HAVADAN SUDAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
HAVADAN SUDAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Temmuz 2010 Çarşamba

Ayıp size yahu!

Çok ayıp hem de. Size, hepinize, tüm Bodrumlulara! Bodrum'da yaşayan sadece insan değil, tüm canlılara, kuşlara, böceklere, çiçeklere, ağaçlara!! Brangelina gelmiş. Angelina Jolie ve Brad Pitt gelmiş! Görmüyorsunuz! Tanımıyorsunuz! Ta-nı-mı-yor-su-nuz!!! Çok ayıp. hatta YUH!
Kimse tanımamış onları yahu! Şapka ve gözlük takmışlar ama kimse tanımamış. Ben kendimi bildim bileli ünlülerin olayıdır şapka gözlük. Şapka gözlük takınca kimse tanımaz zannederler. Ben de çocukken kimse tanımasın diye okula atkıyı suratıma sararak bereyi de kafama iyice çekerek giderdim, gene insanlar hiç bişi olmamış gibi adımla seslenerek yanıma uçuşurlardı. Ama bu sefer Angelina Jolie'yiiii ve Brad Pitt'iiii ta-nı-ma-mış-lar!!!
Yatla gelmişler. İki gün Türkbükü açıklarında demirlemişler, bir gece Türkbükü'nde kalmışlar bir gün de Bodrum'da gezmişler. Tanımama skandalı da o zaman olmuş. İş adamı Eren Çiftçi onları hemen tanımış teknesyle yanlarına gitmiş selamlaşmış, 5 dk konuşmuş, onlar da 5 kişilermiş vs vs vs bu da işin teferruatı.
Ya Bodrum'un insanları, ağaçları, çiçekleri ve böcekleri!!! Tabii magazin muhabirleri?? Ha onlar açıklama yapmış demişler ki haber aspragas, öyle bişi yok gelseler tanımaz mıydık vs. Tamam dediğiniz gibi olsun, ben zaten Bodrum'a gelecem 1-2 hafta içinde, yerinde araştırıcam soruşturucam, eğer doğruysa havaalanı kadar bir kara tahta getirip Bodrum'un orta yerine kurdurup her birinize 1000er kez "Bir daha bir A-list ünlü Bodrum'a damladığında tanımazsam Sibirya'ya sürgüne gideceğim," yazdıracağım. Ağaçlara, çiçeklere ve böceklere de. Kaçış yok!

6 Temmuz 2010 Salı

Özellik mi güzellik mi? (Kısacası "Phones that glitter")

Bu soru tabii ki cep telefonları için. Nitekim her geçen gün telefonlara özellik üstüne özellik ekleniyor, eskiden 2 MP kamerası olanların hemen üstüne atlanırken şimdi bunlardan köşe bucak kaçılıyor. Çünkü neredeyse 20mp kameralar geldi kapıya dayandı. Cep telefonunda internet bulunmasının çok büyük bir olay olduğu günlerden bahsetmiyorum bile.
Tabii cep telefonu piyasasında yenilikler sadece özelliklerde yapılmıyor, telefon tasarımlarında da her geçen gün yeni fikirler araştırılıyor, deneniyor hatta moda sektörüyle işbirliği yapılıyor. Çünkü azımsanmayacak sayıda insan, rengârenk, süslü, güzel telefonlara büyük ilgi gösteriyor. Açık söyleyelim, kim sıkıcı siyah telefonlarla yetinmek ister ki? Takılan kolyeye ya da küpeye, hatta tavandaki kristal avizeye benzeyen bir telefonla konuşmayı kim istemez ki? İşte bu nedenle Sony Ericsson Z610 pembeli mavili modellerle çıktığında sevgiyle karşılanmıştı. Ya Nokia L'Amour serisine ne demeli? Ne güzel desenlerdi onlar. Ne var ki görünüş olarak muhteşem birçok telefon özellik olarak sıradan görünüşlü telefonlardan geri kalıyor. Çünkü firmaların ana hedefi, pek doğal olarak gittikçe daha gelişmiş özellikler barındıran telefonlar üretmek. Çıkacak telefonun masayı diğerlerinden daha fazla süslemesi, onların öncelikli amaçları arasında yer almıyor. Dolayısıyla birçok tüketici, özellikle bayan tüketiciler görür görmez aşık olduğu telefonlarla adeta bir mini bilgisayar gibi kullanabileceği pratik telefonlar arasında seçim yapmak zorunda kalıyor.
Tabii güzel telefon diye tutturan insanlara giderek daha özellik barındıran seçenekler sunulduğu göz ardı edilemez bir gerçek. Birçok havalı telefon, günümüzde standart bir telefondan beklenen herşeyi karşılıyor. Varsın televizyon da seyredilemesin. Sony Ericsson sonra Z610'dan sonra Z555 ve T707 gibi modeller de çıkardı. T707'de, Z610'da olmayan özellikler de vardı ne var ki görüntülü görüşmek için Z610'da olan ön kamera bunda yoktu ve bu nedenle Z610'dan buna geçemedim:(  Nokia'nin Prism serisi, baklava deseninin hakim olduğu özel ve şık tasarımıyla SST (biliyorsunuz, sıkıcı siyah telefon) girdabından tüketicileri kurtarmaya biraz olsun yarıyordu. LG'nin SH490 modeli de çiçekli, kar taneli çocuksu görünüşüyle gençler ve genç kalanlar için hoş bir alternatifti çünkü standart sayılan birçok özelliği zaten bünyesinde topluyordu. Bu sırada Sony Ericsson Jalou serisi de petrol mavisi, lacivert, siyah seçenekleriyle, elması andıran dizaynıyla kalplere girdi ve bu seriden Dolce&Gabbana için özel bir pembe versiyon da piyasaya sürüldü.



