rihanna etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rihanna etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Mart 2011 Cumartesi
İşte Rihanna'nın Vogue kapağı!!!
Rihanna'nın Vogue dergisine, yani ABD edisyonuna (Wintour edisyonuna) kapak olacağı aylardır biliniyordu da kapağın neye benzeyeceği merak konusuydu. Sonunda kapağımız ortaya çıktı. Rihanna gayet klasik bir şekilde Jessica Rabbit olmuş. Ne de olsa geçen yazdan beri kıpkırmızı saçlarla geziyor. Tabii kapak için Jessica Rabbit'ten daha uygun bir ilham modeli düşünülebilir miydi? Tabii Rihanna'nın vücudu Jessica Rabbit'e nazaran daha "insani" formlarda zaten belki de bu yüzden spot yazısı olarak vücut kıvrımları hakkında neler düşündüğüne dikkat çekilmiş. Artık tombullar moda diye boşuna demiyorum.
14 Ocak 2011 Cuma
Rihanna'nın gözü aydın Voguelanmış!
"Voguelanmak" diye bir fiili de Türkçe'ye kattığım için kendimle ne kadar gurur duysam azdır, "Vogue dergisine kapak olmak, Vogue dergisinde yer almak" gibi anlamlara geliyor ki ben bile hayatımda bir kez Voguelanmış, FNO gecesinde Ozan Doğulu'nun Network partisinden bir fotoğraf dergide yayınlandığında kenarda fotoğraf çekerken kadraja girivermiştim:)
Rihanna, sonunda Vogue dergisine, yani Wintour edisyonuna kapak oluyor. Bunu twitter sayfasında duyurmuş. "Just wrapped my first American Vogue cover shoot with Annie Leibovitz … Rah! #SEXY." diye yazmış. Evet, çekimler için Annie Leibowitz'le çalışmış. Derginin (eğer Nisan değilse) Mayıs sayısında yer alacağı söyleniyor. Aslında Vogue dergisinde iki yıl önce kapak olacaktı ama tam o sırada çıplak fotoğrafları nete düşünce Anna Wintour onu kapağa koymaktan vazgeçmiş. Bakalım Rihanna'lı Vogue kapağı nasıl olacak?
Bu arada bu benim Vogue'la ilgili bir haftada girdiğim dördüncü yazı. Vogue için ayrı blog mu açsam acaba:)
Rihanna, sonunda Vogue dergisine, yani Wintour edisyonuna kapak oluyor. Bunu twitter sayfasında duyurmuş. "Just wrapped my first American Vogue cover shoot with Annie Leibovitz … Rah! #SEXY." diye yazmış. Evet, çekimler için Annie Leibowitz'le çalışmış. Derginin (eğer Nisan değilse) Mayıs sayısında yer alacağı söyleniyor. Aslında Vogue dergisinde iki yıl önce kapak olacaktı ama tam o sırada çıplak fotoğrafları nete düşünce Anna Wintour onu kapağa koymaktan vazgeçmiş. Bakalım Rihanna'lı Vogue kapağı nasıl olacak?
Bu arada bu benim Vogue'la ilgili bir haftada girdiğim dördüncü yazı. Vogue için ayrı blog mu açsam acaba:)
5 Haziran 2010 Cumartesi
Rihanna İstanbul konserinde neler oldu?
Nihayet beklemekle geçen aylar sona erdi ve Rihanna’yı “The Last Girl On Earth” turu kapsamında ilk kez İstanbul’da gördük. Mainstream pop müzisyenlerin buraya konsere gelişine fazla tanık olmadığımız için bu tarihi bir gündü diyebiliriz. Abartmıyorum çünkü ne Beyoncé, ne Mariah Carey, ne Britney Spears ne de birçok diğer süperstar gelmedi buraya.
Rihanna konserinde seyirci olarak bana 15 bin kişilik bir ordunun eşlik edeceği gerçeği, taksiyle Ulus’tan Kuruçeşme’ye inmemin yarım saatten uzun sürdüğünü görmemle yüzüme çarpıldı diyebilirim. “Beşiktaş’tan yürüyerek gitmek yoksa o kadar da kötü bir seçenek değil miydi” diye kendime defalarca sordum. Konser alanına vardığımda da çoğunluğu gençler olmak üzere, her yaştan, her tür kişiyi görmem Rihanna’ya ne kadar geniş bir kitlenin ilgi gösterdiğini belli ediyordu. En azından bir kreşi dolduracak kadar çocuk görmem beni şaşırttı.

