18 Ocak 2011 Salı

Altın Küre Ödülleri'nde ortalığı kim dağıttı?

Yine müthiş bir ödül töreniydi bu Golden Globe yani bizdeki adıyla Altın Küre ödülleri. Malum, bu ödül törenine "Oscar'ın habercisi" diyorlar. Tercüme edersek burada ödül alan her kim varsa talih kuşu Oscar'da onun başına konuyormuş, Oscar'a kadar göze nazara gelmiyor, yedi sülalesine yetecek kadar efsunlanıyormuş bu nedenle Oscar ödüllerini de hep bu Altın Küre ödüllerini toplayanlar topluyormuş. Bir iki bedbaht istisnayı saymazsak tabii.

Tabii her ödül töreninde olduğu gibi bu ödül töreninde de bir kırmızı halı vardı canım okuyucu ve insanlar törene gelirken bu kırmızı halının üzerinde yürüyorlardı. (Konuyu kıyafetlere getirebilmem için en saçmasından da olsa bir giriş cümlesi bulmam gerekti kusura bakmayın!) Ve tabii her ödül töreninde olduğu gibi birbirinden ünlü ve güzel yıldız birbirinden değerli tasarımcı kıyafetleriyle arz-ı endam mıdır nedir işte aynen ondan yaptılar. Ortaya sorular atıldı kim daha şık olmuş, kim rüküş olmuş, kimin ayakkabısı kıyafetinin güzelliğini yok etmiş, kimin çantasıyla eteği ayrı telden çalmış konuşuluyor konuşuluyor konuşuluyor ve bu Venüsler savaşında kimin galip geldiği konusu elbette her insana göre değişir. Ne de olsa şıklık savaşı bu. Roma ordusuyla Kartaca ordusunun savaşına benzemez bu bambaşka bir şey. Benim de birincilerim ikincilerim var tabii. Bakalım Altın Küre'de şıklığıyla, güzelliği ve zarefetiyle ortalığı kimler dağıtmış?

Öncelikle geceye katılan kıyafetlerin çok kötü olanlarını beynimin çöp tenekesine atıyorum unutmak için, sonra beğendiklerimden rastgele 16 tane seçiyorum. Bunlar birinci turda birbirlerini eleyecekler ve geriye sekiz Venüs ve kıyafeti kalacak.

                                                                    ***
BİRİNCİ TUR
Birinci turun birinci grubunda Megan Fox, Catt Sadler'la yarışıyor. Megan'ınki Armani Privé, Catt de ondan aşağı kalmıyor, ikisi kazanana kadar can havliyle savaşıyorlar ama Catt Sandler'in elbisesi daha renkli daha göz alıcı olduğu için turu o geçiyor. Öte yandan Angelina Jolie, Nicole Kidman'la yarışıyor. Açıkçası Nicole Kidman sade süssüz Prada'sıyla Jolie'nin Versace'si yanında pek bir sönük kalıyor, neredeyse çarşıya pazara gidermiş gibi diyeceğim ama Nicole Kidman ve Versace kavramları söz konusu oldukları için bu benzetmeyi kullanmaya klavyem varmıyor. Sonuçta turu geçen, sadece kıyafetiyle değil Angelina Jolie oluyor, Nicole Kidman'e şöyle bir el sallıyor haydi canım uğurlar olsun diyerekten Nicole de bozuntuya vermeden acı acı gülümseyerek kovboy kocasını alıp gidiyor. Elenmenin acısını sağlam bir rodeo mesaisi paklar herhalde.


3. ve 4. gruplar da çok çekişmeliydi bir tarafta babalar gibi Oscar de la Renta giymiş bir adet Lea Michele, kaşrısında Romana Kevaza'sıyla Jennifer Love Hewitt. Tabii ki Oscar de la Renta kazandı. Ama sadece burun farkıyla. Ne de olsa ikisi de birbirinden şıktı. Jennifer Lopez de Scarlett Johansson'a karşıydı. Jennifer Lopez'i pek sevmem ben, yani biraz da kıskandığım için sevmem. Scarlett Johansson'u hiç kıskanmadan ♥♥♥çooook seviyorum♥♥♥ Çok güzel ama ayrıca doğal bir kızdır biraz da bir Rizeli zarafeti vardır üzerinde, Karadeniz dağlarında menekşe toplarken rastladığım Laz kızlara benzer. Tabii asıl Rizelimiz Blake Lively'dir ki Hollywood'un kırmızı halılarında her arz-ı endam edişinde Çamlıhemşin yaylalarını gururla dalgalandırmaktadır, ama konuyu dağıtmayalım şimdi. Turu kişisel hayranlığıma rağmen Jennifer Lopez geçiyor bence, çünkü Lopez'in Zuhair Murad'ı üzerine güzel oturmuş, hem işlemeli, hem kesimi dört dörtlük zaten aksesuar seçimi de risksiz ve çok yerinde, ama Scarlett Johansson, teninin rengine hiç gitmeyen bu Elie Saab seçimiyle ayıp etmiş. Ondan daha iyi bir performans beklerdim. Bari saçları böyle dağınık olmasaydı. Sonuçta Jennifer Lopez, Marc Anthony'i koluna takmış, "kazanacağımı biliyordum" dercesine gülümserken, Scarlett Johansson bozuntuya vermeyerek sonraki ödül töreninde rövanş yeminleri ediyor.



