Tabii her ödül töreninde olduğu gibi bu ödül töreninde de bir kırmızı halı vardı canım okuyucu ve insanlar törene gelirken bu kırmızı halının üzerinde yürüyorlardı. (Konuyu kıyafetlere getirebilmem için en saçmasından da olsa bir giriş cümlesi bulmam gerekti kusura bakmayın!) Ve tabii her ödül töreninde olduğu gibi birbirinden ünlü ve güzel yıldız birbirinden değerli tasarımcı kıyafetleriyle arz-ı endam mıdır nedir işte aynen ondan yaptılar. Ortaya sorular atıldı kim daha şık olmuş, kim rüküş olmuş, kimin ayakkabısı kıyafetinin güzelliğini yok etmiş, kimin çantasıyla eteği ayrı telden çalmış konuşuluyor konuşuluyor konuşuluyor ve bu Venüsler savaşında kimin galip geldiği konusu elbette her insana göre değişir. Ne de olsa şıklık savaşı bu. Roma ordusuyla Kartaca ordusunun savaşına benzemez bu bambaşka bir şey. Benim de birincilerim ikincilerim var tabii. Bakalım Altın Küre'de şıklığıyla, güzelliği ve zarefetiyle ortalığı kimler dağıtmış?
Öncelikle geceye katılan kıyafetlerin çok kötü olanlarını beynimin çöp tenekesine atıyorum unutmak için, sonra beğendiklerimden rastgele 16 tane seçiyorum. Bunlar birinci turda birbirlerini eleyecekler ve geriye sekiz Venüs ve kıyafeti kalacak.
***
BİRİNCİ TUR
Birinci turun birinci grubunda Megan Fox, Catt Sadler'la yarışıyor. Megan'ınki Armani Privé, Catt de ondan aşağı kalmıyor, ikisi kazanana kadar can havliyle savaşıyorlar ama Catt Sandler'in elbisesi daha renkli daha göz alıcı olduğu için turu o geçiyor. Öte yandan Angelina Jolie, Nicole Kidman'la yarışıyor. Açıkçası Nicole Kidman sade süssüz Prada'sıyla Jolie'nin Versace'si yanında pek bir sönük kalıyor, neredeyse çarşıya pazara gidermiş gibi diyeceğim ama Nicole Kidman ve Versace kavramları söz konusu oldukları için bu benzetmeyi kullanmaya klavyem varmıyor. Sonuçta turu geçen, sadece kıyafetiyle değil Angelina Jolie oluyor, Nicole Kidman'e şöyle bir el sallıyor haydi canım uğurlar olsun diyerekten Nicole de bozuntuya vermeden acı acı gülümseyerek kovboy kocasını alıp gidiyor. Elenmenin acısını sağlam bir rodeo mesaisi paklar herhalde.
3. ve 4. gruplar da çok çekişmeliydi bir tarafta babalar gibi Oscar de la Renta giymiş bir adet Lea Michele, kaşrısında Romana Kevaza'sıyla Jennifer Love Hewitt. Tabii ki Oscar de la Renta kazandı. Ama sadece burun farkıyla. Ne de olsa ikisi de birbirinden şıktı. Jennifer Lopez de Scarlett Johansson'a karşıydı. Jennifer Lopez'i pek sevmem ben, yani biraz da kıskandığım için sevmem. Scarlett Johansson'u hiç kıskanmadan ♥♥♥çooook seviyorum♥♥♥ Çok güzel ama ayrıca doğal bir kızdır biraz da bir Rizeli zarafeti vardır üzerinde, Karadeniz dağlarında menekşe toplarken rastladığım Laz kızlara benzer. Tabii asıl Rizelimiz Blake Lively'dir ki Hollywood'un kırmızı halılarında her arz-ı endam edişinde Çamlıhemşin yaylalarını gururla dalgalandırmaktadır, ama konuyu dağıtmayalım şimdi. Turu kişisel hayranlığıma rağmen Jennifer Lopez geçiyor bence, çünkü Lopez'in Zuhair Murad'ı üzerine güzel oturmuş, hem işlemeli, hem kesimi dört dörtlük zaten aksesuar seçimi de risksiz ve çok yerinde, ama Scarlett Johansson, teninin rengine hiç gitmeyen bu Elie Saab seçimiyle ayıp etmiş. Ondan daha iyi bir performans beklerdim. Bari saçları böyle dağınık olmasaydı. Sonuçta Jennifer Lopez, Marc Anthony'i koluna takmış, "kazanacağımı biliyordum" dercesine gülümserken, Scarlett Johansson bozuntuya vermeyerek sonraki ödül töreninde rövanş yeminleri ediyor.