Konser ben geldikten çok kısa süre sonra başladı. Bir kısmını zaten turne görüntülerinden biliyordum. Birçok konserde olduğu gibi intro niyetine hazırlanmış videolar vardı. Böyle bir videodan sonra Rihanna sahneye Hard ile giriş yaptı. Daha ilk şarkıdan itibaren de sahneye fazlasıyla hakim bir Rihanna seyrettik. Özellikle bundan birkaç sene önceki performanslarıyla kıyasladığımda bir hayli ilerleme kaydettiğini görebiliyorum. Rihanna’nın sahnedeki tutukluğu, donukluğu fazlasıyla azalmış, artık seyirciyle iletişim kurabiliyor ve seyirciyi etkileyebiliyor. Sahnede sağa sola yürümek yerine hareketleriyle danslarıyla şarkının coşkusunu verebiliyor. Bu açıdan Rihanna’nın performansını oldukça beğendim. Dans açısından elbette bir Beyoncé performansına ulaşamıyor. Bu yüzden koreografide dansçılara daha fazla ağırlık verilmiş. Ama Rihanna’nın olayı zaten dans değil. Kendine özgü hareketleriyle özel bir beden dilini yakalamış, bunun üzerinden gidiyor.
Hard’la başlayan konser Shut Up and Drive’la devam etti. Ardından aralarında Rockstar 101, Hate That I Love You, Rehab, Rude Boy, Don’t Stop The Music, Umbrella, SOS’in bulunduğu birçok hit şarkısını söyledi. Şarkı aralarında fazla konuşmadı. Ama buraya gelmekten ne kadar mutlu olduğu gibi nazikçe sözler söyleyip tekrar geleceğini söylemeyi de ihmal etmedi. Tabii Rihanna sadece şarkı söylemekle kalmadı, gitar ve davul da çaldı. Rockstar’da neredeyse profesyonel bir gitaristi aratmadı.

Konserde gitarist olarak yer alan Nuno Bettencourt’la (yukarıdaki resimde en sağda) güzel bir elektrik yakalamış. Bundan yaklaşık yirmi yıl önce Extreme’in “More Than Words” parçası patlama yaptığında, grubun gitaristi olarak Nuno’ya etrafımdaki birçok kız neredeyse aşık olmuştu. O sırada okuduğum okulda, yirmi kadar kız getirdikleri teyple günde elli defa şarkıyı çalıp koro halinde söylüyorlardı ve ağlayarak Nuno’dan bahsediyorlardı. Biz de bu yüzden şarkının modasının geçmesi için gün sayar hale gelmiştik. Nuno’yu yıllar sonra sahnede böyle görmek benim için hoş bir sürpriz oldu ne de olsa o zamanlar Extreme konser verse gidecek değildim.
Konserin tabiri caizse doruk noktası, “highlight”ı mı desem, en önemli kısmı Umbrella sırasında yağan konfeti yağmuruydu.

Bunu özellikle yazayım dedim çünkü konser eğer daha büyük bir salonda olsaydı, en önemli kısmı kırmızı bir konfeti yağmuru olmayacaktı elbette. Londra, Berlin vb. gibi başka şehirlerdeki konserlerde olup da buradakinde olmayan birçok şey vardı. Mesela burada Rihanna tek bir kıyafetle konsere başladı ve bitirdi. Dışarıda birçok salonda birkaç kez kıyafet değiştiriyor. Birçok parçada koreografi ve sahne düzeni daha farklı ve daha çeşitli. Mesela Hard’daki dumanlar saçan tank burada yoktu. Konser başlangıcı da farklıydı. Rihanna birçok yerde Roussian Roulette ile başlıyor ve parçayı kırmızı ışıklar saçan özel tasarlanmış bir elbiseyle söylüyor. Burada bunların hiçbirini göremedik. Birkaç devasa robotumuz oldu o kadar. Bu nedenle konser özellikle diğer şovlarda neler olduğunu bir şekilde öğrenmiş birçok izleyicide hayal kırıklığına yol açtı. Atina konseri de bizimki gibiymiş. Yani bize özgü bir durum değil alınganlık yapmayalım.