Beşinci ve altıncı gruplar zorlu geçiyor, çünkü eşleşmeler nasıl desem tıpkı dünya kupasında daha birinci turda Almanya'yla Brezilya'nın eşleşmesi filan gibi. Yani tam bir felaket. Eşleşmeleri için cidden çok erken. Ama ne yapalım Anne Hathaway'la Olivia Wilde, Natalie Portman'la January Jones burada çarpışacaklarmış:( Olivia Wilde, tabii ki Marchesa'sıyla, Anne Hathaway'in Armani Privé'sine karşı galip geliyor çünkü her ne kadar bu iki elbise de birbirinden iddialı, ışıltılı, şaşaalı, bir disco topu güzeliğinde eserler olsa da, Olivia'nın elbisesinde, ışıltılar Anne'ın elbisesindeki gibi tekdüze inmiyor. Üstte yoğun, alta doğru degradeli bir şekilde azalıyor, böylece Maksim Chic modunda değil de dengeli kullanılıyor. Ayrıca o kocaman kabarık eteğiyle sadece Anne'ınki değil diğer bütün dümdüz kıyafetleri bastırıyor. Amma velakin ikisinin de saç seçimi yanlış, Olivia o kıyafeti dümdüz saçlarla kullanmamalı, Anne da sırt dekoltesini kapatmamalıydı.
Natalie Portman ise normalde sıradan olacak bir uçuk pembe elbise giydi ama o elbise işte bu kocaman kırmızı gülle sıradanlıktan çıktı. Tabii "Burada bir mantık hatası var gülün kendisi kırmızı tamam da, sapıyla iki yaprağı yeşil olmalıydı, çiçeklerin yaprakları ve dalları kırmızı olmaz ki" diye saçmalamayacağım, merak etmeyin:) Genel anlamda bu Viktor&Rolf elbiseyi ve Portman'ın aksesuar seçimini çok sevdiğimi söyleyebilirim, zaten bu nedenle Portman Versace'li January Jones'a karşı galip geliyor. Hem de bu Versace elbise bu kadar muhteşemken, üstelik January'i Jones'un o kusursuz fiziğine bu kadar oturmuşken.


Elbette yedinci ve sekizinci gruplar da zorlulukta öncelikleri aratmıyor. Bir yanda Burberry Prorsum'lu Leighton Meester ve onunla çarpışan Sofia Vergara. Öte yanda Monique L'Huillier'li Catherine Zeta Jones vs. Zac Posen'li Eva Longoria. Birinci eşleşmede tabii ki Meester galip geliyor çünkü hem bu sade, zarif, asil, açık kül rengi elbise, hem de bu elbiseye aksesuar seçimi muhteşem ötesi. Yalnız Jimmy Choo ayakkabıyı biraz hariç tutacağım. Hiç olmazsa elindeki dore güzelliğe daha uygun bir şey seçebilirdi. Ama karşısındaki Sofia'nın fuşya elbisesi göz alıcı olmasına rağmen biraz ucuz durduğu için kendisi kazanıyor.
Bu arada Catherine Zeta Jones hanımefendi de Eva Longoria hanımefendiye karşı zarif ama şiddetli bir mücadele veriyor. (Aynen öyle, kıyafet mücadeleleri zarif ama şiddetli olurlar) İki elbise de birbirinden güzel. Ne var ki Eva Longoria o simsiyah elbiseyle biraz sönük kaçıyor. Aslında önden göründüğü gibi böyle matematik öğretmeni düğün elbisesi formatında tutucu görünmüyor, arkada müthiş bir sırt dekoltesi vardır. Ama Catherine Jones'un elbisesi de koyusundan bir zümrüt yeşilidir kumaşı da ne benzer Longoria'nın dümdüz kumaşına, küpeleri bile fark atıyor. Sonuçta Catherine Zeta Jones turu geçerken, Eva için de Zac Posen her an bu elbiseden daha güzellerini zaten yaptığı için sorun yok diyoruz.


ÇEYREK FİNAL
Böylece çeyrek finale geliyoruz, Megan Fox gibi bir ismi, (tabii biraz da Megan Fox anlamsız bir şekilde haddinden fazla zayıfladığı için) es kaza eleyebilmiş Catt Sadler, Natalie Portman'ın o allı güllü Viktor&Rolf'u karşısında tabii ki dayanamıyor ve kırık bir gülümsemeyle geri çekiliyor. Bye!


İkinci grupta...ya bu arada iki kişiye grup mu denir ya? Buna başka bir şey bulmalıydım ama iş işten geçti artık yeniden Photoshop'un başına oturup düzeltemem 50 saat... neyse uzatmayalım, ikinci "grupta" Catherine Zeta Jones ve Angelina Jolie zümrütler savaşına oturmuşlar tabii Catherine kazanıyor çünkü elbisesi daha dekolteli, kabarık ve göz alıcı. "Biliyordum!" gülücükleri atan Jones'un karşısında, Jolie "Ben bunu hallederim Oscar'da" bakışları fırlatıyor ki insanın Kaf dağının ardına kaçası geliyor. Jolie'ye güveniyoruz, Jolie'yi seviyoruz.