Beşinci ve altıncı gruplar zorlu geçiyor, çünkü eşleşmeler nasıl desem tıpkı dünya kupasında daha birinci turda Almanya'yla Brezilya'nın eşleşmesi filan gibi. Yani tam bir felaket. Eşleşmeleri için cidden çok erken. Ama ne yapalım Anne Hathaway'la Olivia Wilde, Natalie Portman'la January Jones burada çarpışacaklarmış:( Olivia Wilde, tabii ki Marchesa'sıyla, Anne Hathaway'in Armani Privé'sine karşı galip geliyor çünkü her ne kadar bu iki elbise de birbirinden iddialı, ışıltılı, şaşaalı, bir disco topu güzeliğinde eserler olsa da, Olivia'nın elbisesinde, ışıltılar Anne'ın elbisesindeki gibi tekdüze inmiyor. Üstte yoğun, alta doğru degradeli bir şekilde azalıyor, böylece Maksim Chic modunda değil de dengeli kullanılıyor. Ayrıca o kocaman kabarık eteğiyle sadece Anne'ınki değil diğer bütün dümdüz kıyafetleri bastırıyor. Amma velakin ikisinin de saç seçimi yanlış, Olivia o kıyafeti dümdüz saçlarla kullanmamalı, Anne da sırt dekoltesini kapatmamalıydı.
Natalie Portman ise normalde sıradan olacak bir uçuk pembe elbise giydi ama o elbise işte bu kocaman kırmızı gülle sıradanlıktan çıktı. Tabii "Burada bir mantık hatası var gülün kendisi kırmızı tamam da, sapıyla iki yaprağı yeşil olmalıydı, çiçeklerin yaprakları ve dalları kırmızı olmaz ki" diye saçmalamayacağım, merak etmeyin:) Genel anlamda bu Viktor&Rolf elbiseyi ve Portman'ın aksesuar seçimini çok sevdiğimi söyleyebilirim, zaten bu nedenle Portman Versace'li January Jones'a karşı galip geliyor. Hem de bu Versace elbise bu kadar muhteşemken, üstelik January'i Jones'un o kusursuz fiziğine bu kadar oturmuşken.
Elbette yedinci ve sekizinci gruplar da zorlulukta öncelikleri aratmıyor. Bir yanda Burberry Prorsum'lu Leighton Meester ve onunla çarpışan Sofia Vergara. Öte yanda Monique L'Huillier'li Catherine Zeta Jones vs. Zac Posen'li Eva Longoria. Birinci eşleşmede tabii ki Meester galip geliyor çünkü hem bu sade, zarif, asil, açık kül rengi elbise, hem de bu elbiseye aksesuar seçimi muhteşem ötesi. Yalnız Jimmy Choo ayakkabıyı biraz hariç tutacağım. Hiç olmazsa elindeki dore güzelliğe daha uygun bir şey seçebilirdi. Ama karşısındaki Sofia'nın fuşya elbisesi göz alıcı olmasına rağmen biraz ucuz durduğu için kendisi kazanıyor.
Bu arada Catherine Zeta Jones hanımefendi de Eva Longoria hanımefendiye karşı zarif ama şiddetli bir mücadele veriyor. (Aynen öyle, kıyafet mücadeleleri zarif ama şiddetli olurlar) İki elbise de birbirinden güzel. Ne var ki Eva Longoria o simsiyah elbiseyle biraz sönük kaçıyor. Aslında önden göründüğü gibi böyle matematik öğretmeni düğün elbisesi formatında tutucu görünmüyor, arkada müthiş bir sırt dekoltesi vardır. Ama Catherine Jones'un elbisesi de koyusundan bir zümrüt yeşilidir kumaşı da ne benzer Longoria'nın dümdüz kumaşına, küpeleri bile fark atıyor. Sonuçta Catherine Zeta Jones turu geçerken, Eva için de Zac Posen her an bu elbiseden daha güzellerini zaten yaptığı için sorun yok diyoruz.
ÇEYREK FİNAL
Böylece çeyrek finale geliyoruz, Megan Fox gibi bir ismi, (tabii biraz da Megan Fox anlamsız bir şekilde haddinden fazla zayıfladığı için) es kaza eleyebilmiş Catt Sadler, Natalie Portman'ın o allı güllü Viktor&Rolf'u karşısında tabii ki dayanamıyor ve kırık bir gülümsemeyle geri çekiliyor. Bye!
İkinci grupta...ya bu arada iki kişiye grup mu denir ya? Buna başka bir şey bulmalıydım ama iş işten geçti artık yeniden Photoshop'un başına oturup düzeltemem 50 saat... neyse uzatmayalım, ikinci "grupta" Catherine Zeta Jones ve Angelina Jolie zümrütler savaşına oturmuşlar tabii Catherine kazanıyor çünkü elbisesi daha dekolteli, kabarık ve göz alıcı. "Biliyordum!" gülücükleri atan Jones'un karşısında, Jolie "Ben bunu hallederim Oscar'da" bakışları fırlatıyor ki insanın Kaf dağının ardına kaçası geliyor. Jolie'ye güveniyoruz, Jolie'yi seviyoruz.
