istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Aralık 2010 Perşembe

Chanel'den "İstanbullu" bir koleksiyon


Artık pre-fall 2011 zamanı geldi, bu günlerde moda sektöründen bir çok tasarımcı ve firma, pre-fall koleksiyonlarını sırayla gün ışığına çıkarıyor, defilelerle tanıtıyorlar. Bu koleksiyonlar içinde şüphesiz bizim için en ilginç olanı, Karl Lagerfield'in Chanel için hazırladığı koleksiyon olsa gerek, çünkü "Paris-Byzance" adını taşıyor ve Bizans döneminden esintiler taşıyor. Chanel'in Paris'de Cambon Sokağı'ndaki salonlarında düzenlenen defilede, seçkin davetliler ve basın mensupları neredeyse 1 saat boyunca işlemeli, payetli, taşlı, brodeli, dore ve gümüşi pırıltılar taşıyan İstanbullu ve iddialı kıyafetlerin gözlerinin önünden geçişlerini seyrettiler.
Bu koleksiyon Chanel'in Métiers d'Art markası kapsamında gerçekleştirildi. 2002'de kurulan Métiers d'Art'da couture detaylarla süslenen lüks hazır giyim ürünleri bulunuyor. Métiers d'Art, Chanel'in 1997'de satın aldığı couture atölyelerine gönderme yapıyor: Lesage, Desrues, Lemarié, Michel, Massaro, Goossens and Guillet. Bunların her biri, nakış, dantel, deri malzemeleri gibi alanlarda uzmanlaşmış durumda.
Bu bağlamda 2006'da Paris-Los Angeles, 2007'de Paris-Londra, 2008'de Paris-Moskova ve 2009'da Paris-Şangay defilelerinden sonra sıra 2010'da Paris-İstanbul...değil Paris-Byzance defilesine geldi. Bu koleksiyon için Lagerfeld'in ilham perisi, 6. yüzyıl Bizans imparatoriçesi Teodora. Lagerfeld, onun için, "İmparatoriçe olmadan önce sirkte dans ediyordu," diyor, onu bir bakıma moda imparatoriçesi olmadan önce kafelerde şarkı söyleyen Coco Chanel ile kıyaslıyor. Koleksiyonda ayrıca Ravenna kalıntıları ve 1960'lar Londrası gibi değişik unsurlardan da etkilenilmiş böylece ortaya hem eski yüzyılların görkemini taşıyan hem de çağdaş, iddialı ve asi bir koleksiyon çıktı. Klasik tüvit takımlar, Bizans soylularının altın işlemeli geniş yaka detaylarıyla buluştu. Sade kesimli şifon, dantel kumaştan parçalar, Teodora bizelikleri ve kolyeleriyle süslendi. Bizans döneminin en önemli sanatlarından biri olan mozaik sanatının kıyafetlere yansımasını birçok parçada görebildik. Bununla beraber defilenin gerçekleştiği salon, bir Osmanlı çay odası stilinde düzenlenmişti. Böylece davetliler resmiyet dğeil sıcak ve samimi bir havanın ağırlık kazandığı bir platformda defileyi izlediler.
İşlemeli, süslü parçaların fiyatları 20 bin ila 40 dolar arasında değişirken, süssüz sade ceketler yaklaşık 4000 dolardan alıcı bulacak.
Elbette defileye dair en önemli ayrıntılardan biri de bu defilenin gelecek bahar İstanbul'da da gerçekleştirilecek olması.






Defilenin yapıldığı salon Osmanlı etkileri taşıyordu


Bizans sanatı uzun bir süre moda dünyasını etkilemeye devam edecek gibi görünüyor


Defilenin videosunu Chanel'in web sitesinden izleyebilir, koleksiyonun diğer parçalarını görebilirsiniz.

5 Haziran 2010 Cumartesi

Rihanna İstanbul konserinde neler oldu?

Nihayet beklemekle geçen aylar sona erdi ve Rihanna’yı “The Last Girl On Earth” turu kapsamında ilk kez İstanbul’da gördük. Mainstream pop müzisyenlerin buraya konsere gelişine fazla tanık olmadığımız için bu tarihi bir gündü diyebiliriz. Abartmıyorum çünkü ne Beyoncé, ne Mariah Carey, ne Britney Spears ne de birçok diğer süperstar gelmedi buraya.

Rihanna konserinde seyirci olarak bana 15 bin kişilik bir ordunun eşlik edeceği gerçeği, taksiyle Ulus’tan Kuruçeşme’ye inmemin yarım saatten uzun sürdüğünü görmemle yüzüme çarpıldı diyebilirim. “Beşiktaş’tan yürüyerek gitmek yoksa o kadar da kötü bir seçenek değil miydi” diye kendime defalarca sordum. Konser alanına vardığımda da çoğunluğu gençler olmak üzere, her yaştan, her tür kişiyi görmem Rihanna’ya ne kadar geniş bir kitlenin ilgi gösterdiğini belli ediyordu. En azından bir kreşi dolduracak kadar çocuk görmem beni şaşırttı.