Üçüncü sırada, Leighton Meester, Lea Michele'in karşısında daha fazla dayanamıyor ve "Nerden geldi bu benim başıma yahu" dercesine üzgün ve kırık, bir elma şekeri düşürmüş çocuk gibi bakarak ordan ayrılmak üzere dönerken, Lea Michele Oscar de le Renta'sını savurarak bir "Yaa ona elbise demezler, peynir ekmek yemezler!" bakışı fırlatıyor Leighton'a.


En şiddetli çarpışmaysa tabii ki Olivia Wilde ile Jennifer Lopez arasında yaşanıyor. Çünkü Olivia Wilde, gecenin en muhteşem elbiselerinden birini giymiş ve yarı finale çıkmayı sonuna dek hak ediyor. Ama Jennifer Lopez de öyle çeyrek finalde çekilip gitmeyi göze alamayacak hırslı tutkulu tuttuğunu koparan bir Aslan burcu kadını. Bir arkadaşın dediğine göre, insanlar ikiye ayrılırmış Aslanlar ve Aslan olmayanlar. (Bilin bakalım bu arkadaşın burcu ne?) Dolayısıyla Olivia Wilde'a "görürsün sen bir dahaki karşılaşmamızda seni de saçaklı elbiseni de güneş sisteminin dışına fırlatacağım," dermiş gibi çantasını savururken, Marc Anthony onu "Aşkım boşver, unut bu çeyrek finali çocuklarımızı düşün," diye diye çekiştiriyor, Olivia Wilde da "Hadi canım hadi, uğurlar olsun" der gibi el sallıyor. Böylece tören salonu da yıkılmaktan son anda kurtuluyor.


YARI FİNAL

Ve sıra geliyor yarı finale. (Bu arada cümleyi "Ve" diye başlatmak edebiyatta en büyük hanzoluk göstergesiymiş diyorlar ama aldırmayalım:)) İki turu da başarılı götüren Natalie Portman, maalesef Catherine Zeta Jones'a karşı yenik düşüyor ve "Nasıl olur bu ne rezalet! Bu yarı finali yasaklayacak bir kanun yok mu anayasada!" der gibi baka baka çantasını alıp gidiyor ama ... en iyi kadın oyuncu ödülünü almaya! Ne de olsa kıyafette kaybeden heykelde kazanırmış. Bu arada Jones da her zaman ki o "Biliyordum!" gülüşüyle bakarken, Michael Douglas da "Allah'ım final kupasını eve götüreceğimiz için o kadar heyecanlıyım ki, şu büfenin tozunu iyice alayım ben dönüşte," bakışlarıyla geceye renk katıyor.


İkinci grupta finale Olivia Wilde kalıyor, bu sefer her an bir Aikido manifestasyonuna başlayacakmış gibi bakmak Lea Michele'e düşüyor.


FİNAL
Ve finalde Catherine Zeta Jones ile Olivia Wilde. Buraya kadar ikisi de binbir mücadelelerden zorluklardan dikenli çitlerden ve lazer ışınlarından geçerek geldiler. Hem Catherine Zeta Jones'un Monique L'Huillier'si hem de Olivia Wilde'ın Marchesa'sı birbirinden muhteşem. Ama ışıltı ve kumaş zerafeti farkıyla Olivia Wilde kılpayı büyük kupayı alıyor. Fena halde ters ötesi bakmakta olan Catherine Zeta Jones'la Michael Douglas da kimbilir ne küfürler ediyorlar.


ALTIN KÜRE ÖDÜLLERİNİN EN ŞIKI
Böylece Altın Küre'nin en şıkı Olivia Wilde oluyor. Ama o da ne??!!! Marchesa'nın altından elbiseyle son derece kel alaka bir Louboutin çıkmasın mı? Dore versiyonundan bir Bridget's Back, tabii muhteşem, çok muhteşem hem de, amma velakin olmuş mu ki bu elbiseyle??! Elbise zaten tüllere sarınmış bir disco topundan esinlenerek yaratılmış belli ki bir de böyle assolist ayakkabısıyla, Christian Louboutin olsa bile, yani Bridget's Back, düz renk elbiselerle muhteşem durur öte yandan... Ama aslında bu elbiseyle fena olmamış sanki, yani esprili bir tarz aslında. Olivia Wilde sanki dalgasına bu elbiseyi bu ayakkabıyla kombine etmiş, aslında iki parçanın da ışıltıları uyumlu olduğu için güzel bile denilebilir.... Ama hayır olmaz bu ikisi berbat bir seçim.. Ama yoo, yakışmış aslında... Yok berbat berbat... Neyse ben çift kişilik sendromuna yakalanmadan bu yazıyı bitireyim iyisi mi:) Yoksa elemelere sıfırdan başlamam gerekecek:)



