Bu aralar Pre-Fall yağmuru zamanı, hem İstanbulumuzda bir iki gündür dışarıda sürekli yağmurlar yağıyor hem de moda dünyasında Pre-Fall koleksiyonları yağmuru yağıyor. Evet kötü bir espri gibi görünüyor yazdıklarım sanırım hemen konumuza gireyim. Pre-Fall 2011 koleksiyonu sergilenen bir tasarımcı da Oscar de la Renta'ydı. Aşağıda ufak bir kısmını görebileceğiniz koleksiyon, gündelik parçalardan gece elbiselerine kadar geniş bir yelpazede, belli bir bütünlük taşımasa da ayrı ayrı ele alındığında birçok unsuru oldukça zarif, romantik ama havalı. Dantel detaylar, pırıltılı işlemeler, volanlar, nötr renkte gece elbisesini paket kurdelesi gibi sarıp süsleyen pembe fiyonklu kemerler, tüyler, püsküller, soyut desenler nar çiçeğinden turkuaza, uçuk pembeden kahverengiye uzanan görkemli bir renk skalası, hepsi koleksiyonun en belirgin imzaları. Birçok açıdan 2011 yaz koleksiyonunun devamı gibi görünüyor aslında, ama klasik eserler de var. Yine de daha bütünlüklü bir koleksiyon olsa bence daha iyi olurdu.
oscar de la renta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
oscar de la renta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Aralık 2010 Cumartesi
14 Ağustos 2010 Cumartesi
50ler kızı olma fırsatı doğdu. Gün doğdu.
Modayla ilgili ilk izlenimlerim 80lerle ilgili. Çocukken dönemin kıyafetlerine bakıp sonra eski filmlerdeki (diyelim 50lerin müzikalleri, 60ların 70lerin Yeşilçam filmleri vb.) kıyafetlerle karşılaştırınca neden şimdi kıyafetler çok komik eskiden insanlar ne güzel giyiniyormuş diye düşünüp üzülürdüm. 90lı yıllarda 70ler döndü hem de bıktıracak kadar. İspanyol paçayı da giydik, saçları Ali MacGraw gibi de yaptık, abuk çiçekli gömlekleri de üstümüze giydik. Hatta ikinci el kıyafet satan dükkanları bile araştırıp resmen o yıllardan kalan kıyafetler aldık. Annemin 73-74 yılında Londra'dan filan aldığı eski kıyafetler de çok işime yaradı. (70leri uzatmadan ayrı bir yazıya alalım, konumuz 50ler:)) 1997-1998 kış sezonundan beri 80li yılların modası da arada bir dönüyor ama çok kötü kısımlarını pek göremiyoruz. Vatkalı ceketler bile daha estetik artık.
Şimdi önümüzdeki kış 50li yılların modası geri geliyormuş. Nasıl uçmayalım ki mutluluktan. Bayılırım 50lere. Kıyafetlerine. Uçuşan eteklerine. Saç modellerine. Dönemin kadınlarının yürüyüşlerine, oturup kalkmalarına. Zarafetlerine.O eski müzikallerin havasını üzerimizde yakalamak sanırım muhteşem bir şey olacak. Belki Rita Hayworth'ün Salome yedi tül dansını Kamondo merdivenlerinde yapacak değiliz ama kendimize hemen başka bir müzikal seçebiliriz.
Marc Jacobs'ın Louis Vuitton için hazırladığı koleksiyon aylar önce Paris Moda Haftası kapsamında Louvre'da modaseverlerin beğenisine sunulduğunda herkes 50leri sevinçle karşılamaya başlamıştı bile. Defile için seçilen müzik Brigitte Bardot'nun ölümsüz filmi "Et Dieu...créa la femme"dan alınmıştı. Koleksiyonda kloş etekler, zarif ve kadınsı çizgilerle bütünleşiyordu.
Louis Vuitton'un defilesinde Bar Refaeli, Elle Macpherson, Karolina Kurkova, Catherine McNeil, Adriana Lima, Letitia Casta gibi isimler boy göstermişti.
