louis vuitton etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
louis vuitton etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
14 Mart 2011 Pazartesi
Kanye West yine olay hep olay
Eskiden sadece müzisyenliğiyle bilinirdi, şimdi yarattığı olaylarla. Kanye West'in yine dikkat çekme krizi tutmuş. haber olsam için ne yapsam, ağaçtan mı atlasam, denizin dibine mi girsem diye düşünmüş taşınmış, çözümü davetiyesinin olmadığı defilelere zorla girmeye çalışmakta bulmuş. Kanyezede olanlar, Alexander McQueen, Balmain ve Louis Vuitton. Hepsinin kapısına dayanmış, girecem de girecem diye tutturmuş. Alexander McQueen'de giriş kapısından değil de yan kapıların birinden sızmış içeri. Kanye West, Valentino, Givenchy ve Vivienne Westwood defilelerini davetiyesiyle girip seyretmişti.
Böyle giderse, gelecek moda haftasında defilelere girmek şöyle dursun, ön sırada güzel bir konumdan oturup seyretmek de kendisine yetmeyecek, podyumun tam ortasına tentesiyle, kocaman yastıklarıyla platform kurup (hani şu havuzlarda olduğu gibi) bütün defileleri öyle seyretmek için tuturacak. İş oraya gidiyor. Eminim bundan.
Etiketler:
alexander mcqueen,
balmain,
kanye west,
louis vuitton
16 Ocak 2011 Pazar
Pre-Fall 2011: Louis Vuitton'dan enfes bir koleksiyon

Aslında bu pre-fall 2011 koleksiyonlarını biraz da sonbahara saklayayım demiştim çünkü gündeme yavaş yavaş ilkbahar yaz koleksiyonları oturacak artık. Öte yandan indirim sezonu devam ederken, gelecek sonbaharın trendlerine (moda haftalarından önce) ufak bir bakış atmamızı sağlayan bu koleksiyonlara yer verirsem ufuktaki trendler konusunda bir fikir alabilirsiniz diye düşünmüyor da değilim canım okuyucu. Bir de blogumu güzelliklerle süslemek istiyorum, bu bağlamda Balenciaga'dan müthiş eserler gördüm ama öncesinde Louis Vuitton'un Julie de Libran tarafından yaratılan Pre-Fall 2011 koleksiyonu kalbime oturdu.
Julie de Libran, koleksiyonu Venedik'e yaptığı bir seyahatten yola çıkarak hazırlamış, orada Louise Bourgeois'nın son kumaş çalışmaları üzerine bir sergiye katılmış. Hem sergide gözüne çarpanlardan hem de 20lerden, 30lardan ve Art Deco akımından, o yılların "les garçonnes" denilen özgürlükçü ve sınırları yıkan bir görünüme sahip kızlarından, (bir başka tabirle pantolon giyen, saçlarını kestiren ilk kızlardan) esinlenmiş. "Dünyayı fethetmek için yola çıkan bir kadın için, özgürlüğü yansıtan bir gardrop," diyor bu koleksiyondan bahsederken.