görseller zimbio'dan

17 Ocak 2011 Pazartesi

Cadde'ye Berr-In geldi


Galata'da, Bebek'te, Nişantaşı'nda yeni bir butik, mağaza açıldığında İstanbullular olarak elbette ilgimizi çeker. Gider, görmek isteriz. Hele beğendiğimiz bir tasarımcıysa yürüyerek değil uçarak gideriz. Ama dediğim gibi Galata'da, Nişantaşı'nda, Bebek'te yani hep Avrupa yakasında açılır genelde bu butikler. Zaten büyük alışveriş merkezleri de bir iki istisna hariç Avrupa yakasındadır. Festivaller, konserler yüzde 90 Avrupa yakasındadır.
Dergilerin, gazetelerin magazin haberlerinde çeken mekanlar Avrupa yakasındadır. Oyuncusuyla mankeniyle futbolcusuyla sayısız ünlü, Avrupa yakasında, Avrupa yakasının cafelerinde ve alışveriş merkezlerinde yakalanırlar gazetecilere ya da şu klişe basın tabiriyle "takılırlar objektiflerine". Avrupa yakasındaki mekanlardan dönerken yakalanırlar içki kontrolüne. Bloggerların bile çoğu Avrupa yakasındaki mekanlardan yazar, şurada şu yemeği yedim, burada böyle dans ettim filan. Ne de olsa Anadolu yakasının yüzde doksanı çöldür ve üzerinde kumlardan başka bir şey yoktur, kalan yüzde onunda da genelde tarlalar, çiftlikler, dutluklar bulunur, inekler otlar, tavuklar gıdaklar, meltem rüzgarları eserken papatya kokuları menekşe kokularına karışır. Özellikle Boğaz sahilinde tavuklardan başımızı alamıyoruz ve tavuk tüylerini üzerimizden temizlerken arada dürbünle Etiler'de partileyenlere bakıp ah vah ediyoruz!
Bu nedenle Bağdat Caddesi bile İstinye Park kadar haber olmamıştır basına ama İstanbulumuzun Champs-Elysées'si varsa, genişlik, konum, A+ mağazaların dizilişi, yol boyunca cafelerle süslenme gibi bir çok kriteri yerine getirerek bu ünvanı hakkıyla alan yer burasıdır, hem de yıllardır:)
İşte bu Bağdat Caddesi'nde açıldı Berrin Eser'e ait Berr-In markasının konsept mağazası. Berrin Eser'den geçen aylarda bahsetmiştim, 1982'de mezun olan tasarımcı, çeşitli markalar için hazırladığı koleksiyonlarını yıllardır Avrupa'da, 2009'dan beri Türkiye'de satışa sunuyor ve sonunda İstanbul Ticaret Odası onu "Yılın Kadın Girişimcisi" ödülüne layık gördü. Şüphesiz Erenköy'deki mağazası hem Anadolu yakası hem de Avrupa yakasındaki moda takipçilerinden büyük ilgi görecek, nitekim bu mağaza uzun süredir bekleniyordu.

Adres:       Bağdat Caddesi - Zincirliköşk Sokak No: 6/2 Erenköy - Istanbul
Tel:            0216 478 54 60 - 61    
Web:          http://www.berr-in.com

Gül Ağış Paris'te, biz heyecanla beklemede

Paris'te moda sektörünün müthiş bir fuarı var. Adı Who's Next. Dünyanın dört bir yanından çeşitli tasarımcılar, markalar yer alıyor. Yılda iki kez yapılıyor. Moda sektörünün profesyonellerine hitap ediyor. Bu etkinlikte yer alacak markalar, yaratıcılık, tasarım ve kalite kriteleri göz önünde bulundurularak özenle seçiliyor. Yeni parlamaya başlayan tasarımcıları görebileceğiniz fuarın sokak modasını yansıtma, modaseverlerin ilgi ve beğenileriyle paralel olarak gelişme yanı da bulunuyor ve trendlerin belirleyicisi konumuna sahip. Fuar, aksesuar tasarımcılarının önemli fuarı Première Classe'la paralel yapılıyor. Her iki fuara dünyanın dört bir yanından gelen ortalama 1200 kadar tasarımcı/marka, 45 bin satın almacı ve  900 gazeteci katılıyor.
İşte bu muhteşem fuar bu yıl 22-25 Ocak'ta yapılıyor ve ülkemizin beğenilen tasarımcılarından Gül Ağış da yer alıyor. Gül Ağış, Lug Von Siga'nın 2011 Sonbahar-Kış koleksiyonunu, IFW'den önce burada tanıtacak. Koleksiyonu, siyah ve grinin öne çıktığı, hem geleceğin trendlerini hem de geçmişin etkilerini yansıtan bir koleksiyon olacak. Parisliler bir Lug Von Siga deneyimi yaşayacakları için şüphesiz çok şanslılar:) Biz bekleyelim Şubat'ı.