Louis Vuitton kadar bariz bir şekilde olmasa da Oscar de la Renta, Lanvin, Chloé, Nina Ricci, Dries Van Noten, Fendi, Prada gibi birçok moda devi koleksiyonlarında 50li yılların kıyafetlerine yer verdi. Tabii 50leri kopyala/yapıştır yöntemiyle aynen alıp günümüze oturtmanın bu isimler için söz konusu olamayacağını herhalde takdir edersiniz. Sanatçılar, 50li yılları günümüzde olabileceği şekliyle yeniden yorumladılar, o yılların tarzını 2000lerin yıldızlarıyla süslediler. Ve ortaya son derece modern eserler çıktı.
Tabii 50lerin geleceği zaten belli bir süredir belli olmuyor değildi. Sanırım geçen kış saman alevi gibi parlayan 40lı yıllara dönüş, bu yeni trendin habercisi sayılabilir. Ya da ülkemizde bir yıldır yayınlanan "Hanımın Çiftliği" dizisi bizi bir süredir 50li yılların modasına hazırladı diyebiliriz.
Peki biz Güllü/Serap'ın ya da Halide'nin kıyafetlerini aynen alıp giyecek miyiz yoksa bunları modern parçalarla kombinleyip vizyonumuzu yepyeni stil ufuklarına mı açacağız? İşte burada bizi uzun bir karar aşaması bekliyor. Ama 50lerin yanısıra 60lar ve 70lerin de döndüğü düşünülürse önümüzde oldukça büyük bir seçenek yelpazesinin bulunduğu su götürmez bir gerçek.
Yani klişe olacak ama iş gerçekten de bizim yaratıcılığımıza kalıyor. Ama mesela 50lerin kesiminde bol etekli bir elbiseyi 70lerin geniş paçalı pantolonlarıyla kombine etmek "biraz" riskli bir durum. Bunu yaparsak insanlar uzaktan bizleri bir abajur ya da devasa bir rüzgâr gülü zannedebilirler.
50lerin modasını kendimize nasıl uyarlayacağımızı düşünüp taşınırken o yılların modasına kısa bir bakış atabiliriz. Elbette annelerimizin anneannelerimizin babaaanelerimizin kıyafetleri günümüze kadar kalmamış olabilir, belki 2. el mağazalarda da bir şey bulamayabiliriz. Ama 50lerin ilhamını bize verebilecek çok sayıda kıyafet karşımıza çıkabilir.
Başlıca kodların şıklık, zarafet, yüzde yüz dişi olmak olduğunu akıldan çıkarmamak lazım. Biraz dolgun vücutlu, kalçalı ama beli ince kadınlar beğenilirdi. Elbiseler de bu kadınsı hatları vurgulayacak şekilde dikilirdi. Giyilen pantolonların bile kadınsı bir kesimleri vardı. Genç kızlar daha canlı ve uçucu renklerde giyinirler, yaşı ilerlemiş kadınlar daha koyu, daha olgun renk tonlarını tercih ederdi. Nitekim gerçek bir hanımefendi olmak esastı. Bu durum bayanların yaşam biçimlerine de yansımıştı, genelde anne ve anneannelerimizden hem çok güzel olmaları, hem de ev işlerini iyi yapmaları, eşlerine karşı uysal olmaları bekleniyordu. Kadınlardan meslek sahibi olmaları, kariyer yapmaları, eve para getirmeleri beklenmiyordu. Bu duruma itiraz sesleri ancak 60lardan sonra daha gür duyulmaya başlandı ve kadınların erkeklerle toplum içinde aynı konuma gelme savaşı başarılı sonuçlar vermeye başladı. Tabii bu durum birçok kadının hayat mücadelesi içinde erkekleşmeleri, hatta kadın kimliğini memnuniyetsizlikle reddetmeleri sonucunu da getirdi. Ortasını bulmak lazım. Bu bağlamda 50li yılların kıyafetleri kadınlara kadın olmanın mutluluğunu yaşatmak için birebir. 50li yıllardaki dünya kadın-erkek rolleri açısından olumsuz özellikler gösterse de birçok açıdan günümüzde özlemle andığımız değerleri barındırıyordu. İnsanların birbirlerine davranışları saygı ve görgü kuralları çerçevesindeydi. Mesela maçlarda hakeme küfredilmez, "Hakem gözüne gözlük!" diye bağırılırmış. Boğaz kenarında dalgalanan etekleriyle yürüyen kızlar görünce erkekler laf atmaz, ancak en münasebetsizleri "Şimdi bir essen ey deli rüzgâr" dermiş. İstanbul yemyeşilmiş. Levent, Etiler filan hep meyve ağaçlarıyla doluymuş. Bağdat Caddesi'nde sadece bahçeli konaklar varmış. İstanbul Bostancı'da bitiyormuş. Pendik filan tatil yeriymiş.