Koleksiyon LVMH'nin New York 57. Sokak'taki Magic Room salonunda sunuldu, modeller Olga Sherer ve Julia Saner. Sofistike ve şık olmanın ötesinde göz kamaştırıcı eserler görüyoruz bu koleksiyonda. Ayrıca Galuchat Maestra çantanın daha koyu ve sonbahara ait renk tonlarında bir versiyonu, renk bloklarının monogramlarla, derilerin kumaşlarla bütünleştiği çantalar görüyoruz. Seçilen renk tonları ve kullanımına bayıldım, yazın sıcaklığını kaybetmemiş ama artık sonbaharın hüznünü yansıtıyor. Bordolar, lacivertler, mürdüm tonları, kavun içi, bence bunların birbirleriyle dansı koleksiyonu bu kadar çekici yapıyor. Tüvit, jarse, yün kumaşlar kürklülerle birleşiyor. Bir vintage atmosferi içinde caz klüplerinin, lüks otellerin, şık kafelerin ihtişamını yaşabilmek isteyen herkes bu yıl için öncelikle bu koleksiyona bakmalı sanırım. Belki kot pantolon, kazak ve conversele kendine üniforma yapmış üniversitelilerle, emo gençlerle, rengini beğendiği için mont alıp gerisine karışmayan sade vatandaşlarla dolu bir semtte yaşıyorsunuz, belki bu koleksiyonun ortaya koyduğu tarzı çok sevseniz bile giyecek ortamınız yok. Bunları giyebileceğiniz yerlere iş, okul vb. derken ancak haftada bir iki kez zaman bulunca uğrayabiliyorsunuz... Tıpkı benim de zaman zaman sıkıntısını çektiğim gibi. Geniş kenarlı bir vintage şapka ve Jackie Onassis tarzı keten bir takımla Bahariye Caddesi'nde hatta Bağdat Caddesi'nde Converseliler ordusu arasında dolaştığım takdirde aykırı kaçmanın sıkıntısını çektiğim gibi:) Yine de cesaret gösterip denemeye değer diyorum, tabii fiyat engelini aşabilirsek:)Bu koleksiyon tam da heykellerle donanmış eski ve güzel binalarda bulunan nostaljik cafelerde cappucino içip gazete okumamız, son teknolojileri bir kenara bırakarak ellerimizle süslü, güzel mektuplar yazmamız için yapılmış sanki:)






Etiketler:
geçmiş zaman olur ki,
louis vuitton,
prefall 2011
14 Ocak 2011 Cuma
Din dan dooon! Reklamlaaaar!
Bence ben reklam cingılı bestelemeyeyim. Yoksa ortaya çok saçma bir şey çıkabilir. Ama moda sektörünün öncü firmalarının yaz sezonu reklamlarından yeni örneklere yer vermek için daha cici bir başlık bulamadım. Nitekim yaz yaklaştıkça bir çok yeni reklamdan daha haberimiz olmaya başladı. Daha önce Chanel, Gucci, Marc Jacobs, Guiseppe Zanotti kampanyalarından örnekler vermiştim.
Şimdi de Emporio Armani ve Giorgio Armani reklamlarından ilk görüntüler geldi.
Emporio Armani'nin reklam kampanyasında Anna Selezneva yer alıyor. Yine bir Mario Sorrenti çalışması.
Giorgio Armani reklam kampanyasıysa bir Nick Knight çalışması. Elisa Sednaoui rol alıyor. Hem Emporio Armani kampanyasının hem de bu kampanyanın sadeliği, zarifliği ve asil havası göz dolduruyor. Geri kalan resimleri görmek için insanlık sabırsızlanıyor.
"La femme bleue" adını taşıyan bu reklam filmini aşağıda izleyebilirsiniz.
Gucci kampanyasından da yeni fotoğraflar ortaya çıktı. İşte birkaç örnek. Daha önce yazdığım gibi fotoğraflar Mert & Marcus'tan. Modeller: Karmen Pedaru, Joan Smalls and Hailey Clauson
Bu yazın en "havalı" kampanyalarından biri. Bu koleksiyonun müthiş renkleri taşra backgrounduyla güzel tamamlanmış. Ama bu kış sezonunun kampanyasıyla aynı frekansta. Bir devam filmi gibi. Grease 2 gibi kötü etki yapmıyor tabii:)
Bu da 2011 yaz kampanyası için hazırlanmış çok özel reklam filmi
Louis Vuitton kampanyasında elbette çantalar Marc Jacobs 2011 yaz koleksiyonuyla birleşiyor. Oldukça göz dolduran ama biraz da abartılı kampanya Steven Meisel tarafından hazırlanmış ve Freja Beha Erichsen, Kristen McMenamy ve Raquel Zimmermann modellik yapıyorlar. Bu kış sezonunun 50ler tarzı cici kızlar imajının tersine, yine retro bir havayla klüplerin çılgın kızları teması söz konusu ki aşırı cafcaflı kıyafetler ve cafcafta kıyafetlerle yarışan dekor ister istemez reklamda dikkatlerin mankenlerin yüzlerine çevrilmesine neden olmuş. Too much. Yine de çantaları fark edebiliyoruz:)
Bu arada Alexander McQueen 2011 yaz kampanyasının da ilk görüntüsü ortaya çıktı.