Cep telefonu endüstrisinin moda sektörünün devleriyle buluşması rastlanmadık bir şey değil. Dolce&Gabbana daha önce de Motorola ile birlikte çalışmış, bunun sonucunda altın kaplamalı bir Razr V3 piyasaya sürülmüştü. LG'nin Prada için hazırladığı ve iki versiyon halinde çıkan telefon da dokunmatik ekranı, 5 MP kamerası, QWERTY klavyesiyle tatmin edici özelliklere sahipti. Ne var ki bir sürü telefonda görülebilecek bir tasarımı vardı. Zarifti ama bir SST olmasına ramak kalmıştı. Neyse ki sonradan LG Prada'nın gümüş ve 24ayar altın versiyonları da çıktı. Samsung ve Armani işbirliğiyle hazırlanan telefon da tasarım açısından SST kategorisine balıklama dalarken özellikleriyle birçok kullanıcıyı memnun etmişti.
Birçok firmanın telefonları altın kaplamalı olarak piyasada yer aldı. Ama telefon ve değerli maddeler denilince asıl Nokia'ya bağlı Vertu'nun ürettiği telefonlardan bahsetmek gerekir. Lüks cep telefonları yaratmayı amaçlayan firmanın telefonlarında değerli taşlar ve altın kullanılıyor. Mesela Signature Cobra modeline, Fransız Boucheron firmasının ürettiği elmas, zümrüt ve yakutlar işlendi ve telefonun fiyatı 310 bin dolar. Firmanın Ascent, Constellation, Ascent Ti and Ayxta modelleri oldukça popüler. Bir anti-SST akımında Vertu telefonları da kurtarıcı işlevi görebilir tabii verilecek parayla ev almayı tercih etmiyorsanız:)
Uzun sözün kısası bir SST'den kurtulmak hiç de zor değil. Kullanıcının önünde her bütçeye uygun yeterli sayıda seçenek var. (Hepsinden bahsedemedim ama ilk aklıma gelenler ve özellikle güzel olanlar bunlar.) Yeter ki siz telefonun görünüşüne özelliklerinden daha fazla önem verin.
Ama güzelliğin yerine özelliği koyan insanların birçoğu zaten telefonunu SSTlikten kurtarmak için çeşitli kılıflar, özel telefon süsleri, etiketleri ve nette binlerce örneğini bulabileceğimiz işletim sistemi temalarından faydalanıyor. Sonuçta güzellik ve özellik ikileminde, özelliğin kazanır gibi göründüğü yerlerde de güzellik galip gelmeyi başarıyor.

26 Haziran 2010 Cumartesi

Ne güzel diziydin sen ey Aşk-ı Memnu!



Dile kolay tam iki yıl yüz binler her Perşembe ekran başına kurulduk. Bir bölüm biter bitmez, gelecek bölümün fragmanının peşinde koşturduk, önce yayınlanan sessiz fragmandan neler olacağını anlamaya çalıştık. Genelde pazartesi gibi yayınlanan “sesli” fragmanda olaya biraz daha vakıf olduk, Salı günleri bölüm özeti çıkardı. İki gün daha bekler, sonunda muradımıza ererdik.