Solda: 50lerin Beşiktaş'ı. Tamamen ibret amaçlıdır:)
Konuyu iyice dağıtmadan 50li yılların modasına dönersek, bu modayı yönlendiren artistler bambaşkaydı. Marilyn Monroe, Rita Hayworth, Elizabeth Taylor, Brigitte Bardot, Lauren Becall, Ava Gardner, Ann Miller, Esther Williams, Audrey Hepburn hepsi muntazam vücutlu, çok güzel yüzlü muhteşem kadınlardı. Birçoğunun şöhretleri 60lar ve sonrasında da sürdü.
50lerin ikonlarından üç örnek: Elizabeth Taylor, Rita Hayworth, Ava Gardner
Masum güzellikleriyle Brigitte Bardot, Marilyn Monroe ve Lana Turner'a birçok erkek aşık olmuştu.
Şöhretine 50li yıllarda ulaşan Audrey Hepburn, Sabrina filminde bu Givenchy elbiselerle büyük sükse yapmıştı.
Bizde de Neriman Köksal, Belgin Doruk, Muhterem Nur dönemin tabiriyle "flaş kızlardı." Neriman Köksal daha şöhret olmadan önce bile, o zaman çok kalabalık olmayan İstiklâl Caddesi'ne Taksm tarafından giriş yaptığında, hemen caddedeki insanlar birbirlerine onun geldiğini haber verirmiş böylece kendisi caddede ilerlerken bütün dükkânlardaki işyerlerindeki cafelerdeki insanlar onu görmek için dışarı çıkarmış.
Bizim ikonlar: Neriman Köksal, Belgin Doruk, Muhterem Nur
Tabii kadınlara 50li yıllarda idealize edilen güzellik anlayışına ulaşmaları için birçok önemli seçenek sunuluyordu. Kadınlar Altınbaş kremiyle koca bulabiliyorlar, Puro tuvalet sabunuyla da müstakbel kocalarını ilk görüşte kendilerine hayran ediyorlar, hakiki Paris kremi Tokalon ile güzelliklerine güzellik katıyorlardı.
Ayrıca tartıştıkları erkek arkadaşlarını/eşlerini bir kilo mercimekle affediyorlardı. Ayrıca fallarında Piyale makarma çıkıyordu.
50li yıllar pop müzik tarihine Michael Jackson ve Madonna'yı kazandırmıştır:)
90larda olduğu gibi 2000lerin modasında da sık sık geri dönüşler yaşandığı için 50li yıllar daha uzun süre bizimle beraber olacak gibi görünüyor. 50lerle birlikte geri dönen bir başka harika dönem olan 60lı yıllara ise ayrı bir yazıda değineceğim. O yüzden şimdilik bundan bahsetmedim. Yoksa iki dönemi birlikte ele alarak dünya blog tarihinin en uzun yazısına el atmış olacaktım. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere:)
Şimdi önümüzdeki kış 50li yılların modası geri geliyormuş. Nasıl uçmayalım ki mutluluktan. Bayılırım 50lere. Kıyafetlerine. Uçuşan eteklerine. Saç modellerine. Dönemin kadınlarının yürüyüşlerine, oturup kalkmalarına. Zarafetlerine.O eski müzikallerin havasını üzerimizde yakalamak sanırım muhteşem bir şey olacak. Belki Rita Hayworth'ün Salome yedi tül dansını Kamondo merdivenlerinde yapacak değiliz ama kendimize hemen başka bir müzikal seçebiliriz.
