niyazi erdoğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
niyazi erdoğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Şubat 2011 Salı

IFW Karma 1 Niyazi Erdoğan


Niyazi Erdoğan'ın gelecek kış için hazırladığı koleksiyonunun adı "Dolmuş". Bu adı duyunca ne kadar ilginç bir isim demiştim, ama üzerinde dolmuş desenleri olan kıyafetler mi olacak demiştim. Şaka bir yana, bekleyemeyeceğim kadar şaşırtıcı bir koleksiyonda karşılaştım. Niyazi Erdoğan, koleksiyonu hazırlarken 70li yılların dolmuş kültüründen esinlenmiş. Şimdi de dolmuş kültürü var tabii, ama yaşı 25'den büyük olanlar bilir eskiden 40lı 50li yılların Desoto, Dodge, Chevrolet gibi markalarda eski arabalar dolmuş görevini görüyordu. Bu arabaların tavanı çok alçaktı ve içinde sıkış tıkış gidiyordu insanlar. Hele orta koltuklar küçücüktü. Sonra şimdiki dolmuşlar çıktı ve insanlar eski dolmuşlara binmez oldu. Hatta dolmuş kuyruğunda beklerken sıra eski arabaya denk geldiğinde insanlar binmeyi reddedip sıranın yeni arabaya gelmesini bekliyordu, bu nedenle eski arabalar yavaş yavaş ortadan kalktı.
Uzatmayayım, 70li yıllarda da Boğaz Köprüsü'nün açılmasıyla birlikte yeni ulaşım kanalları dolmuşların artmasına yol açtı ve köyden kente göçün neden olduğu kimlik karmaşası arabesk kültürünü doğurdu. Niyazi Erdoğan'ın defilesinde de bu esin kaynağından dolayı Orhan Gencebay'ın "Batsın Bu Dünya" gibi parçalarına DJ Tutan'ın yaptığı remiksler çalınıyordu. Mankenler üzerinde "Miras değil, alın yeri" yazıyordu. Bazı parçalarda dolmuşlardaki yan aynalar ve tamirci aletleri bulunuyordu. Modeller pala bıyık takmışlardı ve birçoğu kasket takıyordu. Bu yönüyle 50li yılların kırsal kesim insanlarını da hatırlatıyorlardı ve Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş dönemini de ben şahsen görebiliyordum. Tabii dolmuş kültüründen farklı olarak kıyafetler rengarenkti. Defalarca yıkanmış, yağ tutmuş kıyafet izlenimi çok başarılı verilmişti. Ülkemize ait unsurlar tüm dünyadaki modaseverlere hitap edecek şekilde kullanılmıştı. Koleksiyon genel çatısıyla dolmuş (ve tabii minibüs) kültürünü başarıyla yansıtırken, bu çatının üzerine modern bir badana sürülmüştü sanki. Şüphesiz İstanbul Fashion Week'in en ilgiye layık 2-3 koleksiyonundan biriydi.



8 Kasım 2010 Pazartesi

Burcu Olgun BOist Butik'in yeni konseptini anlattı

Burcu Olgun'un geçtiğimiz baharda Nişantaşı'nda açılan mağazası BOist Butik, ilk günden beri büyük bir ilgi görüyordu. Butik, 5 Kasım'da yeni konseptiyle tekrar açıldı. Resimleriyle Müjde Kotil, bir sosyal sorumluluk projesi olan canta tasarimlariyla Cop'M'adam, erkek tasarimlariyla Niyazi Erdogan, bebek giyim ve aksesuarda Honey & Bunny, kadin giyim ve aksesuar tasariminda ise Burcu Olgun'un yanında 2Wins, Selim Baklaci , Berra Terzioglu, S ∞ M artıkBOist Butik'te tasarımlarına ulaşabileceğimiz isimler.
Nişantaşı'na gelip BOist'in kapısından içeri girer girmez tabii hemen kıyafetleri incelemeye başladım, Müjde Kotil'in resimleri, aksesuarlar hemen gözüme çarptı. Elbette L'Appart PR ve Burcu Olgun'un sıcak karşılaması ve güleryüzleri benim kendimi hemen evimdeymiş hissetmemi sağladı. Bu arada Burcu Olgun'la röportaj yapmayı da ihmal etmedim, yazının sonunda röportajı okuyabilirsiniz.

Bu yeni konseptiyle butikte, hem kadın, hem erkek hem de çocuklara hitap edebilecek, birbirinden güzel ve özgün kıyafetler var. Hele yukarıda gördüğümüz Honey & Bunny tasarımlarını görünce ister istemez yeniden çocuk olmak istedim.♥




Yukarıdaki eserler Burcu Olgun, Niyazi Erdoğan ve S ∞ M imzalı.