Dersimiz kelebek. Modelimiz yeni parlayan yıldız Lindsey Wixson. Daha 16 yaşında ama şimdiden Versace, Miu Miu ve Mulberry'le çalıştı bile. Bu kampanya editoryal değil, billboardlar, mağazalar ve markanın web sitesi için hazırlandı. Ürkütücü, egzantrik ama büyüleyici.
Tabii hepsi bu kadar değil, başka kampanyalara da fırsat buldukça değineceğim. İyi geceler.
Şimdi de Emporio Armani ve Giorgio Armani reklamlarından ilk görüntüler geldi.
Emporio Armani'nin reklam kampanyasında Anna Selezneva yer alıyor. Yine bir Mario Sorrenti çalışması.
Giorgio Armani reklam kampanyasıysa bir Nick Knight çalışması. Elisa Sednaoui rol alıyor. Hem Emporio Armani kampanyasının hem de bu kampanyanın sadeliği, zarifliği ve asil havası göz dolduruyor. Geri kalan resimleri görmek için insanlık sabırsızlanıyor.
"La femme bleue" adını taşıyan bu reklam filmini aşağıda izleyebilirsiniz.
Gucci kampanyasından da yeni fotoğraflar ortaya çıktı. İşte birkaç örnek. Daha önce yazdığım gibi fotoğraflar Mert & Marcus'tan. Modeller: Karmen Pedaru, Joan Smalls and Hailey Clauson
Bu yazın en "havalı" kampanyalarından biri. Bu koleksiyonun müthiş renkleri taşra backgrounduyla güzel tamamlanmış. Ama bu kış sezonunun kampanyasıyla aynı frekansta. Bir devam filmi gibi. Grease 2 gibi kötü etki yapmıyor tabii:)
Bu da 2011 yaz kampanyası için hazırlanmış çok özel reklam filmi
Louis Vuitton kampanyasında elbette çantalar Marc Jacobs 2011 yaz koleksiyonuyla birleşiyor. Oldukça göz dolduran ama biraz da abartılı kampanya Steven Meisel tarafından hazırlanmış ve Freja Beha Erichsen, Kristen McMenamy ve Raquel Zimmermann modellik yapıyorlar. Bu kış sezonunun 50ler tarzı cici kızlar imajının tersine, yine retro bir havayla klüplerin çılgın kızları teması söz konusu ki aşırı cafcaflı kıyafetler ve cafcafta kıyafetlerle yarışan dekor ister istemez reklamda dikkatlerin mankenlerin yüzlerine çevrilmesine neden olmuş. Too much. Yine de çantaları fark edebiliyoruz:)
Bu arada Alexander McQueen 2011 yaz kampanyasının da ilk görüntüsü ortaya çıktı.
Dersimiz kelebek. Modelimiz yeni parlayan yıldız Lindsey Wixson. Daha 16 yaşında ama şimdiden Versace, Miu Miu ve Mulberry'le çalıştı bile. Bu kampanya editoryal değil, billboardlar, mağazalar ve markanın web sitesi için hazırlandı. Ürkütücü, egzantrik ama büyüleyici.
Tabii hepsi bu kadar değil, başka kampanyalara da fırsat buldukça değineceğim. İyi geceler.
14 Ağustos 2010 Cumartesi
50ler kızı olma fırsatı doğdu. Gün doğdu.