16 Ocak 2011 Pazar

Pre-Fall 2011: Louis Vuitton'dan enfes bir koleksiyon



Aslında bu pre-fall 2011 koleksiyonlarını biraz da sonbahara saklayayım demiştim çünkü gündeme yavaş yavaş ilkbahar yaz koleksiyonları oturacak artık. Öte yandan indirim sezonu devam ederken, gelecek sonbaharın trendlerine (moda haftalarından önce) ufak bir bakış atmamızı sağlayan bu koleksiyonlara yer verirsem ufuktaki trendler konusunda bir fikir alabilirsiniz diye düşünmüyor da değilim canım okuyucu. Bir de blogumu güzelliklerle süslemek istiyorum, bu bağlamda Balenciaga'dan müthiş eserler gördüm ama öncesinde Louis Vuitton'un Julie de Libran tarafından yaratılan Pre-Fall 2011 koleksiyonu kalbime oturdu.
Julie de Libran, koleksiyonu Venedik'e yaptığı bir seyahatten yola çıkarak hazırlamış, orada Louise Bourgeois'nın son kumaş çalışmaları üzerine bir sergiye katılmış. Hem sergide gözüne çarpanlardan hem de 20lerden, 30lardan ve Art Deco akımından, o yılların "les garçonnes" denilen özgürlükçü ve sınırları yıkan bir görünüme sahip kızlarından, (bir başka tabirle pantolon giyen, saçlarını kestiren ilk kızlardan) esinlenmiş. "Dünyayı fethetmek için yola çıkan bir kadın için, özgürlüğü yansıtan bir gardrop," diyor bu koleksiyondan bahsederken.
Koleksiyon LVMH'nin New York 57. Sokak'taki Magic Room salonunda sunuldu, modeller Olga Sherer ve Julia Saner. Sofistike ve şık olmanın ötesinde göz kamaştırıcı eserler görüyoruz bu koleksiyonda. Ayrıca Galuchat Maestra çantanın daha koyu ve sonbahara ait renk tonlarında bir versiyonu, renk bloklarının monogramlarla, derilerin kumaşlarla bütünleştiği çantalar görüyoruz. Seçilen renk tonları ve kullanımına bayıldım, yazın sıcaklığını kaybetmemiş ama artık sonbaharın hüznünü yansıtıyor. Bordolar, lacivertler, mürdüm tonları, kavun içi, bence bunların birbirleriyle dansı koleksiyonu bu kadar çekici yapıyor. Tüvit, jarse, yün kumaşlar kürklülerle birleşiyor. Bir vintage atmosferi içinde caz klüplerinin, lüks otellerin, şık kafelerin ihtişamını yaşabilmek isteyen herkes bu yıl için öncelikle bu koleksiyona bakmalı sanırım. Belki kot pantolon, kazak ve conversele kendine üniforma yapmış üniversitelilerle, emo gençlerle, rengini beğendiği için mont alıp gerisine karışmayan sade vatandaşlarla dolu bir semtte yaşıyorsunuz, belki bu koleksiyonun ortaya koyduğu tarzı çok sevseniz bile giyecek ortamınız yok. Bunları giyebileceğiniz yerlere iş, okul vb. derken ancak haftada bir iki kez zaman bulunca uğrayabiliyorsunuz... Tıpkı benim de zaman zaman sıkıntısını çektiğim gibi. Geniş kenarlı bir vintage şapka ve Jackie Onassis tarzı keten bir takımla Bahariye Caddesi'nde hatta Bağdat Caddesi'nde Converseliler ordusu arasında dolaştığım takdirde aykırı kaçmanın sıkıntısını çektiğim gibi:) Yine de cesaret gösterip denemeye değer diyorum, tabii fiyat engelini aşabilirsek:)


Bu koleksiyon tam da heykellerle donanmış eski ve güzel binalarda bulunan nostaljik cafelerde cappucino içip gazete okumamız, son teknolojileri bir kenara bırakarak ellerimizle süslü, güzel mektuplar yazmamız için yapılmış sanki:)




Lanvin kızları birbirine girdi!


Tabii gerçekte değil, reklam çekimi gereği. Lanvin'in önümüzdeki yaz için reklam kampanyası gerçekten çok ilginç. Kavga eden kızlar, bir erkek için de olabilir, indirimdeki etek için de. Hatta kimilerine sorarsak bazen indirimdeki etek için kavga erkek için olan kavgadan daha şiddetli olabilir:) Elbette çekimdeki kavgalar, gerçek bir kavgaya benzemiyor. Daha çok şu Huysuz Virjin'li Benimle Dans Eder misiniz? yarışmasındaki lirik danslara benziyor:) Bir moda çekiminde, saç saça baş başa girmek bile estetik ve havalı bir hale geliyor görüyorsunuz:D Ama bu reklamı herkes çok çekici bulmayabilir. Kadınların üzerine konan o tatsız stereotiplerden birini onaylıyor, yani bir erkek giyimi tasarımcısı reklam kampanyasında Cüneyt Arkın gibi tekme yumruk girişen erkekleri (tabii ki saçları rüzgarla dalgalanırken, estetik ve havalı bir şekilde) koysaydı, ne kadar çekici bir reklam olurdu sizce? Öte yandan reklamı çok beğenenler de yok değil tabii. Modeller, Iselin Steiro ve Kinga Rajzak. Çekim, Steven Meisel.