Konser ben geldikten çok kısa süre sonra başladı. Bir kısmını zaten turne görüntülerinden biliyordum. Birçok konserde olduğu gibi intro niyetine hazırlanmış videolar vardı. Böyle bir videodan sonra Rihanna sahneye Hard ile giriş yaptı. Daha ilk şarkıdan itibaren de sahneye fazlasıyla hakim bir Rihanna seyrettik. Özellikle bundan birkaç sene önceki performanslarıyla kıyasladığımda bir hayli ilerleme kaydettiğini görebiliyorum. Rihanna’nın sahnedeki tutukluğu, donukluğu fazlasıyla azalmış, artık seyirciyle iletişim kurabiliyor ve seyirciyi etkileyebiliyor. Sahnede sağa sola yürümek yerine hareketleriyle danslarıyla şarkının coşkusunu verebiliyor. Bu açıdan Rihanna’nın performansını oldukça beğendim. Dans açısından elbette bir Beyoncé performansına ulaşamıyor. Bu yüzden koreografide dansçılara daha fazla ağırlık verilmiş. Ama Rihanna’nın olayı zaten dans değil. Kendine özgü hareketleriyle özel bir beden dilini yakalamış, bunun üzerinden gidiyor.

Hard’la başlayan konser Shut Up and Drive’la devam etti. Ardından aralarında Rockstar 101, Hate That I Love You, Rehab, Rude Boy, Don’t Stop The Music, Umbrella, SOS’in bulunduğu birçok hit şarkısını söyledi. Şarkı aralarında fazla konuşmadı. Ama buraya gelmekten ne kadar mutlu olduğu gibi nazikçe sözler söyleyip tekrar geleceğini söylemeyi de ihmal etmedi. Tabii Rihanna sadece şarkı söylemekle kalmadı, gitar ve davul da çaldı. Rockstar’da neredeyse profesyonel bir gitaristi aratmadı.



Konserde gitarist olarak yer alan Nuno Bettencourt’la (yukarıdaki resimde en sağda) güzel bir elektrik yakalamış. Bundan yaklaşık yirmi yıl önce Extreme’in “More Than Words” parçası patlama yaptığında, grubun gitaristi olarak Nuno’ya etrafımdaki birçok kız neredeyse aşık olmuştu. O sırada okuduğum okulda, yirmi kadar kız getirdikleri teyple günde elli defa şarkıyı çalıp koro halinde söylüyorlardı ve ağlayarak Nuno’dan bahsediyorlardı. Biz de bu yüzden şarkının modasının geçmesi için gün sayar hale gelmiştik. Nuno’yu yıllar sonra sahnede böyle görmek benim için hoş bir sürpriz oldu ne de olsa o zamanlar Extreme konser verse gidecek değildim.

Konserin tabiri caizse doruk noktası, “highlight”ı mı desem, en önemli kısmı Umbrella sırasında yağan konfeti yağmuruydu.



Bunu özellikle yazayım dedim çünkü konser eğer daha büyük bir salonda olsaydı, en önemli kısmı kırmızı bir konfeti yağmuru olmayacaktı elbette. Londra, Berlin vb. gibi başka şehirlerdeki konserlerde olup da buradakinde olmayan birçok şey vardı. Mesela burada Rihanna tek bir kıyafetle konsere başladı ve bitirdi. Dışarıda birçok salonda birkaç kez kıyafet değiştiriyor. Birçok parçada koreografi ve sahne düzeni daha farklı ve daha çeşitli. Mesela Hard’daki dumanlar saçan tank burada yoktu. Konser başlangıcı da farklıydı. Rihanna birçok yerde Roussian Roulette ile başlıyor ve parçayı kırmızı ışıklar saçan özel tasarlanmış bir elbiseyle söylüyor. Burada bunların hiçbirini göremedik. Birkaç devasa robotumuz oldu o kadar. Bu nedenle konser özellikle diğer şovlarda neler olduğunu bir şekilde öğrenmiş birçok izleyicide hayal kırıklığına yol açtı. Atina konseri de bizimki gibiymiş. Yani bize özgü bir durum değil alınganlık yapmayalım.

Londra konserinden Hard performansı


Yine Londra konserinden açılış parçası Roussian Roulette performansı


Londra konserinde sahnede araba da vardı


Sonuçta konser, sona ekranda kocaman bir Wake Up yazısıyla sona ererken benim de gözlerimden uyku akıyordu. Çünkü o günü zaten extra yoğun geçirmişken bir de iki saat ayakta dikilmek benim için kolay değildi. Eğer 18 yaşında olsam saatler önce Arena'ya varıp en önce yer kapan ve saatler boyunca orada bekleyen çılgın kitleye katılabilirdim.  Ya da vaktim olsa W Hotel'in önünde kamp kurup Rihanna'nın Akaretler'den kıyafet almasını da seyredebilirdim. (Sanırım "Rihanna bizden aldı abla," diyecek birçok mağazamız var artık. Tabii o üslupla söylemezler.) Artık kısmet başka konsere diyorum. Kendisini umuyorum sonraki turnelerde de göreceğiz.

Rihanna iki kıtanın incisini gezmeden gitmedi


Fotoğraflar www.rihannaphotos.org'dan alıntıdır.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...