Marc Jacobs'ın Louis Vuitton için hazırladığı koleksiyon aylar önce Paris Moda Haftası kapsamında Louvre'da modaseverlerin beğenisine sunulduğunda herkes 50leri sevinçle karşılamaya başlamıştı bile. Defile için seçilen müzik Brigitte Bardot'nun ölümsüz filmi "Et Dieu...créa la femme"dan alınmıştı. Koleksiyonda kloş etekler, zarif ve kadınsı çizgilerle bütünleşiyordu.
Louis Vuitton'un defilesinde Bar Refaeli, Elle Macpherson, Karolina Kurkova, Catherine McNeil, Adriana Lima, Letitia Casta gibi isimler boy göstermişti.
Louis Vuitton kadar bariz bir şekilde olmasa da Oscar de la Renta, Lanvin, Chloé, Nina Ricci, Dries Van Noten, Fendi, Prada gibi birçok moda devi koleksiyonlarında 50li yılların kıyafetlerine yer verdi. Tabii 50leri kopyala/yapıştır yöntemiyle aynen alıp günümüze oturtmanın bu isimler için söz konusu olamayacağını herhalde takdir edersiniz. Sanatçılar, 50li yılları günümüzde olabileceği şekliyle yeniden yorumladılar, o yılların tarzını 2000lerin yıldızlarıyla süslediler. Ve ortaya son derece modern eserler çıktı.
Tabii 50lerin geleceği zaten belli bir süredir belli olmuyor değildi. Sanırım geçen kış saman alevi gibi parlayan 40lı yıllara dönüş, bu yeni trendin habercisi sayılabilir. Ya da ülkemizde bir yıldır yayınlanan "Hanımın Çiftliği" dizisi bizi bir süredir 50li yılların modasına hazırladı diyebiliriz.
Peki biz Güllü/Serap'ın ya da Halide'nin kıyafetlerini aynen alıp giyecek miyiz yoksa bunları modern parçalarla kombinleyip vizyonumuzu yepyeni stil ufuklarına mı açacağız? İşte burada bizi uzun bir karar aşaması bekliyor. Ama 50lerin yanısıra 60lar ve 70lerin de döndüğü düşünülürse önümüzde oldukça büyük bir seçenek yelpazesinin bulunduğu su götürmez bir gerçek.
Yani klişe olacak ama iş gerçekten de bizim yaratıcılığımıza kalıyor. Ama mesela 50lerin kesiminde bol etekli bir elbiseyi 70lerin geniş paçalı pantolonlarıyla kombine etmek "biraz" riskli bir durum. Bunu yaparsak insanlar uzaktan bizleri bir abajur ya da devasa bir rüzgâr gülü zannedebilirler.
50lerin modasını kendimize nasıl uyarlayacağımızı düşünüp taşınırken o yılların modasına kısa bir bakış atabiliriz. Elbette annelerimizin anneannelerimizin babaaanelerimizin kıyafetleri günümüze kadar kalmamış olabilir, belki 2. el mağazalarda da bir şey bulamayabiliriz. Ama 50lerin ilhamını bize verebilecek çok sayıda kıyafet karşımıza çıkabilir.
Başlıca kodların şıklık, zarafet, yüzde yüz dişi olmak olduğunu akıldan çıkarmamak lazım. Biraz dolgun vücutlu, kalçalı ama beli ince kadınlar beğenilirdi. Elbiseler de bu kadınsı hatları vurgulayacak şekilde dikilirdi. Giyilen pantolonların bile kadınsı bir kesimleri vardı. Genç kızlar daha canlı ve uçucu renklerde giyinirler, yaşı ilerlemiş kadınlar daha koyu, daha olgun renk tonlarını tercih ederdi. Nitekim gerçek bir hanımefendi olmak esastı. Bu durum bayanların yaşam biçimlerine de yansımıştı, genelde anne ve anneannelerimizden hem çok güzel olmaları, hem de ev işlerini iyi yapmaları, eşlerine karşı uysal olmaları bekleniyordu. Kadınlardan meslek sahibi olmaları, kariyer yapmaları, eve para getirmeleri beklenmiyordu. Bu duruma itiraz sesleri ancak 60lardan sonra daha gür duyulmaya başlandı ve kadınların erkeklerle toplum içinde aynı konuma gelme savaşı başarılı sonuçlar vermeye başladı. Tabii bu durum birçok kadının hayat mücadelesi içinde erkekleşmeleri, hatta kadın kimliğini memnuniyetsizlikle reddetmeleri sonucunu da getirdi. Ortasını bulmak lazım. Bu bağlamda 50li yılların kıyafetleri kadınlara kadın olmanın mutluluğunu yaşatmak için birebir. 50li yıllardaki dünya kadın-erkek rolleri açısından olumsuz özellikler gösterse de birçok açıdan günümüzde özlemle andığımız değerleri barındırıyordu. İnsanların birbirlerine davranışları saygı ve görgü kuralları çerçevesindeydi. Mesela maçlarda hakeme küfredilmez, "Hakem gözüne gözlük!" diye bağırılırmış. Boğaz kenarında dalgalanan etekleriyle yürüyen kızlar görünce erkekler laf atmaz, ancak en münasebetsizleri "Şimdi bir essen ey deli rüzgâr" dermiş. İstanbul yemyeşilmiş. Levent, Etiler filan hep meyve ağaçlarıyla doluymuş. Bağdat Caddesi'nde sadece bahçeli konaklar varmış. İstanbul Bostancı'da bitiyormuş. Pendik filan tatil yeriymiş.