Modayla ilgili ilk izlenimlerim 80lerle ilgili. Çocukken dönemin kıyafetlerine bakıp sonra eski filmlerdeki (diyelim 50lerin müzikalleri, 60ların 70lerin Yeşilçam filmleri vb.) kıyafetlerle karşılaştırınca neden şimdi kıyafetler çok komik eskiden insanlar ne güzel giyiniyormuş diye düşünüp üzülürdüm. 90lı yıllarda 70ler döndü hem de bıktıracak kadar. İspanyol paçayı da giydik, saçları Ali MacGraw gibi de yaptık, abuk çiçekli gömlekleri de üstümüze giydik. Hatta ikinci el kıyafet satan dükkanları bile araştırıp resmen o yıllardan kalan kıyafetler aldık. Annemin 73-74 yılında Londra'dan filan aldığı eski kıyafetler de çok işime yaradı. (70leri uzatmadan ayrı bir yazıya alalım, konumuz 50ler:)) 1997-1998 kış sezonundan beri 80li yılların modası da arada bir dönüyor ama çok kötü kısımlarını pek göremiyoruz. Vatkalı ceketler bile daha estetik artık.
Şimdi önümüzdeki kış 50li yılların modası geri geliyormuş. Nasıl uçmayalım ki mutluluktan. Bayılırım 50lere. Kıyafetlerine. Uçuşan eteklerine. Saç modellerine. Dönemin kadınlarının yürüyüşlerine, oturup kalkmalarına. Zarafetlerine.O eski müzikallerin havasını üzerimizde yakalamak sanırım muhteşem bir şey olacak. Belki Rita Hayworth'ün Salome yedi tül dansını Kamondo merdivenlerinde yapacak değiliz ama kendimize hemen başka bir müzikal seçebiliriz.
Marc Jacobs'ın Louis Vuitton için hazırladığı koleksiyon aylar önce Paris Moda Haftası kapsamında Louvre'da modaseverlerin beğenisine sunulduğunda herkes 50leri sevinçle karşılamaya başlamıştı bile. Defile için seçilen müzik Brigitte Bardot'nun ölümsüz filmi "Et Dieu...créa la femme"dan alınmıştı. Koleksiyonda kloş etekler, zarif ve kadınsı çizgilerle bütünleşiyordu.
Louis Vuitton'un defilesinde Bar Refaeli, Elle Macpherson, Karolina Kurkova, Catherine McNeil, Adriana Lima, Letitia Casta gibi isimler boy göstermişti.
Louis Vuitton kadar bariz bir şekilde olmasa da Oscar de la Renta, Lanvin, Chloé, Nina Ricci, Dries Van Noten, Fendi, Prada gibi birçok moda devi koleksiyonlarında 50li yılların kıyafetlerine yer verdi. Tabii 50leri kopyala/yapıştır yöntemiyle aynen alıp günümüze oturtmanın bu isimler için söz konusu olamayacağını herhalde takdir edersiniz. Sanatçılar, 50li yılları günümüzde olabileceği şekliyle yeniden yorumladılar, o yılların tarzını 2000lerin yıldızlarıyla süslediler. Ve ortaya son derece modern eserler çıktı.
Tabii 50lerin geleceği zaten belli bir süredir belli olmuyor değildi. Sanırım geçen kış saman alevi gibi parlayan 40lı yıllara dönüş, bu yeni trendin habercisi sayılabilir. Ya da ülkemizde bir yıldır yayınlanan "Hanımın Çiftliği" dizisi bizi bir süredir 50li yılların modasına hazırladı diyebiliriz.
Peki biz Güllü/Serap'ın ya da Halide'nin kıyafetlerini aynen alıp giyecek miyiz yoksa bunları modern parçalarla kombinleyip vizyonumuzu yepyeni stil ufuklarına mı açacağız? İşte burada bizi uzun bir karar aşaması bekliyor. Ama 50lerin yanısıra 60lar ve 70lerin de döndüğü düşünülürse önümüzde oldukça büyük bir seçenek yelpazesinin bulunduğu su götürmez bir gerçek.