15 Ocak 2011 Cumartesi

398 teşekkür!

Çünkü All That Glitters, Trendus blog ödülleri yarışmasını toplam 398 oyla bitirdi. 400 olmadı, olamadı bir türlü:) Ama olsun, 8 uğurlu rakamımdır:) Yarışmanın sonuçları bugün açıklandı. Final sonuçlarına oylamalar %70, Nadine Massoud Bernheim, Özgür Masur, Başak Sayan, Nur Toktay, Özge Ulusoy gibi sektörün değerli isimlerinden oluşan jürinin oylamaları %30 etki etti. Kazananlardan olmadım. Yani iPad'i paraları dökerek alacağım, Sephora'ya gidişte bir iki ruj alıp çıkmaya devam edeceğim:) Ama bu yarışma sayesinde değişik konularda birbirinden güzel bloglar tanıdım. Bazılarının okuyucusu oldum. İlk yarışmamdı. Benim için önemli olan bir şey var ki bu yarışmada, finale jürinin seçtiği 5 blogdan biri olarak kalmam. Yarışmada her turda oylamayla geçenlerin yanısıra jürinin ve Trendus yetkililerinin korumaya aldıkları bloglar bir sonraki aşamaya geçiyordu. Finale böyle kalmak benim için asıl ödüldür, çünkü blog için çalışmalarım çok yoğun, gece gündüz daha iyi bir blogun formüllerini düşünüp beyin fırtınasıyla uygulamaya geçiriyorum. Yazı yazmanın, sürekli hayatımda olmasını istiyorum ve bunun için çalışıyorum aslında. Herkes bu dünyaya belli bir şey için gelir ve ben bunun için geldiğime inanıyorum. 1981'de kaybettiğimiz sevgili dedem Ömer Akbulut da gazeteciydi, Trabzon'da beş yıl boyunca ilkokul öğrencileri için "Çocuk Güneşi" adlı dergiyi çıkartmış, 1953'ten itibaren İstanbul'da çıkan Havadis Gazetesi'ne on yıl muhabirlik yapmıştı. Yani genetik kodlamamda var:)
Bana oy veren herkese ve Trendus'a yeniden teşekkür ederken, ilk üçe giren (Hippi Kız, Buse's Fashion Blog, Moda Haftası) ve özel ödül kazanan (Style Boom, Hünerli Bayanlar) blogları tebrik ederim:)

Marie Claire Türkiye ve Süper şu an için kapanmıyor!

Bu aralar Ciner Dergi Grubu'nda sorunlar yaşanıyor biliyorsunuz. geçenlerde mali nedenlerden dolayı, istenen tirajı yakalayamadığı belirtilen Newsweek, FHM, Mother and Baby, GEO, Okey, Food and Travel kapatılmıştı. Bu nedenle Ciner Yayın Holding'in geride kalan dergilerinden Marie Claire, Marie Claire Maison ve Süper dergilerine ne olacağını insanlar merak ediyordu. Medyatava gibi çeşitli medya sitelerinde yer alan haberlere göre, bu üç dergi şu aşamada kapanmıyor. Turgay Ciner, bu dergilere tirajlarını arttırmaları için üç aylık süre vermiş.
Bu dergiler aslında Ciner Dergi Grubu değil, holdinge bağlı GD Gazete Dergi Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi bünyesinde bulunuyor. Dergilerin genel müdürü ise Fatoş Yalın Arkun. Şu sıralarda belinden ameliyat olan Arkun 1,5 ay raporlu olduğu için kesin karar onun dönüşünden sonra verilecek.
Gerek Marie Claire, gerekse Süper, kaliteli dergiler. Bir alışveriş rehberi özelliğiyle Süper'deki her bütçeye uygun öneriler birçok kişinin işine yarıyor. Marie Claire de ülkemizin çoğunluktaki dergilerinin sıkıntısını çektiklerini gözlemlediğim "kapağa okuyucu cezbedecek ve onu dergiyi almaya teşvik edecek başlıklar bulma" sorununu çözmüş, dopdolu içeriğiyle ilgi çeken bir yayın, keza Marie Claire Maison da öyle. Yıllardır aramızdalar, lise çağında zayıflamamın verdiği motivasyonla moda dergilerini okumaya başladığımda ilk tanıştığım dergilerden biri Marie Claire oldu mesela. Sonra Süper yayına girince, stil önerisi almak için incelediğim kıyafetlere sanatsal moda çekiminden ziyade ayna karşısındaymış gibi bakma ihtiyacımı giderdiği için o dergiyi ayrı sevdim. Rolling Stones kapandı bir şey yapamadık, Billboard gitti bir şey yapamadık, Madame Figaro gitti gene bir şey yapamadık, daha sayamadığım birçok dergi kayboldu. Tamam, ülkemizdeki birçok derginin özensiz içerikle okuyucuyu cezbetmekten uzak olma sorunu var, ilginç olmayan başlıklarla, sıradan kapaklarla albeniden uzaklar, toplumun genel havasından soyutlanmış olma, bu nedenle daha geniş kitlelere yayılamama sorunu olan dergiler de görüyorum, ama iyi dergiler kapanınca biraz durup düşünmek gerekiyor. Tabii tanıtım eksikliği, sosyal medyada yeterince var olamamak vb. işin başka boyutu. Ama daha fazla insanın dergi okuma alışkanlığı kazanmaları şart. Bu dergilerin okuyucuysanız ya da olmayı düşünüyorsanız hiç olmazsa önümüzdeki 3 ay ikişer üçer tane alın da onlar da kapanmasın.