Solda: 50lerin Beşiktaş'ı. Tamamen ibret amaçlıdır:)
Konuyu iyice dağıtmadan 50li yılların modasına dönersek, bu modayı yönlendiren artistler bambaşkaydı. Marilyn Monroe, Rita Hayworth, Elizabeth Taylor, Brigitte Bardot, Lauren Becall, Ava Gardner, Ann Miller, Esther Williams, Audrey Hepburn hepsi muntazam vücutlu, çok güzel yüzlü muhteşem kadınlardı. Birçoğunun şöhretleri 60lar ve sonrasında da sürdü.
50lerin ikonlarından üç örnek: Elizabeth Taylor, Rita Hayworth, Ava Gardner
Masum güzellikleriyle Brigitte Bardot, Marilyn Monroe ve Lana Turner'a birçok erkek aşık olmuştu.
Şöhretine 50li yıllarda ulaşan Audrey Hepburn, Sabrina filminde bu Givenchy elbiselerle büyük sükse yapmıştı.
Bizde de Neriman Köksal, Belgin Doruk, Muhterem Nur dönemin tabiriyle "flaş kızlardı." Neriman Köksal daha şöhret olmadan önce bile, o zaman çok kalabalık olmayan İstiklâl Caddesi'ne Taksm tarafından giriş yaptığında, hemen caddedeki insanlar birbirlerine onun geldiğini haber verirmiş böylece kendisi caddede ilerlerken bütün dükkânlardaki işyerlerindeki cafelerdeki insanlar onu görmek için dışarı çıkarmış.
Bizim ikonlar: Neriman Köksal, Belgin Doruk, Muhterem Nur
Tabii kadınlara 50li yıllarda idealize edilen güzellik anlayışına ulaşmaları için birçok önemli seçenek sunuluyordu. Kadınlar Altınbaş kremiyle koca bulabiliyorlar, Puro tuvalet sabunuyla da müstakbel kocalarını ilk görüşte kendilerine hayran ediyorlar, hakiki Paris kremi Tokalon ile güzelliklerine güzellik katıyorlardı.
Ayrıca tartıştıkları erkek arkadaşlarını/eşlerini bir kilo mercimekle affediyorlardı. Ayrıca fallarında Piyale makarma çıkıyordu.
50li yıllar pop müzik tarihine Michael Jackson ve Madonna'yı kazandırmıştır:)
90larda olduğu gibi 2000lerin modasında da sık sık geri dönüşler yaşandığı için 50li yıllar daha uzun süre bizimle beraber olacak gibi görünüyor. 50lerle birlikte geri dönen bir başka harika dönem olan 60lı yıllara ise ayrı bir yazıda değineceğim. O yüzden şimdilik bundan bahsetmedim. Yoksa iki dönemi birlikte ele alarak dünya blog tarihinin en uzun yazısına el atmış olacaktım. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere:)
Etiketler:
50ler,
DOLCE GABBANA,
dries van noten,
fendi,
louis vuitton,
MODA,
nina ricci,
oscar de la renta,
PRADA
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)















