kumaş konusu" olur mu? Özellikle Michael Angel ve Malandrino koleksiyonları böyle birbirinden göz alıcı sanat eserleriyle doluydu. Topshop Unique ve Lela Rose'dan da çok zarif, çok hoş elbiseler gördük.


Kimine göre Kızılderili etkisi, kimine göre Anadolu etkisi. Ama kilim desenleri birden fazla kıtaya, oldukça geniş bir coğrafyaya yayılıyor. Moda dünyasının da zaman zaman bundan etkilenmesi gayet doğal. Çok sık olmasa da özellikle New York'ta çok sık rastladım bu desenlere. Tracy Reese gibi tek parçayla yetinen de oldu, Vivienne Tam gibi ısrarlı kullanan da. Sonuçta bu desen ve şekil bolluğu içinde arada bir kilim baklavaları ve zigzagları da bize göz kırptı.

Çizgili kıyafetler bu sezonun bolluklarındandı, rastgelinme yüzdesi birçok trende nazaran biraz daha fazlaydı. Özellikle bu aşağıda gördüğünüz Moschino ve Prada kıyafetlerde, genişleyen etekleri enine çizgilerle bütünleştirme fikri, daha gösterişli bir havanın ortaya çıkmasına neden oldu. Tabii çizgiler sadece enine değil, Vivienne Westwood'un bu harika elbisesinde olduğu gibi boyuna da olabilir. Ne de olsa enine çizgiler daha tombul, boyuna çizgiler daha uzun ince gösterirmiş. Ama bu trendin bazı parçalarını insan 100 kilo gözükme pahasına da olsa giymek istiyor.

Pötikare ve ekose de çeşitli koleksiyonlarda sık rastlanan unsurlardı, L.A.M.B, Versus ve özellikle D&G bu deseni en zarif bir şekilde kullanan oldular. Her boy, her renk serbest bu trendde. Tek lazım olan bir piknik havasını gardrobda estirme isteği. Baştan aşağı ekose giymek biraz fazla gelirse, sade parçalara renk katacak bir aksesuar olarak kullanmak, sadece bir etek veya bluz olarak değerlendirmek harika bir sonuç verecektir. Ne zaman vermedi ki zaten.

2011 İlkbahar Yaz: Kahve tonları ve nötr renkler

Elbette renkli giyinmeyi sevmeyenler, cesaret edemeyenler, ömrünün çoğunu geçirdiği iş yerinde giyemeyenler, yaşına uygun bulmayanlar... gayet kalabalık bir kesim, her sezon olduğu gibi yine seçimlerini kahve tonları ve nötr renklerden yana kullanacaklar.
Özellikle deri ceketlerde ön plana çıkan kahve tonlarının hem bu yaz sıcağına yaraşır derecede yakıcı hem de sade ve olgun olduklarını görecekler. Gerçi küresel ısınmadan sıkça bahsedildiği günümüzde tasarımcıların birçoğunun sanki buzul çağına girecekmişiz gibi deri ya da diğer kalın kumaşlardan yaz kreasyonları hazırlamaları bizi şaşırtıyor bu sefer ama Roberto Cavalli'nin, Diesel Black Gold'un, Hermes'in derileri Temmuz sıcağında bile giyme isteği uyandırıyor.

Hem bu kahvelerle, hem de önceki yazılarımın konusu diğer canlı güzel renklerle kombine edip canlı rengin gerginliğini alabilecek, hoş kontrast oluşturacak uslu bejler, uslu toprak tonları yine bizim göz bebeğimiz elbette. Bu Alberta Ferretti elbisenin karşısında insan ister istemez büyülenmekten kendini alamıyor. Giles Deacon ve Talbot Runhof'un toprak elbiseleri, Donna Karan'ın bronz ışıltısı gece elbisesi tek kelimeyle coup de coeur. Ya da Francesco Scognamiglio ile saray ihtişamına bürünmek eşsiz bir deneyim.





Siyah. Beyaz. Siyah ve beyaz. Bir de gri. Bunlar olmasa dünya nasıl dönerdi bilmiyorum ama gardbroblar da bir hayli boşalırdı. Çünkü bunlar kurtarıcı. Çünkü bunlar tamamlayıcı. Çünkü bunlar başlı başına bir kıyafete yetiyor da artıyor bile.
Dolce and Gabbana koleksiyonu işlenmiş beyaz dantellerle dolu çok bebeksi, çok masum ama aynı oranda kadınsıydı mesela. Chanel'de gri ve siyah olabilecek en güzel şekilde kullanılmıştı. Nina Ricci bu üç nötr renkten de en güzel elbiseleri bizim için hazırlayıp sundu. Sarah Burton'la Alexander McQueen, bu renklerle olabilecek en sıradışı eserleri gözler önüne sermişti. Örnekler çoğaltılabilir.
Tabii moda dünyasının ve gardrobların vazgeçilmez klasiği olan siyah beyaz kombinini de muhakkak hesaba katmak gerekir, en azından Ann Demeulemester koleksiyonundaki sayısız parçanın hatırına. Tabii Alexander McQueen ve Chanel koleksiyonlarında bu kombinin nasıl yorumlandığını görüp büyülenmemek elde değil.