Yani klişe olacak ama iş gerçekten de bizim yaratıcılığımıza kalıyor. Ama mesela 50lerin kesiminde bol etekli bir elbiseyi 70lerin geniş paçalı pantolonlarıyla kombine etmek "biraz" riskli bir durum. Bunu yaparsak insanlar uzaktan bizleri bir abajur ya da devasa bir rüzgâr gülü zannedebilirler.
50lerin modasını kendimize nasıl uyarlayacağımızı düşünüp taşınırken o yılların modasına kısa bir bakış atabiliriz. Elbette annelerimizin anneannelerimizin babaaanelerimizin kıyafetleri günümüze kadar kalmamış olabilir, belki 2. el mağazalarda da bir şey bulamayabiliriz. Ama 50lerin ilhamını bize verebilecek çok sayıda kıyafet karşımıza çıkabilir.
Başlıca kodların şıklık, zarafet, yüzde yüz dişi olmak olduğunu akıldan çıkarmamak lazım. Biraz dolgun vücutlu, kalçalı ama beli ince kadınlar beğenilirdi. Elbiseler de bu kadınsı hatları vurgulayacak şekilde dikilirdi. Giyilen pantolonların bile kadınsı bir kesimleri vardı. Genç kızlar daha canlı ve uçucu renklerde giyinirler, yaşı ilerlemiş kadınlar daha koyu, daha olgun renk tonlarını tercih ederdi. Nitekim gerçek bir hanımefendi olmak esastı. Bu durum bayanların yaşam biçimlerine de yansımıştı, genelde anne ve anneannelerimizden hem çok güzel olmaları, hem de ev işlerini iyi yapmaları, eşlerine karşı uysal olmaları bekleniyordu. Kadınlardan meslek sahibi olmaları, kariyer yapmaları, eve para getirmeleri beklenmiyordu. Bu duruma itiraz sesleri ancak 60lardan sonra daha gür duyulmaya başlandı ve kadınların erkeklerle toplum içinde aynı konuma gelme savaşı başarılı sonuçlar vermeye başladı. Tabii bu durum birçok kadının hayat mücadelesi içinde erkekleşmeleri, hatta kadın kimliğini memnuniyetsizlikle reddetmeleri sonucunu da getirdi. Ortasını bulmak lazım. Bu bağlamda 50li yılların kıyafetleri kadınlara kadın olmanın mutluluğunu yaşatmak için birebir. 50li yıllardaki dünya kadın-erkek rolleri açısından olumsuz özellikler gösterse de birçok açıdan günümüzde özlemle andığımız değerleri barındırıyordu. İnsanların birbirlerine davranışları saygı ve görgü kuralları çerçevesindeydi. Mesela maçlarda hakeme küfredilmez, "Hakem gözüne gözlük!" diye bağırılırmış. Boğaz kenarında dalgalanan etekleriyle yürüyen kızlar görünce erkekler laf atmaz, ancak en münasebetsizleri "Şimdi bir essen ey deli rüzgâr" dermiş. İstanbul yemyeşilmiş. Levent, Etiler filan hep meyve ağaçlarıyla doluymuş. Bağdat Caddesi'nde sadece bahçeli konaklar varmış. İstanbul Bostancı'da bitiyormuş. Pendik filan tatil yeriymiş.
Solda: 50lerin Beşiktaş'ı. Tamamen ibret amaçlıdır:)
Konuyu iyice dağıtmadan 50li yılların modasına dönersek, bu modayı yönlendiren artistler bambaşkaydı. Marilyn Monroe, Rita Hayworth, Elizabeth Taylor, Brigitte Bardot, Lauren Becall, Ava Gardner, Ann Miller, Esther Williams, Audrey Hepburn hepsi muntazam vücutlu, çok güzel yüzlü muhteşem kadınlardı. Birçoğunun şöhretleri 60lar ve sonrasında da sürdü.