Londra konserinden Hard performansı

Yine Londra konserinden açılış parçası Roussian Roulette performansı

Londra konserinde sahnede araba da vardı

Sonuçta konser, sona ekranda kocaman bir Wake Up yazısıyla sona ererken benim de gözlerimden uyku akıyordu. Çünkü o günü zaten extra yoğun geçirmişken bir de iki saat ayakta dikilmek benim için kolay değildi. Eğer 18 yaşında olsam saatler önce Arena'ya varıp en önce yer kapan ve saatler boyunca orada bekleyen çılgın kitleye katılabilirdim. Ya da vaktim olsa W Hotel'in önünde kamp kurup Rihanna'nın Akaretler'den kıyafet almasını da seyredebilirdim. (Sanırım "Rihanna bizden aldı abla," diyecek birçok mağazamız var artık. Tabii o üslupla söylemezler.) Artık kısmet başka konsere diyorum. Kendisini umuyorum sonraki turnelerde de göreceğiz.
Rihanna iki kıtanın incisini gezmeden gitmedi

Fotoğraflar www.rihannaphotos.org'dan alıntıdır.
Rihanna konserinde seyirci olarak bana 15 bin kişilik bir ordunun eşlik edeceği gerçeği, taksiyle Ulus’tan Kuruçeşme’ye inmemin yarım saatten uzun sürdüğünü görmemle yüzüme çarpıldı diyebilirim. “Beşiktaş’tan yürüyerek gitmek yoksa o kadar da kötü bir seçenek değil miydi” diye kendime defalarca sordum. Konser alanına vardığımda da çoğunluğu gençler olmak üzere, her yaştan, her tür kişiyi görmem Rihanna’ya ne kadar geniş bir kitlenin ilgi gösterdiğini belli ediyordu. En azından bir kreşi dolduracak kadar çocuk görmem beni şaşırttı.
Konser ben geldikten çok kısa süre sonra başladı. Bir kısmını zaten turne görüntülerinden biliyordum. Birçok konserde olduğu gibi intro niyetine hazırlanmış videolar vardı. Böyle bir videodan sonra Rihanna sahneye Hard ile giriş yaptı. Daha ilk şarkıdan itibaren de sahneye fazlasıyla hakim bir Rihanna seyrettik. Özellikle bundan birkaç sene önceki performanslarıyla kıyasladığımda bir hayli ilerleme kaydettiğini görebiliyorum. Rihanna’nın sahnedeki tutukluğu, donukluğu fazlasıyla azalmış, artık seyirciyle iletişim kurabiliyor ve seyirciyi etkileyebiliyor. Sahnede sağa sola yürümek yerine hareketleriyle danslarıyla şarkının coşkusunu verebiliyor. Bu açıdan Rihanna’nın performansını oldukça beğendim. Dans açısından elbette bir Beyoncé performansına ulaşamıyor. Bu yüzden koreografide dansçılara daha fazla ağırlık verilmiş. Ama Rihanna’nın olayı zaten dans değil. Kendine özgü hareketleriyle özel bir beden dilini yakalamış, bunun üzerinden gidiyor.
Hard’la başlayan konser Shut Up and Drive’la devam etti. Ardından aralarında Rockstar 101, Hate That I Love You, Rehab, Rude Boy, Don’t Stop The Music, Umbrella, SOS’in bulunduğu birçok hit şarkısını söyledi. Şarkı aralarında fazla konuşmadı. Ama buraya gelmekten ne kadar mutlu olduğu gibi nazikçe sözler söyleyip tekrar geleceğini söylemeyi de ihmal etmedi. Tabii Rihanna sadece şarkı söylemekle kalmadı, gitar ve davul da çaldı. Rockstar’da neredeyse profesyonel bir gitaristi aratmadı.
Konserde gitarist olarak yer alan Nuno Bettencourt’la (yukarıdaki resimde en sağda) güzel bir elektrik yakalamış. Bundan yaklaşık yirmi yıl önce Extreme’in “More Than Words” parçası patlama yaptığında, grubun gitaristi olarak Nuno’ya etrafımdaki birçok kız neredeyse aşık olmuştu. O sırada okuduğum okulda, yirmi kadar kız getirdikleri teyple günde elli defa şarkıyı çalıp koro halinde söylüyorlardı ve ağlayarak Nuno’dan bahsediyorlardı. Biz de bu yüzden şarkının modasının geçmesi için gün sayar hale gelmiştik. Nuno’yu yıllar sonra sahnede böyle görmek benim için hoş bir sürpriz oldu ne de olsa o zamanlar Extreme konser verse gidecek değildim.