Bihter’le Behlül kavga etti, barıştı, kavga etti, barıştı. Araya Nihal girdi. Bihter-Behlül taraftarlarıyla Behlül-Nihal taraftarları da birbirine girdi.

Bihter’in Firdevs’in kıyafetlerini bulmak için dükkan dükkan koşturdu yüz binler. Boğazlarda yalıların hanların hamamların hayalini kurdu. Firdevs’in ışıltısından bir parça istedi üzerinde. Daha iyi bir yaşam umuduydu herkeste olan. Daha iyi evler, daha iyi arabalar, daha iyi hayat şartları. Bazıları kahramanların çektikleri üzüntülere bakarak, para saadet getirmiyor dedi, bazıları da akıllı olsalardı saadet getirirdi dedi. Peyker’in ikinci çocuğunun doğumu sahnesi çok etkileyciydi mesela. Oradaki hastaneye bayılmıştım, yıkık dökük olmayan temiz pak bir ortam, bağırmayan, küfretmeyen aksine güler yüzlü hemşireler… Çocuk işte böyle bir hastanede böyle doğurulur dedim. Sonuçta herkes yalıda oturacak diye bir kaide yok ama sağlık hizmeti herkese eşit koşullar altında verilmeli. Maddi durumu gerçekten kötü olanların diziyi hangi duygularla izlediğini bilemiyorum ama maddi zenginlikler dizinin sadece dekoruydu aslında. Aslolan Bihter Behlül aşkıydı. Hiç bitmeyecek gibi görünen sonsuz bir tutkuydu onlarınki. Hayal kurduruyordu. Ama Behlül yanlış erkekti, dizi boyunca hep kaçtı, sonunda onu kovalayacak Bihter de kalmadı. Çok üzüldük. Çok.

Şimdi ne olacak diye soruyor yüz binler. Final bölümü de yayınlandı artık Aşk-ı Memnu yok. İnsanlar kimin gibi giyinmeye çalışacak? Bir daha ne zaman akılsızlar bir Behlül’ün akıllılar da bir Adnan’ın hayalini kuracak? Bir daha kim Beşir’e anlat artık her şeyi diye bağıracak ekran başında? Firdevs Bihter’e gözlerini kısıp başını sallayarak “Aptallık etme, ” dediğinde kim onu “Evet, aptallık etme, ” diyerek tasdik edecek? Süleyman Bey’i “Ednan Bey” diye taklit edecek? Nesrin’in Laz eşinin esprilerine gülecek? Ya da çekim günlerinde o yalının kapısında bekleyip oyuncuları görmeye çalışacak? Kapıdaki adamlara içeri girmek için tutturacak? Sanırım acilen bağımlılık yapacak yeni bir dizi bulmak gerekiyor.

Aslında Halit Ziya’nın romanı diziden farklı olarak daha fazla Nihal üzerine kuruluydu diyebilirim. Ergenlik çağı gibi zor bir dönemde eve gelen bir üvey annenin yarattığı bunalımları, o yaşta bir çocuğun psikolojisini Halit Ziya öyle bulunmaz cümlelerle öyle güzel yazmıştı ki.. Üşenmeyin romanı okuyun diyorum. Romanda Behlül Bihter’e böyle büyük bir aşkla bağlı değildi, sadece cinsel arzu duyuyordu, hevesini alınca yavaş yavaş Bihter’i terk etmişti. Daha da küfür yiyecek bir karakterdi romanda. Bihter de sadece tutkularının peşinden giden ve sonunda bu tutkuların yok ettiği saf bir kadındı. Bir yerli Madame Bovary’di. Ne de olsa yazıldığı dönem yabancı eserler ve edebiyat akımlarının ülkemizde tanınıp roman sanatının oluşmasında katkıda bulunduğu dönemlerdi. Ama dizide elbet bazı değişiklikler olacaktı, çünkü günümüze ve günümüz toplumuna uyarlanıyordu. Kaldı ki romandaki o edebiyat gücü zaten dizide verilemezdi. Bu gücü biraz olsun vermek için 1975'de çekilen dizide Müjde Ar aynen romandaki cümlelerle Osmanlıca konuşuyordu ama bu dizide Harvey Nichols'den çıkan Bihter'in bunu yapması mümkün olamazdı. Neyse hiç olmazsa romana yeterince sadık kalındı, sonu alakasız bitmedi. Sonuçta bu dizinin en büyük başarısı, bir romandan uyarlama olarak sonunda neler olacağı bilindiği halde, sonu meçhul dizilerde olduğu kadar büyük bir heyecanla seyredilmesindedir. Bunun birçok sebebi var. (En önemlilerinden birisi de...biliyorsunuz, kıyafetler tabii ki:))