2011 İlkbahar-Yaz: Soğuk ve gizemli renklerle ruhumuz dinleniyor

Sıcak renklerle dolu gelecek yazda, elbette soğuk renk sevenler ihmal edilmemiş. Canlı renklere boğulmayı riskli bulan daha romantik, daha doğa kuşu insanlar da var nitekim. Kısacası hepimiz gelecek yaz renkleriyle mutlu olabiliriz. Maviler, yeşiller, morlar, tabii kahve, bej, gri, siyah, beyaz derken hem gökkuşağını tamamlıyoruz hem de nötr renklerle daha sade bir görünüm yakalıyoruz.

Mesela mavi tonlarına da turuncu tonları kadar sık rastlamıştım geçtiğimiz moda haftalarında, özellikle New York'ta. Her ne kadar en çok rastladığımız maviler, saks mavsine yakın olguntonlarda gezinen maviler olsa da, güneşli gökyüzünün mavisini de bol bol gördük, gecenin lacivertini de. Mavinin her tonunu, her tür kıyafette kullanılmış, Betsey Johnson'ın çocuksu tarzına, Christian Dior'un bu yaz estirdiği bohem rüzgârlara gök mavisinden daha uygunu olamazdı bence. Özellikle Johnson'ın bu kabarık etekli straples elbisesi, donuk sıkıcı bir renkte olsa çok şey kaybedebilecekken maviyle hemen kalplere giriyor. Ya da Oscar de la Renta ve Philosophy'de bu mavinin minik kır çiçekleriyle süslenmesi insana bahar sevinci yaşatıyor. Ama Chris Benz'in yağmurluğu andıran kıyafetinde bu renk hafif bir 60lar zerafetiyle hem genç hem de klas bir hava yakalamış.

Nazar boncuğunu, ya da bir kısım nazar boncuğunu hatırlatan mavi tonu gelecek yaz için en sık gözlemlenen mavilerden, uçur zıpır bir kıyafete değil de daha olgun tarzlara gidiyor, bu nedenle Tracy Reese ve Emilio Pucci kıyafetlerinde muhteşem sonuç verirken Gucci'nin yeşille kombininde yaz akşamlarının bütün ihtişamı için en uygun seçeneği sunuyor. Tabii, daha koyu gece mavisi tonları da gardborlarımızdan eksik olmayacak ve bu nedenle mesela bu Ruffian elbiseyle Jason Wu elbise arasında uzun süre kararsız kalınacak, yardım için eşe dosta koşulacak.




Şimdi sırada yeşillerimizi görüyoruz, mesela yine bir Gucci kombini karşımızda, oranj ve morla beraber çok klas, çok zengin bir hava yakalayabiliyoruz. Ya da bu ton yeşilin John Richmond'un uzun gece elbisesinde nasıl olanca sadeliğine ve hafif donukluğuna rağmen giyene ne kadar büyük bir ihtişam kattığını görebiliyoruz. Uslu bir ton, herkes sevmeyebilir, zaten her an her yerde gördüğümüz bir ton değil ama ne giysem ben ne giysem koşuşturmacalarında sıkı bir can simidi olabilir. Bir şans verirske harika kombinler yakalayabiliriz.
Elbette rotamızı daha görkemli olan zümrüt tonlarına çevirmezsek, Ports 1961 elbisesini hem gece hem de gündüz giymezsek mesela, taytlarla ceketlerle, çılgın desenlere bürünmüş yüksek ayakkabılarla farklı havalara sokmazsak ya da Issa elbisesi de kombin açısından daha az seçenek sunsa da işe yarayabilir. Yeşilin bu göz alıcı yorumuyla yapabileceklerimiz sınırsız.



Bu yaz moda haftaarında diğerleri kadar sık olmasa da rastladığım bir ton da mor tonlarıydı. Eflatuna kaçan çok açık tonlardan en koyularına kadar birçok mor gördüm. Belki gelecek yazın en büyük trendi değil ama var olmayacağı söylenemez, mağaza raflarında kıyıda köşede kalmayacak varlığını bir şekilde gösterecek.
Nasıl göstermesin ki hele bu Louis Vuitton ya da House of Holland elbiseler hayatımıza girecekse. Ya da bu Burberry Prorsum'u işlemeli bir ceketle süsleyeceksek. Eski çağların saraylarının ihtişamını modern kesimlerle yaşama olanağına sahip olacağız, çünkü mor artık eski yüzyıllardaki gibi zor bulunan bir renk değil ve uzun yüzyıllar boyunca hayatıızda olmaya devam edecek. (galiba) Moru olduğu gibi giymeye cesaret edemeyenler daha uslu mürdüm tonlarına yönelebilir, mesela siyah beyaz gri vb. bir kıyafeti şu Max Mara ceket ya da House of Holland etekle renklendirebilir, böylece dikkatleri bu rengin güzelliğine iyice çekebilir.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...