Üçüncü sırada, Leighton Meester, Lea Michele'in karşısında daha fazla dayanamıyor ve "Nerden geldi bu benim başıma yahu" dercesine üzgün ve kırık, bir elma şekeri düşürmüş çocuk gibi bakarak ordan ayrılmak üzere dönerken, Lea Michele Oscar de le Renta'sını savurarak bir "Yaa ona elbise demezler, peynir ekmek yemezler!" bakışı fırlatıyor Leighton'a.
En şiddetli çarpışmaysa tabii ki Olivia Wilde ile Jennifer Lopez arasında yaşanıyor. Çünkü Olivia Wilde, gecenin en muhteşem elbiselerinden birini giymiş ve yarı finale çıkmayı sonuna dek hak ediyor. Ama Jennifer Lopez de öyle çeyrek finalde çekilip gitmeyi göze alamayacak hırslı tutkulu tuttuğunu koparan bir Aslan burcu kadını. Bir arkadaşın dediğine göre, insanlar ikiye ayrılırmış Aslanlar ve Aslan olmayanlar. (Bilin bakalım bu arkadaşın burcu ne?) Dolayısıyla Olivia Wilde'a "görürsün sen bir dahaki karşılaşmamızda seni de saçaklı elbiseni de güneş sisteminin dışına fırlatacağım," dermiş gibi çantasını savururken, Marc Anthony onu "Aşkım boşver, unut bu çeyrek finali çocuklarımızı düşün," diye diye çekiştiriyor, Olivia Wilde da "Hadi canım hadi, uğurlar olsun" der gibi el sallıyor. Böylece tören salonu da yıkılmaktan son anda kurtuluyor.
YARI FİNAL
Ve sıra geliyor yarı finale. (Bu arada cümleyi "Ve" diye başlatmak edebiyatta en büyük hanzoluk göstergesiymiş diyorlar ama aldırmayalım:)) İki turu da başarılı götüren Natalie Portman, maalesef Catherine Zeta Jones'a karşı yenik düşüyor ve "Nasıl olur bu ne rezalet! Bu yarı finali yasaklayacak bir kanun yok mu anayasada!" der gibi baka baka çantasını alıp gidiyor ama ... en iyi kadın oyuncu ödülünü almaya! Ne de olsa kıyafette kaybeden heykelde kazanırmış. Bu arada Jones da her zaman ki o "Biliyordum!" gülüşüyle bakarken, Michael Douglas da "Allah'ım final kupasını eve götüreceğimiz için o kadar heyecanlıyım ki, şu büfenin tozunu iyice alayım ben dönüşte," bakışlarıyla geceye renk katıyor.
İkinci grupta finale Olivia Wilde kalıyor, bu sefer her an bir Aikido manifestasyonuna başlayacakmış gibi bakmak Lea Michele'e düşüyor.
FİNAL
Ve finalde Catherine Zeta Jones ile Olivia Wilde. Buraya kadar ikisi de binbir mücadelelerden zorluklardan dikenli çitlerden ve lazer ışınlarından geçerek geldiler. Hem Catherine Zeta Jones'un Monique L'Huillier'si hem de Olivia Wilde'ın Marchesa'sı birbirinden muhteşem. Ama ışıltı ve kumaş zerafeti farkıyla Olivia Wilde kılpayı büyük kupayı alıyor. Fena halde ters ötesi bakmakta olan Catherine Zeta Jones'la Michael Douglas da kimbilir ne küfürler ediyorlar.
ALTIN KÜRE ÖDÜLLERİNİN EN ŞIKI
Böylece Altın Küre'nin en şıkı Olivia Wilde oluyor. Ama o da ne??!!! Marchesa'nın altından elbiseyle son derece kel alaka bir Louboutin çıkmasın mı? Dore versiyonundan bir Bridget's Back, tabii muhteşem, çok muhteşem hem de, amma velakin olmuş mu ki bu elbiseyle??! Elbise zaten tüllere sarınmış bir disco topundan esinlenerek yaratılmış belli ki bir de böyle assolist ayakkabısıyla, Christian Louboutin olsa bile, yani Bridget's Back, düz renk elbiselerle muhteşem durur öte yandan... Ama aslında bu elbiseyle fena olmamış sanki, yani esprili bir tarz aslında. Olivia Wilde sanki dalgasına bu elbiseyi bu ayakkabıyla kombine etmiş, aslında iki parçanın da ışıltıları uyumlu olduğu için güzel bile denilebilir.... Ama hayır olmaz bu ikisi berbat bir seçim.. Ama yoo, yakışmış aslında... Yok berbat berbat... Neyse ben çift kişilik sendromuna yakalanmadan bu yazıyı bitireyim iyisi mi:) Yoksa elemelere sıfırdan başlamam gerekecek:)
görseller zimbio'dan













