Tabii final bölümünde insanın aklına bazı sorular takılmıyor değil. Mesela:

- Beşir baştan beri Adnan Bey’den gerçekleri saklamaya çalışıyordu. "Nihal'in mutluluğu için" diyerek. Son anda birden "Nihal'i öldürüyorlar" diyerek söylemeye karar vermesindeki etken nedir? Burası tam verilmedi dizide.

- Behlül madem saçı sakalı birbirine girecek bir hale gelecekti şimdiye kadar neden kendinden başka kimseyi düşünmeyen, bir kız için diğerini bırakan bir erkek modeli çizdi? Bir femme fatale'ın homme fatal'a karşı gecikmiş zaferi midir bu? Diyebilir miyiz bunu?

- Diziye göre Bihter 1983 doğumlu, yani 27 yaşında vefat etti. Jimi Hendrix gibi birçok ünlü rock starı da 27 yaşında ölmüştür. Bu tesadüf mü, yoksa senaryoda bilerek mi ayarlandı?

- Şu anda bu satırları yazdığım sırada finalden dolayı acaba ülkemizde kaç kişi ağlamaktadır? Öyle bir finaldi ki Lorenzo'nun Yağı'ndan beter bir etki yaptı neredeyse.

25 Haziran 2010 Cuma

TEB Oyun dergisi 5. sayısı çıktı



İstikrarlı çizgisiyle tiyatroseverlerin büyük ilgi gören TEB Oyun dergisi, 5. sayısıyla yine dopdolu. Tiyatro Oyunbaz, Altıdan Sonra Tiyatro, Tiyatro 0.2, İstanbul Kraliyet Tiyatrosu, Tiyatro Boğaziçi, Tiyatroperest üzerine yazılar, röportajlar. Erol Keskin özel röportajı. Albert Camus. Jean-Paul Sartre, Lev Tolstoy, Çehov; 50. yılında Güngör Dilmen. Pina Bausch’un Yedi Ölümcül Günah’ı. Mnouchkine, Théâtre de Soleil’in 45 yılını anlatıyor. Dünya Tiyatro Günü ve Dünya Kuklacılık Günü bildirileri. Eleştirmenlerden arşivlik bir seçki: Cumhuriyet Dönemi Türk Tiyatrosu Eleştiri Seçkisi-3. Hepsi TEB OYUN dergisinin 5. sayısında.

20 Mayıs 2010 Perşembe

Yeteeeeer!

Claudia Schiffer'ın 3. çocuğu dünyaya gelecekmiş. Bunu kutlamak için de Alman Vogue'a kapak olmuş. Hamile ve çıplak. Tıpkı 1991'de Demi Moore'un yaptığı gibi. Tıpkı ondan sonra 500 milyon ünlünün yaptığı gibi. Fotoğrafı da Karl Lagerfield çekmiş. Demi Moore bu pozu verdiğinde büyük olay olmuş, yer yerinden oynamıştı, gazeteler günlerce yazmıştı. (Bizde de büyük ilgi görmüştü çünkü ülkemize özel televizyonun gelmesiyle nihayet ekranda dansöz seyredebilmeye başladığımız günlerdi) Belki o dönem için olay yaratacak bir şeydi bu, çünkü daha önce kimse yapmamıştı, çünkü internet yoktu ve hamile görmek isteyen insanlar yakın çevresindeki bayanların hamile kalmalarını beklemek zorunda kalıyordu, çünkü hamile erkek ancak filmlerde romanlarda rastlanan bir şeydi, ama şimdi o fotoğrafta Demi Moore'un karnının içinde olan kişi 19 yaşında yani bu olay "biraz" eskidi. Artık sıkıyor, bayıyor. Hamile poz vermek yaratıcı değil. Hamile-poz-vermek-yaratıcı-değil! Lütfen başka bir fikir bulun.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...