50lerin ikonlarından üç örnek: Elizabeth Taylor, Rita Hayworth, Ava Gardner
Masum güzellikleriyle Brigitte Bardot, Marilyn Monroe ve Lana Turner'a birçok erkek aşık olmuştu.
Şöhretine 50li yıllarda ulaşan Audrey Hepburn, Sabrina filminde bu Givenchy elbiselerle büyük sükse yapmıştı.
Bizde de Neriman Köksal, Belgin Doruk, Muhterem Nur dönemin tabiriyle "flaş kızlardı." Neriman Köksal daha şöhret olmadan önce bile, o zaman çok kalabalık olmayan İstiklâl Caddesi'ne Taksm tarafından giriş yaptığında, hemen caddedeki insanlar birbirlerine onun geldiğini haber verirmiş böylece kendisi caddede ilerlerken bütün dükkânlardaki işyerlerindeki cafelerdeki insanlar onu görmek için dışarı çıkarmış.
Bizim ikonlar: Neriman Köksal, Belgin Doruk, Muhterem Nur
Tabii kadınlara 50li yıllarda idealize edilen güzellik anlayışına ulaşmaları için birçok önemli seçenek sunuluyordu. Kadınlar Altınbaş kremiyle koca bulabiliyorlar, Puro tuvalet sabunuyla da müstakbel kocalarını ilk görüşte kendilerine hayran ediyorlar, hakiki Paris kremi Tokalon ile güzelliklerine güzellik katıyorlardı.
Ayrıca tartıştıkları erkek arkadaşlarını/eşlerini bir kilo mercimekle affediyorlardı. Ayrıca fallarında Piyale makarma çıkıyordu.
50li yıllar pop müzik tarihine Michael Jackson ve Madonna'yı kazandırmıştır:)
90larda olduğu gibi 2000lerin modasında da sık sık geri dönüşler yaşandığı için 50li yıllar daha uzun süre bizimle beraber olacak gibi görünüyor. 50lerle birlikte geri dönen bir başka harika dönem olan 60lı yıllara ise ayrı bir yazıda değineceğim. O yüzden şimdilik bundan bahsetmedim. Yoksa iki dönemi birlikte ele alarak dünya blog tarihinin en uzun yazısına el atmış olacaktım. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere:)
Şimdi önümüzdeki kış 50li yılların modası geri geliyormuş. Nasıl uçmayalım ki mutluluktan. Bayılırım 50lere. Kıyafetlerine. Uçuşan eteklerine. Saç modellerine. Dönemin kadınlarının yürüyüşlerine, oturup kalkmalarına. Zarafetlerine.O eski müzikallerin havasını üzerimizde yakalamak sanırım muhteşem bir şey olacak. Belki Rita Hayworth'ün Salome yedi tül dansını Kamondo merdivenlerinde yapacak değiliz ama kendimize hemen başka bir müzikal seçebiliriz.
Marc Jacobs'ın Louis Vuitton için hazırladığı koleksiyon aylar önce Paris Moda Haftası kapsamında Louvre'da modaseverlerin beğenisine sunulduğunda herkes 50leri sevinçle karşılamaya başlamıştı bile. Defile için seçilen müzik Brigitte Bardot'nun ölümsüz filmi "Et Dieu...créa la femme"dan alınmıştı. Koleksiyonda kloş etekler, zarif ve kadınsı çizgilerle bütünleşiyordu.
Louis Vuitton'un defilesinde Bar Refaeli, Elle Macpherson, Karolina Kurkova, Catherine McNeil, Adriana Lima, Letitia Casta gibi isimler boy göstermişti.