14 Ocak 2011 Cuma

Rihanna'nın gözü aydın Voguelanmış!

"Voguelanmak" diye bir fiili de Türkçe'ye kattığım için kendimle ne kadar gurur duysam azdır, "Vogue dergisine kapak olmak, Vogue dergisinde yer almak" gibi anlamlara geliyor ki ben bile hayatımda bir kez Voguelanmış, FNO gecesinde Ozan Doğulu'nun Network partisinden bir fotoğraf dergide yayınlandığında kenarda fotoğraf çekerken kadraja girivermiştim:)
Rihanna, sonunda Vogue dergisine, yani Wintour edisyonuna kapak oluyor. Bunu twitter sayfasında duyurmuş. "Just wrapped my first American Vogue cover shoot with Annie Leibovitz … Rah! #SEXY." diye yazmış. Evet, çekimler için Annie Leibowitz'le çalışmış. Derginin (eğer Nisan değilse) Mayıs sayısında yer alacağı söyleniyor. Aslında Vogue dergisinde iki yıl önce kapak olacaktı ama tam o sırada çıplak fotoğrafları nete düşünce Anna Wintour onu kapağa koymaktan vazgeçmiş. Bakalım Rihanna'lı Vogue kapağı nasıl olacak?
Bu arada bu benim Vogue'la ilgili bir haftada girdiğim dördüncü yazı. Vogue için ayrı blog mu açsam acaba:)

Din dan dooon! Reklamlaaaar!

Bence ben reklam cingılı bestelemeyeyim. Yoksa ortaya çok saçma bir şey çıkabilir. Ama moda sektörünün öncü firmalarının yaz sezonu reklamlarından yeni örneklere yer vermek için daha cici bir başlık bulamadım. Nitekim yaz yaklaştıkça bir çok yeni reklamdan daha haberimiz olmaya başladı. Daha önce Chanel, Gucci, Marc Jacobs, Guiseppe Zanotti kampanyalarından örnekler vermiştim.

Şimdi de Emporio Armani ve Giorgio Armani reklamlarından ilk görüntüler geldi.
Emporio Armani'nin reklam kampanyasında Anna Selezneva yer alıyor. Yine bir Mario Sorrenti çalışması.


Giorgio Armani reklam kampanyasıysa bir Nick Knight çalışması. Elisa Sednaoui rol alıyor. Hem Emporio Armani kampanyasının hem de bu kampanyanın sadeliği, zarifliği ve asil havası göz dolduruyor. Geri kalan resimleri görmek için insanlık sabırsızlanıyor.


"La femme bleue" adını taşıyan bu reklam filmini aşağıda izleyebilirsiniz.




Gucci kampanyasından da yeni fotoğraflar ortaya çıktı. İşte birkaç örnek. Daha önce yazdığım gibi fotoğraflar Mert & Marcus'tan. Modeller: Karmen Pedaru, Joan Smalls and Hailey Clauson
Bu yazın en "havalı" kampanyalarından biri. Bu koleksiyonun müthiş renkleri taşra backgrounduyla güzel tamamlanmış. Ama bu kış sezonunun kampanyasıyla aynı frekansta. Bir devam filmi gibi. Grease 2 gibi kötü etki yapmıyor tabii:)


Bu da 2011 yaz kampanyası için hazırlanmış çok özel reklam filmi



Louis Vuitton kampanyasında elbette çantalar Marc Jacobs 2011 yaz koleksiyonuyla birleşiyor. Oldukça göz dolduran ama biraz da abartılı kampanya Steven Meisel tarafından hazırlanmış ve Freja Beha Erichsen, Kristen McMenamy ve Raquel Zimmermann modellik yapıyorlar. Bu kış sezonunun 50ler tarzı cici kızlar imajının tersine, yine retro bir havayla klüplerin çılgın kızları teması söz konusu ki aşırı cafcaflı kıyafetler ve cafcafta kıyafetlerle yarışan dekor ister istemez reklamda dikkatlerin mankenlerin yüzlerine çevrilmesine neden olmuş. Too much. Yine de çantaları fark edebiliyoruz:)




Bu arada Alexander McQueen 2011 yaz kampanyasının da ilk görüntüsü ortaya çıktı.
Dersimiz kelebek. Modelimiz yeni parlayan yıldız Lindsey Wixson. Daha 16 yaşında ama şimdiden Versace, Miu Miu ve Mulberry'le çalıştı bile. Bu kampanya editoryal değil, billboardlar, mağazalar ve markanın web sitesi için hazırlandı. Ürkütücü, egzantrik ama büyüleyici.