Tabii aksesuarlar da kıyafetler kadar ilgi çekiyordu. Müjde Koteli'in tabloları ve resimlediği eşyalar, aksesuarlar butiği cıvıl cıvıl yapmıştı. Müjde Kotil, çalışmalarında insan yüzlerinden, bu yüzlerin yansıttıklarından etkilenmiş.

Solda Müjde Kotil'in resimlediği, butiğe girer girmez hemen sağda bulunan dolap, sağda Müjde Kotil ile tablosu


Elbette aksesuarları da es geçmemek lazım. Çantalar...Ayakkabılar... Yastıklar...



Katılan davetliler sıcak bir ortamda çok eğlendiler. Aşağıda BOist'i daha geniş bir açıdan görebilirsiniz. Niyazi Erdoğan, Merve Kotil, Melis İpekçi. Güzel çiçekleriyle kokteyl masası çok zarifti.



Tabii açılışa gelen Cemil İpekçi'yle fotoğraf çektirmeyi ihmal etmedim. Yalnız, fotoğrafta gözleri kapalı çıkmışım, ben de bu defoyu ufak bir photoshop işiyle kamufle ettim, süper başarılı bir montaj sayılmaz ama idare edin:) Sağda Burcu Olgun ve Niyazi Erdoğan'ı görüyorsunuz.


Tabii Burcu Olgun'dan butikle ilgili ayrıntılar almayı da ihmal etmedim, daha önce yazdığım gibi. BOist'in hikayesini, bu yeni konsept hakkındaki detayları kendisinden duymanız elbette daha uygun olurdu:) Böylece onunla ufak bir röportaj yaptım.


Öncelikle mağazanızda sadece sizin tasarımlarınız yer alıyordu, şimdi birçok farklı tasarımcının yer aldığı bir mağaza haline dönüştü. Acaba bu dönüşüm sebebi ve bu süreçten biraz bahsedebilir misiniz?
Bu dönüşümün sebebi, yurtdışında okumuş, yaşamış ve çalışmış olup oradaki bir konsepti Türkiye’ye adapte etmek ve adapte ederken de ilk önce kendim çıkmak istemiştim aslında, ama çok büyük bir sektöre hitap ettiğim için, butikte farklı kesimlerin yer almasını da istediğim için herkesi dahil etmeyi düşündüm. Üç ay bir deneme süresi verdim kendime. Üç ayda baktım her kesimden insan geliyor, farklı kesimlerden (ürünler) koyarsam çok daha iyi olur diye düşündüm böylece farklı (kesimlerden) insanları kapsadım. (Ürünlerin) Hepsi birbirinden farklı kesinlikle hiç biri birbirine benzemiyor, kek yapan da var börek yapan da var, uçuk bir tişört tasarımı yapan da var çok ciddi bir erkek tasarımı yapan da var. Hepsini bir araya toplayınca yurtdışında gördüğümüz bir butik havasını yarattığımı düşünüyorum.

Evet özellikle o tarz butiklere yurtdışında metropollerde çok sık rastlanıyor nitekim. Peki hangi tasarımcılar nasıl belirlendi?
Öncelikle benim hem spor hem şıka girebilen hem topukluyla hem spor ayakkabıyla giyilebilen çok büyük, fakat renkli bir koleksiyonum var genelde detaylarla çok oynuyorum. Berra da genelde detaylarla oynuyor o da çok spor yapıyor fakat onun kullandığı kumaşlar daha parlak daha payet, ipeğin daha parlakları dolayısıyla o benim biraz şıkım oluyor. 2Wins var bambaşka, biraz hayal dünyasında, Alice harikalar diyarı etkisi yaratıyor, Niyazi Erdoğan müthiş bir erkek tasarımcısı erkeklere hitap ediyor, bebek tasarımcısı (Honey & Bunny) var, bebek tasarımları, alıştığımızın dışında ciciler yapıyor diyelim badi badiler yapıyor, ayakkabılar, şapkalar yapıyor. Müjde Kotil'in müthiş resimleri var müthiş canlı, heyecanlı resimler, Selim baklacı, müthiş renkli onunki de, biraz uçuk, Kate Moss'u andırabilecek hem biraz düz hem de Agyness Deyn'i adlandırabilecek biraz kaçık tasarımları var. Kendi tasarımlarımdan zaten bahsettim, daha farklı tasarımcılarımızı da bekliyoruz. Her ay konsept değişecek, workshoplar olacak, insanlar tişört dikmesini tişört boyamasını kek yapmasını öğretecek, mesela kekten iğneler yapacak, kekler iğneler yaparken aynı zamanda erkeklere papyon yapacağız ayakkabı bağcığından, farklı konseptlerimiz olacak.

Peki o konseptleri belirlerken ilham nereden geliyor?
Beni mesela en çok etkileyen maalesef, maalesef diyorum, rüyalar. Sabah kalktığımda bütün rüyaların ayrıntılarını hatırlarım, onun için rüyalar çok etkiliyor her seferinde de rüya değişiyor, her gün rüya değişiyor kafam hep ayrı fikirlere, çok ayrı ülkelere gidiyor, dolayısıyla rüyalar konsept değişikliğini o yüzden hep çok taze tutuyor.