Louis Vuitton kadar bariz bir şekilde olmasa da Oscar de la Renta, Lanvin, Chloé, Nina Ricci, Dries Van Noten, Fendi, Prada gibi birçok moda devi koleksiyonlarında 50li yılların kıyafetlerine yer verdi. Tabii 50leri kopyala/yapıştır yöntemiyle aynen alıp günümüze oturtmanın bu isimler için söz konusu olamayacağını herhalde takdir edersiniz. Sanatçılar, 50li yılları günümüzde olabileceği şekliyle yeniden yorumladılar, o yılların tarzını 2000lerin yıldızlarıyla süslediler. Ve ortaya son derece modern eserler çıktı.
Tabii 50lerin geleceği zaten belli bir süredir belli olmuyor değildi. Sanırım geçen kış saman alevi gibi parlayan 40lı yıllara dönüş, bu yeni trendin habercisi sayılabilir. Ya da ülkemizde bir yıldır yayınlanan "Hanımın Çiftliği" dizisi bizi bir süredir 50li yılların modasına hazırladı diyebiliriz.
Peki biz Güllü/Serap'ın ya da Halide'nin kıyafetlerini aynen alıp giyecek miyiz yoksa bunları modern parçalarla kombinleyip vizyonumuzu yepyeni stil ufuklarına mı açacağız? İşte burada bizi uzun bir karar aşaması bekliyor. Ama 50lerin yanısıra 60lar ve 70lerin de döndüğü düşünülürse önümüzde oldukça büyük bir seçenek yelpazesinin bulunduğu su götürmez bir gerçek.
Yani klişe olacak ama iş gerçekten de bizim yaratıcılığımıza kalıyor. Ama mesela 50lerin kesiminde bol etekli bir elbiseyi 70lerin geniş paçalı pantolonlarıyla kombine etmek "biraz" riskli bir durum. Bunu yaparsak insanlar uzaktan bizleri bir abajur ya da devasa bir rüzgâr gülü zannedebilirler.
50lerin modasını kendimize nasıl uyarlayacağımızı düşünüp taşınırken o yılların modasına kısa bir bakış atabiliriz. Elbette annelerimizin anneannelerimizin babaaanelerimizin kıyafetleri günümüze kadar kalmamış olabilir, belki 2. el mağazalarda da bir şey bulamayabiliriz. Ama 50lerin ilhamını bize verebilecek çok sayıda kıyafet karşımıza çıkabilir.
Başlıca kodların şıklık, zarafet, yüzde yüz dişi olmak olduğunu akıldan çıkarmamak lazım. Biraz dolgun vücutlu, kalçalı ama beli ince kadınlar beğenilirdi. Elbiseler de bu kadınsı hatları vurgulayacak şekilde dikilirdi. Giyilen pantolonların bile kadınsı bir kesimleri vardı. Genç kızlar daha canlı ve uçucu renklerde giyinirler, yaşı ilerlemiş kadınlar daha koyu, daha olgun renk tonlarını tercih ederdi. Nitekim gerçek bir hanımefendi olmak esastı. Bu durum bayanların yaşam biçimlerine de yansımıştı, genelde anne ve anneannelerimizden hem çok güzel olmaları, hem de ev işlerini iyi yapmaları, eşlerine karşı uysal olmaları bekleniyordu. Kadınlardan meslek sahibi olmaları, kariyer yapmaları, eve para getirmeleri beklenmiyordu. Bu duruma itiraz sesleri ancak 60lardan sonra daha gür duyulmaya başlandı ve kadınların erkeklerle toplum içinde aynı konuma gelme savaşı başarılı sonuçlar vermeye başladı. Tabii bu durum birçok kadının hayat mücadelesi içinde erkekleşmeleri, hatta kadın kimliğini memnuniyetsizlikle reddetmeleri sonucunu da getirdi. Ortasını bulmak lazım. Bu bağlamda 50li yılların kıyafetleri kadınlara kadın olmanın mutluluğunu yaşatmak için birebir. 50li yıllardaki dünya kadın-erkek rolleri açısından olumsuz özellikler gösterse de birçok açıdan günümüzde özlemle andığımız değerleri barındırıyordu. İnsanların birbirlerine davranışları saygı ve görgü kuralları çerçevesindeydi. Mesela maçlarda hakeme küfredilmez, "Hakem gözüne gözlük!" diye bağırılırmış. Boğaz kenarında dalgalanan etekleriyle yürüyen kızlar görünce erkekler laf atmaz, ancak en münasebetsizleri "Şimdi bir essen ey deli rüzgâr" dermiş. İstanbul yemyeşilmiş. Levent, Etiler filan hep meyve ağaçlarıyla doluymuş. Bağdat Caddesi'nde sadece bahçeli konaklar varmış. İstanbul Bostancı'da bitiyormuş. Pendik filan tatil yeriymiş.