Konserin tabiri caizse doruk noktası, “highlight”ı mı desem, en önemli kısmı Umbrella sırasında yağan konfeti yağmuruydu.
Bunu özellikle yazayım dedim çünkü konser eğer daha büyük bir salonda olsaydı, en önemli kısmı kırmızı bir konfeti yağmuru olmayacaktı elbette. Londra, Berlin vb. gibi başka şehirlerdeki konserlerde olup da buradakinde olmayan birçok şey vardı. Mesela burada Rihanna tek bir kıyafetle konsere başladı ve bitirdi. Dışarıda birçok salonda birkaç kez kıyafet değiştiriyor. Birçok parçada koreografi ve sahne düzeni daha farklı ve daha çeşitli. Mesela Hard’daki dumanlar saçan tank burada yoktu. Konser başlangıcı da farklıydı. Rihanna birçok yerde Roussian Roulette ile başlıyor ve parçayı kırmızı ışıklar saçan özel tasarlanmış bir elbiseyle söylüyor. Burada bunların hiçbirini göremedik. Birkaç devasa robotumuz oldu o kadar. Bu nedenle konser özellikle diğer şovlarda neler olduğunu bir şekilde öğrenmiş birçok izleyicide hayal kırıklığına yol açtı. Atina konseri de bizimki gibiymiş. Yani bize özgü bir durum değil alınganlık yapmayalım.
Londra konserinden Hard performansı
Yine Londra konserinden açılış parçası Roussian Roulette performansı
Londra konserinde sahnede araba da vardı
Sonuçta konser, sona ekranda kocaman bir Wake Up yazısıyla sona ererken benim de gözlerimden uyku akıyordu. Çünkü o günü zaten extra yoğun geçirmişken bir de iki saat ayakta dikilmek benim için kolay değildi. Eğer 18 yaşında olsam saatler önce Arena'ya varıp en önce yer kapan ve saatler boyunca orada bekleyen çılgın kitleye katılabilirdim. Ya da vaktim olsa W Hotel'in önünde kamp kurup Rihanna'nın Akaretler'den kıyafet almasını da seyredebilirdim. (Sanırım "Rihanna bizden aldı abla," diyecek birçok mağazamız var artık. Tabii o üslupla söylemezler.) Artık kısmet başka konsere diyorum. Kendisini umuyorum sonraki turnelerde de göreceğiz.
Rihanna iki kıtanın incisini gezmeden gitmedi
Fotoğraflar www.rihannaphotos.org'dan alıntıdır.
19 Nisan 2010 Pazartesi
Beyoncé olamayan yüzlerce star mağdur oluyor
2003 yılının birbirinden güzel bahar ve yaz günleri birbiri ardına hızla ve neşeyle akıp gidiyorlardı… Yapraklar filizlenmiş, çiçekler açmış, kuşlar cıvıl cıvıl ötüyorlardı… Buradan çok uzaklarda, okyanus ötesinde müzik dünyasının kalbinin attığı yerlerde, piyasada belli bir yer edinmiş bazı genç şarkıcılar yeni albümlerinin heyecanını yaşıyorlardı. Ashanti, ikinci albümü “Chapter II” için daha seksi bir imaja bürünerek daha iddialı gelmiş, Mya “Fear Of Flying”deki başarısını tekrarlamak amacıyla “Moodring”i hazırlamıştı. Britney Spears da “In The Zone” albümü için günlerini stüdyoda umut içinde geçiriyordu. Hepsi de muhteşem bir geri dönüşe, müzik dünyasını yeniden sarsmaya hazırlanıyordu. Gene gazeteler, dergiler, siteler onlardan bahsedecek, yedip içtiklerine kadar her detayı ayrıntılarıyla yazacak, kendileriyle röportaj üzerine röportaj yapacaklardı. Starlığın keyfini alabildiğince yaşamaya devam edeceklerdi.