Bu atölye çalışmaları tam olarak ne zaman başlayacak?
Yılbaşı için bir atölye çalışması düşünüyorum. Yılbaşından 15 gün önce, Aralık'ın 15'inde başlatıp bundan sonraki her 15 günde bir, her ay değişmek üzere ayrı konseptlerle insanları davet edeceğim. Her davet ettiğim insan farklı olacak, bir sefer bloggerları davet ediyorsam bir sefer ev kadınlarını davet edeceğim, bir sefer öğrencileri davet edeceğim  Böylece herkes merak içinde olacak acaba orada ne oluyor diye.

Gelecek sezon tasarımlarınızdan bahsedebilir misiniz?
Gelecek sezon çok fazla deniz, kamara görüntüsü ve tekne var, ailemin denizle olan bağlantısı çok yüksek, sürekli deniz ve güneş, bütün yaz boyunca tekneyle çıkıyorlar. Ben de bunu sağlamaya çalıştım dolayısıyla dalga figürleri, kamaranın figürlerini yaratmaya çalıştım koleksiyonumda.

Bu 2011 yaz koleksiyonu. Ondan sonra 2012 sonbahar nasıl olacak?
Onun konsepti de rüya, bir takım rüyaların günlüğünü tutuyorum, onların bana çağrıştırdığı hisleri kıyafete döküyorum.

31 Ağustos 2010 Salı

IFW Karma2 Tuvanam, Rana & Berna Canok, Nej, Niyazi Erdoğan

IFW'nin üçünc gününde yapılan Karma 2 defilesinde de gidemedim, ama hem fotoğraflardan hem de bana anlatılanlardan çok güzel geçtiğini biliyordum. Bu defilede Tuvanam (Tuvana Büyükçınar), Rana & Berna Canok, Niyazi Erdoğan ve Nej (Necla Güvenç) tasarımları yer aldı.

Tuvanam koleksiyonu beklediğim üzere dört dörtlüktü. Bunları giydiğim takdirde kendimi Alice'in Harikalar Diyarında mı, Pamuk Prenses'in şatosunda mı, Cinderella'nın balosunda mı hissedeceğimi bilemiyorum. Düz renk kumaşların sağından solundan fırlayan renk cümbüşü desenli detaylarla bu eserler, sadece çocuk kadınların değil herkesin giyebileceği güzellikte bence. Sadece biraz cesaret istiyor biraz da hayatın keyfini çıkarma isteği tabii.





















Defilede benim favori parçam elbette bu abajurumsu elbise oldu. Bayıldım. Duvara süs diye asarım. Tek kelimeyle muhteşem. ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ Çok şeker. ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ Çok cici. ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥


































Niyazi Erdoğan'ın defilesi sakallarım çıkmadığı için beri biraz daha az ilgilendiriyordu (:)) ama erkeklerin elbette beğenebileceği özgün parçalar vardı. Askılar, fötr şapkalar bize dedelerimizin nostaljisini yaşatırken bu parçalar alışılmadık kesimlerle üretilmeleriyle son derece modern. Sarı, toz pembe, gök mavisi, uçuk mavi renkleriyle cıvıl cıvıl ama cıvıtmayan bir koleksiyon. Hem klasik hem de radikal. Beğendim.





















Rana & Berna Canok, çok zarif. Katlamalı, fırfırlı, uçuşmalı, dalgalanmalı detaylar harika. Beyaz, bej, uçuk pembe gibi renklerin ağırlıklı kullanımıyla baştan aşağı dişi ve masumiyet rüzgârları estiren koleksiyonlardan biri de buydu.  80 yaşına gelse de genç kızlığın enerjisinden, uçarılığından çocuksu neşesinden bir şey kaybetmeyecek, hayatın güzel anlarını yakalayabilen oyuncu bir kadın olarak tarif edebilirim bu koleksiyonun gideceği bir kadını.





















"AEON / Bitmeyen Zaman" adını taşıyan koleksiyonunda Necla Güvenç'in esin kaynağı M.S 3. yüzyıl Helen döneminde İskenderiye’de yaşayan ilk kadın filozof ve İskenderiye Kütüphanesi’nin kurucusu Hypatia olmuş. Yakılan kütüphanenin küllerinin rengi, griler, çöl esintileri, Mısır esintileri taşıyan sarılar, bejler, gizemli gece renkleri ve nötr renklerin birlikte dans ettiği bu eserler kıvrımlarıyla, katlarıyla, nasıl yapılmış diye sorduran detaylarıyla çözülmeyi bekleyen birer gizemi andırıyor. Bilginin ışığıyla aydınlanan bütün kadınlara çok yakışıyor.



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...