Tabii hepsi bu kadar değil, başka kampanyalara da fırsat buldukça değineceğim. İyi geceler.

İstanbul Fashion Week'e bu yıl kimler katılıyor?

İstanbul'umuzun bir tanecik İstanbul'umuzun moda haftasının bu sefer 3-6 Şubat tarihlerinde Santralistanbul'da yapılacağı zaten biliniyordu. Ama defilelerin takvimi merakla bekleniyordu. Sonunda açıklandı. Daha önceki moda haftalarında da rastladığımız Günseli Türkay, Arzu Kaprol, Mehtap Elaidi, Özgür Masur, Gamze Saraçoğlu, Özlem kaya, Atıl Kutoğlu, Simay Bülbül gibi isimler yine yeni koleksiyonlarını sergileyecekler. Bunun yanısıra geçtiğimiz moda haftasında yer alan Gizia, Koton, Avva, Damat yine var.
Bu moda haftasında geçen sefer olmayan ama daha önce yer alan Mavi, Ramsey, Giovane Gentile geri dönüş yapıyor. Derimod, Colins gibi firmaları da izleme olanağı bulacağız. Daha önce Lug Von Siga markasıyla karma defilede yer alan Gül Ağış bu sefer özel defile gerçekleştirecek.
Karma defilelerde Zeynep Erdoğan, Zeynep Tosun, Niyazi Erdoğan, Deniz Kaprol, Tuvana Büyükçınar, Nejla Güvenç, Rana-Berna Canok, Aslı Güler, Jale Hürdoğan yer alıyorlar.

Defileler Santralistanbul'da olacak ama Arzu Kaprol'un defilesi Kuruçeşme'de bulunan Arzu Kaprol Couture Showroom'unda gerçekleştirilecek. Geçen moda haftalarının gediklisi isimleri, mesela MTD Başkanı Bahar Korçan, Hatice Gökçe, Deniz Mercan, Özlem Süer, İdil Tarzi'yi bu yıl defile takviminde göremiyoruz:(

Defilelerin takvimi belirlenirken bu yıl ilginç bir yol izlendi ve (3 Şubat saat 13:00'teki açılış defilesi ve her gün saat 21:00'deki günün son defileleri gibi) bazı defile saatleri açık arttırmayla belirlendi. Açılışı Gizia, kapanışı Koton yapacak. Açık arttırmayla satılan diğer prime time defileleri de Mavi, Colins, Ramsey gibi çeşitli markalara ait oluyor. Burada amaç IFW 2011 için fon yaratmak. Bu sefer İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı desteği yok nitekim. Bu açık arttırmayla toplam 430 bin dolar kaynak elde edildi. Koton 85 bin dolar ödeyerek açılış defilesini almıştı, sonra Gizia'yla yer değiştirdi ve kapanış defilesinde yer aldı. Bu sefer 1.5 milyon dolarlık bir bütçe ayrıldı. Organizasyonu üstlenen İTKİB, 500 bin dolar verirken kalan miktar açık arttırmayla sponsorlardan elde edildi.

Defileler Moda Tasarımcıları Derneği (MTD), Birleşmiş Markalar Derneği (BMD) ve İstanbul Moda Akademisi (IMA) işbirliğiyle gerçekleştirilecek. Ana Galeri Binası'ndaki yaklaşık 900 kişilik bir salonda yapılacak, binadaki 400 kişilik küçük salon ise provalar için kullanılacak. Partiler ise Santralistanbul'daki Enerji Müzesi'nde yer alacak.

Defilelere katılacak dünyaca ünlü konuklarla ilgili henüz elime bir bilgi ulaşmış değil, nitekim bu sefer ünlüleri İTKİB değil tasarımcılar getirecek ve modellerin ağırlıkta olduğu bir ünlü portföyü olacağı söyleniyor.
Tasarımcıların koleksiyonlarının ayrıntıları, temalarının ne olacağı, 2011 Sonbahar-Kış sezonu için neler hazırladıları elbette büyük merak konusu, çünkü İstanbul Moda Haftası birçok şehrin moda haftasından daha önce yapılıyor ve 2011-2012 sezonuyla ilgili bilgilere gerçek anlamda ulaşma imkanını ilk veren organizasyonlardan biri olacak. Yani koleksiyonlarda global trendlerin izleri olsa da olmasa da böyle olacak çünkü ülkemizin tasarımı artık medya aracılığıyla ülkemizin trendlerini belirliyor. (Birçok popüler dizide ağırlıklı olarak Türk tasarımcılar kullanılıyor) Tabii hazır giyim firmalarının defileleri de bu bağlamda merak uyandırıyor.
Moda haftasına bir aydan kısa bir süre kaldığına göre o zamana kadar sabırsızlığımızı gidermek için bir yöntem bulalım. Aşağıdaki yazıda Solitaire önerdim ama elbette çok daha iyi fikirlerin olduğunu biliyorum:)


Görseller: (Yukarıdan aşağıya) Zeynep Erdoğan, Günseli Türkay, Özgür Masur. Hepsi 2010 Şubat ayında yapılan İstanbul Fashion Week'ten.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...