Bu sırada Kelly Rowland adında Houston, Texas’lı siyahi güzel bir kadın, uzun yıllar boyunca grubu Destiny’s Child’la çalıştıktan sonra, solo kariyerine adım atmanın sevincini yaşıyordu. Dile kolay, 6 yıl boyunca grubunda solistlik yapmıştı, ama grubun ana solisti yakın arkadaşı Beyoncé’ydi ve Kelly, kariyeri boyunca hep onun gölgesinde kalmıştı. Herkes Beyoncé’yi konuşurken kendisinin adını pek hatırlayan yoktu. Zaten bu pop gruplarında bir iki kişinin grubun geri kalanından daha ön plana çıkması durumu hep yaşanmamış mıdır? Neyse ki 2002 yılı, onun için bu kısırdöngünün biraz olsun kırıldığı bir yıldı… Yeni parlayan hip hop yıldızı Nelly ile yaptıkları düet, “Dilemma”, haftalarca Billboard’da bir numarada kalmış, ilk albümü “Simply Deep” bütün eleştirmenler ve hayranlardan övgüler almıştı. Artık Destiny’s Child, Beyoncé’nin grubu diye anılmayacaktı… Beyoncé ve Kelly’nin grubu diye anılacaktı… Ama…

Bütün bu genç ve güzel, yetenekli sanatçıların hiçbiri, o sırada başlarına büyük bir felaketin gelmek üzere olduğunu bilmiyorlardı. Hayatlarını ve kariyerlerini alt üst edecek, kendilerini sahne ışıklarının gerisine, karanlıklara itecek, süperstarlık umutlarını en az 5 sene ertelemelerine neden olacak bir afet, bir kasırga, bir tufan, öyle bir şey üzerilerine doğru hızla geliyordu ve hiçbir kuvvetin bunu engellemesine imkan yoktu.
24 Haziran 2003 tarihine kadar, istedikleri her şeyi yapabilirlerdi. Konser mi tanıtım mı röportaj mı artık her neyse. 24 Haziran 2003’ten sonra artık onlar için çok geç olacaktı…
Bu sırada Kelly Rowland adında Houston, Texas’lı siyahi güzel bir kadın, uzun yıllar boyunca grubu Destiny’s Child’la çalıştıktan sonra, solo kariyerine adım atmanın sevincini yaşıyordu. Dile kolay, 6 yıl boyunca grubunda solistlik yapmıştı, ama grubun ana solisti yakın arkadaşı Beyoncé’ydi ve Kelly, kariyeri boyunca hep onun gölgesinde kalmıştı. Herkes Beyoncé’yi konuşurken kendisinin adını pek hatırlayan yoktu. Zaten bu pop gruplarında bir iki kişinin grubun geri kalanından daha ön plana çıkması durumu hep yaşanmamış mıdır? Neyse ki 2002 yılı, onun için bu kısırdöngünün biraz olsun kırıldığı bir yıldı… Yeni parlayan hip hop yıldızı Nelly ile yaptıkları düet, “Dilemma”, haftalarca Billboard’da bir numarada kalmış, ilk albümü “Simply Deep” bütün eleştirmenler ve hayranlardan övgüler almıştı. Artık Destiny’s Child, Beyoncé’nin grubu diye anılmayacaktı… Beyoncé ve Kelly’nin grubu diye anılacaktı… Ama…
Bütün bu genç ve güzel, yetenekli sanatçıların hiçbiri, o sırada başlarına büyük bir felaketin gelmek üzere olduğunu bilmiyorlardı. Hayatlarını ve kariyerlerini alt üst edecek, kendilerini sahne ışıklarının gerisine, karanlıklara itecek, süperstarlık umutlarını en az 5 sene ertelemelerine neden olacak bir afet, bir kasırga, bir tufan, öyle bir şey üzerilerine doğru hızla geliyordu ve hiçbir kuvvetin bunu engellemesine imkan yoktu.
24 Haziran 2003 tarihine kadar, istedikleri her şeyi yapabilirlerdi. Konser mi tanıtım mı röportaj mı artık her neyse. 24 Haziran 2003’ten sonra artık onlar için çok geç olacaktı…
Etiketler:
beyonce,
brandy,
christina aguilera,
ciara,
kelly rowland,
müzik,
rihanna,
solange knowles
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