Solda: 50lerin Beşiktaş'ı. Tamamen ibret amaçlıdır:)
Konuyu iyice dağıtmadan 50li yılların modasına dönersek, bu modayı yönlendiren artistler bambaşkaydı. Marilyn Monroe, Rita Hayworth, Elizabeth Taylor, Brigitte Bardot, Lauren Becall, Ava Gardner, Ann Miller, Esther Williams, Audrey Hepburn hepsi muntazam vücutlu, çok güzel yüzlü muhteşem kadınlardı. Birçoğunun şöhretleri 60lar ve sonrasında da sürdü.
50lerin ikonlarından üç örnek: Elizabeth Taylor, Rita Hayworth, Ava Gardner
Masum güzellikleriyle Brigitte Bardot, Marilyn Monroe ve Lana Turner'a birçok erkek aşık olmuştu.
Şöhretine 50li yıllarda ulaşan Audrey Hepburn, Sabrina filminde bu Givenchy elbiselerle büyük sükse yapmıştı.
Bizde de Neriman Köksal, Belgin Doruk, Muhterem Nur dönemin tabiriyle "flaş kızlardı." Neriman Köksal daha şöhret olmadan önce bile, o zaman çok kalabalık olmayan İstiklâl Caddesi'ne Taksm tarafından giriş yaptığında, hemen caddedeki insanlar birbirlerine onun geldiğini haber verirmiş böylece kendisi caddede ilerlerken bütün dükkânlardaki işyerlerindeki cafelerdeki insanlar onu görmek için dışarı çıkarmış.
Bizim ikonlar: Neriman Köksal, Belgin Doruk, Muhterem Nur
Tabii kadınlara 50li yıllarda idealize edilen güzellik anlayışına ulaşmaları için birçok önemli seçenek sunuluyordu. Kadınlar Altınbaş kremiyle koca bulabiliyorlar, Puro tuvalet sabunuyla da müstakbel kocalarını ilk görüşte kendilerine hayran ediyorlar, hakiki Paris kremi Tokalon ile güzelliklerine güzellik katıyorlardı.
Ayrıca tartıştıkları erkek arkadaşlarını/eşlerini bir kilo mercimekle affediyorlardı. Ayrıca fallarında Piyale makarma çıkıyordu.
50li yıllar pop müzik tarihine Michael Jackson ve Madonna'yı kazandırmıştır:)
90larda olduğu gibi 2000lerin modasında da sık sık geri dönüşler yaşandığı için 50li yıllar daha uzun süre bizimle beraber olacak gibi görünüyor. 50lerle birlikte geri dönen bir başka harika dönem olan 60lı yıllara ise ayrı bir yazıda değineceğim. O yüzden şimdilik bundan bahsetmedim. Yoksa iki dönemi birlikte ele alarak dünya blog tarihinin en uzun yazısına el atmış olacaktım. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere:)
Etiketler:
50ler,
DOLCE GABBANA,
dries van noten,
fendi,
louis vuitton,
MODA,
nina ricci,
oscar de la renta,
PRADA
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

























